<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Madde Bağımlısı &#187; Alıntılar</title>
	<atom:link href="http://www.maddebagimlisi.com/liste/alintilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.maddebagimlisi.com</link>
	<description>Madde madde listeler</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Jan 2012 15:31:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>En ilginç hikayeli 10 İngilizce deyiş&#8230;</title>
		<link>http://www.maddebagimlisi.com/en-ilginc-hikayeli-10-ingilizce-deyis/</link>
		<comments>http://www.maddebagimlisi.com/en-ilginc-hikayeli-10-ingilizce-deyis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 11:43:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>konuk maddeciler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[deyim]]></category>
		<category><![CDATA[deyiş]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce]]></category>
		<category><![CDATA[saniye demirel]]></category>
		<category><![CDATA[sözcük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.maddebagimlisi.com/?p=1689</guid>
		<description><![CDATA[MADDELEYEN: Saniye Demirel Blogumuzun tatlı İngilizce öğretmeni, sevgili Saniye Demirel tekrar sahalara döndü ve yine şahane bir maddelemeyle huzurlarınıza çıktı. Bu sefer de İngilizcede hikâyesi en ilginç deyimleri/ deyişleri/ sözcükleri maddeledi. Buyrun bakalım&#8230; 10. Not my cup of tea ‘It’s not my cup of tea!’ ‘tarzım değil’ anlamına geliyor. Yaptığımız Internet araştırmasında çok da önemli [...]


Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-sik-yaptigimiz-15-ingilizce-hatasi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En sık yaptığımız 15 İngilizce hatası&#8230;'>En sık yaptığımız 15 İngilizce hatası&#8230;</a> <small>MADDELEYEN: SANİYE DEMİREL Öğrenciler anadillerinde olmayan bir kavram ile karşılaştıklarında...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-amerikan-15-soylem/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En Amerikan 15 söylem&#8230;'>En Amerikan 15 söylem&#8230;</a> <small>İşte ingilizcem var ama konuşma dilini kıvıramıyom&#8217;cular için eşsiz bir...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-ilginc-10-fetis/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En ilginç 10 fetiş'>En ilginç 10 fetiş</a> <small>Biraz zor bir konu olacak gibi ama du bakalım.. Şimdi...</small></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-ilginc-hikayeli-10-ingilizce-deyis%2F"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-ilginc-hikayeli-10-ingilizce-deyis%2F&amp;style=normal&amp;b=2" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><strong>MADDELEYEN: Saniye Demirel</strong></p>
<p><em>Blogumuzun tatlı İngilizce öğretmeni, sevgili Saniye Demirel tekrar sahalara döndü ve yine şahane bir maddelemeyle huzurlarınıza çıktı. Bu sefer de İngilizcede hikâyesi en ilginç deyimleri/ deyişleri/ sözcükleri maddeledi. Buyrun bakalım&#8230; </em></p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2010/06/english-238x300.jpg" alt="english" title="english" width="238" height="300" class="aligncenter size-medium wp-image-1699" /></p>
<p><strong>10.	Not my cup of tea</strong><br />
‘It’s not my cup of tea!’ ‘tarzım değil’ anlamına geliyor. Yaptığımız Internet araştırmasında çok da önemli bir açıklama yok açıkçası. Neden coffee değil de tea gibi sorulara da basit yanıtlar verilmiş. İşte İngilizler çay içer, geleneksel bir içecektir gibi şeyler. Ama güzel deyim, kullanışlı. Bir teklifi beğenmediniz mi, ‘that’s not my cup of tea, thanks,’ diyip işinize bakın.</p>
<p> <img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2010/06/teacoffecupmacrophotographyteacup-ff9dd7305dcc2ba9fd54420532466466_h-300x199.jpg" alt="tea,coffe,cup,macro,photography,tea,cup-ff9dd7305dcc2ba9fd54420532466466_h" title="tea,coffe,cup,macro,photography,tea,cup-ff9dd7305dcc2ba9fd54420532466466_h" width="300" height="199" class="aligncenter size-medium wp-image-1698" /></p>
<p><strong>9. Born with a silver spoon in his/ her/ my mouth</strong><br />
&#8216;Born with a silver spoon in his/ her/ my mouth,’ ağzında gümüş kaşıkla doğmak anlamına geliyor ve zaten deyim kendini anlatıyor; zengin aileye doğmak demek. Bir zamanlar vaftiz törenine gelen ‘vaftiz babası/annesi’ bebeğe hediye olarak kaşık getirirmiş. Aile varlıklıysa kaşık gümüşten olurmuş, değilse, ya ahşap ya da kalaylı bakırdan. Zaten ‘spoon’ kelimesi ‘yontulmuş tahta’ anlamına gelen ‘spon’dan türemiş. Deyimi olumsuz kullanma eğilimi de ezici bir darbe etkisi yaptığı için tabii ki; kim dönüp de ‘’ağzımda gümüş kaşıkla doğdum ben’ der ama ‘kızım, biz senin gibi ağzımızda gümüş kaşıkla doğmadık,’ demek daha havalı. Cervantes, ‘Don Quixote’da kullanmış deyimi: ‘Every man wasn’t born with a silver spoon in his mouth&#8230;’</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2010/06/il_430xN.32569444-300x240.jpg" alt="il_430xN.32569444" title="il_430xN.32569444" width="300" height="240" class="aligncenter size-medium wp-image-1697" /></p>
<p><strong>8. Cop</strong><br />
İngilizce film izleyenlerin aşina olduğu bir sözcüğe geldi sıra: ‘cop’. Argoda polis anlamına gelen bu sözcüğün bizdeki karşılığı ‘aynasız’. Polis üniformalarında kullanılan bakır düğmelerden (copper buttons) esinlenerek kullanılmaya başlanmış argo bir sözcük. (The Pocket Dictionary of American Slangs/ Harold Wentworth &#038; Stuart Nerg Flexner: 1960)</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2010/06/photographicessaycrotchwatchirobinschwartzvivamagazine-c215a1393c23ddc3301dcca38486d2e6_h-300x208.jpg" alt="photographic,essay,crotch,watchi,robin,schwartz,viva,magazine-c215a1393c23ddc3301dcca38486d2e6_h" title="photographic,essay,crotch,watchi,robin,schwartz,viva,magazine-c215a1393c23ddc3301dcca38486d2e6_h" width="300" height="208" class="aligncenter size-medium wp-image-1696" /></p>
<p><strong>7. Keeping up with the Joneses</strong><br />
 ‘Başkalarıyla aşık atmak’ anlamına gelen bir deyim; yani ‘bana baksana sen, bizim onlardan neyimiz eksik?’ durumları. Amerikalı meşhur karikatür sanatçısı Arthur R. Momand, 1913 yılında ‘‘Keeping up with the Joneses’ başlıklı çizgi romanını yaratır. Amerika’nın günlük yaşamını anlattığı bu seriyi ‘POP’ imzasıyla 1945 yılına kadar çizer; parmakla sayınız, 32 yıl. Günlük hayattan beslenmenin akıl almaz çokluktaki olanakları. Günlük hayat deyip geçmeyin; böyle bir ders bile var İngiltere’de. Arthur Usta, Amerika’nın ilk karikatür sanatçılarından biri; 1886’da doğmuş, 1987 ölmüş; Sayılara tekrar bakınız; şaka gibi, 101 yıl.  Başlığı ve temayı nasıl bulduğuna gelince; millet birbiriyle aşık atarken, kahramanımız onları bir güzel izlemiş. Karısıyla New York’ta Long Island’ın Cedarhurst şehrinde yaşıyormuş; ortalama gelirin üst düzeyde olduğu yerlerden biri. Herkesin ‘cream’ görünmek için çabaladığı, o ne almış bu ne satmış, biz de alalım, satın aldıklarımızla ne kadar kazandığımızı gösterelim, vs. vs. derkennnn; aklımıza, ‘Little Boxes’  şarkısı geliyor. Orta sınıfın hayatını anlatan şahane bir şarkıdır. (Daha önce dinlemediyseniz hemen tıklayın) İşte tam da o şarkıda anlatılan bir hayat yaşanmaktaymış Cedarhurst’te. Bizim Arthur Usta bakmış ki ‘everybody is keeping up with the Joneses’, ‘yeterrrr be’ demiş ve Manhattın’da kiraladığı ucuz bir dairede yaşamaya ve bir yandan da ‘Keeping up with the Joneses’’u çizmeye başlamış. Adam anadan doğma sanatçı işte. Haaaa, Jones’lar adını seçme nedeni tamamen kulağa hoş geldiği içinmiş. Önce Smith koymuş sonra Jones. Hizmette sınır yoktur diyip blog okuyucularımıza şarkı sözlerini de yazalım: </p>
<p>L<em>ittle boxes on the hillside/ Little boxes made of ticky tacky<br />
Little boxes/  Little boxes/ Little boxes all the same.<br />
There&#8217;s a green one and a pink one/ and a blue one and a yellow one<br />
And they&#8217;re all made out of ticky tacky/ and they all look just the same<br />
And the people in the houses all went to the university<br />
And they all get put in boxes, little boxes all the same<br />
And there&#8217;s doctors and there&#8217;s lawyers<br />
And business executives<br />
And they&#8217;re all made out of ticky tacky and they all look just the same<br />
And they all play on the golf course and drink their martini dry<br />
And they all have pretty children and the children go to school<br />
And the children go to summer camp<br />
And then to the university<br />
And they all get put in boxes, and they all come out the same<br />
And the boys go into business and marry and raise a family<br />
And they all get put in boxes, little boxes all the same<br />
There&#8217;s a green one, and a pink one/ and a blue one and a yellow one<br />
And they&#8217;re all made out of ticky tacky/  and they all look just the same. </em></p>
<p><object width="480" height="270"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xar3yu"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowScriptAccess" value="always"></param><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xar3yu" width="480" height="270" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><strong>6. Caesarean Section</strong><br />
Sezaryenın nerden geldiğini artık sağır sultan bile biliyor ama biz yine de yazalım. 1970’den önce doğanlar genellikle ebe elinde doğmuştur; o da doğuran kadıncağız biraz şanslıysa; ama malum, artık doktorlar bir bahanesini bulup doğumu sezaryen yapıyorlar. Rivayet odur ki; ‘Et tu, Bruté?’ (Sen de mi Brutüs?’) sözü ile tarihe geçmiş olan Roma İmparatoru Julies Caesar, bu yöntemle dünyaya gelmiş ilk kişi. Adamın imparator olacağı gelişinden belliymiş demek. İşte size fırsat: doktorunuz bebeğinizin doğumunu sezaryen yapmaya karar verirse ona ‘Et tu, Bruté?’ deyin; bakalım ne yapacak? (The Wordsworth Dictionary of Eponyms: Martin H. Manser: 1988)</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2010/06/6a00d8341d7ef253ef011168ccf2b6970c-320pi-300x289.jpg" alt="6a00d8341d7ef253ef011168ccf2b6970c-320pi" title="6a00d8341d7ef253ef011168ccf2b6970c-320pi" width="300" height="289" class="aligncenter size-medium wp-image-1695" /></p>
<p><strong>5. After me, the flood.</strong><br />
Tarih kitaplarında rastladığımız bir ilginç söze geldi sıra: ‘After me, the flood.’ Fransızcası ‘Aprés moi le deluge’, Türkçesi ‘Benden sonra tufan’ olan bu lakırdıyı gerçekten de Fransa Kralı XV. Louis söylemiş mi söylememiş mi o pek belli değil ama 59 yıl süren hükümranlığı süresince Fransız halkını zerre kadar düşünmediği kitaplara kaydolmuş. Biz onların yalancısıyız. Milleti aç susuz bırakmış, karşısına almış, astığım astık kestiğim kestik demiş; bir yandan da sarayında güllük gülistanlık bir hayat yaşamış. E, her şeyin bir sonu vardır. 1774’de çiçek hastalığından (smallpox) ölmüş. Sabredin blogcular, sıra tufanın nasıl koptuğuna geliyor. Azzz sonra&#8230; </p>
<p>Saraya bir kral gerek&#8230; Torun XVI. Louis henüz 21 yaşında (insan ister istemez, herkes Fatih Sultan Mehmet değil tabii diye bir şeyler geçiriyor kafasından) ve çocuğun aklı fikri avcılıkta; tufanı nasıl durdursun? Bu, hiçbirimiz için bir anlam ifade etmeyen on beşinci, bilmem kaçıncı Louis’lerden sonra, sahnelere hepimizin bildiği bir karakter çıkıyor. Marie Antoinette… </p>
<p>Kızcağız 14 yaşındayken Fransa Krallığı’nın müstakbel kralı ile evlendiriliyor. On dokuzunda o artık bir kraliçe ama çok mutsuz. Olur mu demeyin; olmuş işte. Avusturya doğumlu olduğu için zaten ‘dışarlıklı’ sayılıyor; bir de giydiği, taktığı takıştırdığı her şey milletin dilinde. Sıkıntıdan kendine Versailles’in bahçesinde kocaman bir oyun parkı yaptırıyor; böyle kulübeler, dereler, değirmen filan. Tam da bu müsriflikler bize ‘vayyy be!’ dedirtirken, tarih kitapları günah çıkarmaya başlıyor. Mesele şu: meşhur bir lafı var malumunuz: ‘Let them eat cake!’ (Ekmek yoksa pasta yesinler’) Yıllarca Marie Antoinette bu sözle tiye alındı. Esasında monarşinin savurganlığı ve zayıflığı yıllar önce başlamıştı. Büyükdede’nin marifeti,  muhtemelen kafasını kullanamayan bir zavallı olan Marie’ciğe yüklendi; artık halk uyanmıştı. Monarşinin halkın açlığına olan duyarsızlığı, slogan haline gelen ‘ Let them eat cake!’ ile özdeşleşti. </p>
<p>Beni ilgilendirense, 38 yaşında giyotinde son bulan bir hayatın (1793) son sözleri. Papaz ona şöyle fısıldamış: ‘Şu an Madam, cesaret göstermeniz gereken bir an.’ Marie’nin son sözü de şu: ‘Cesaret mi? Ben yıllarca acılara göğüs gererek yaşadım. Şimdi tam da, tüm acılarım sona ererken bunu kaybedeceğimi mi sanıyorsunuz?’ (Courage! I have shown it for years; think you I shall lose it at the moment when my sufferings are to end?) (Yararlandığım kaynak: Mark Kishlansky, Geary, O’Brien; ‘Civilization in the West’; (1995) ve Internet)</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2010/06/film-fbbedc91accb0877cb2daa15ccc1e02f_h-300x200.jpg" alt="film-fbbedc91accb0877cb2daa15ccc1e02f_h" title="film-fbbedc91accb0877cb2daa15ccc1e02f_h" width="300" height="200" class="aligncenter size-medium wp-image-1694" /></p>
<p><strong>4. A skeleton in the cupboard </strong><br />
Amerika’da ‘Hiç kimseye söylenmeyecek bir sırra sahip olmak’ anlamına gelen bu deyimi öğrendiğimde 11 yaşındaydım. Dolabın içindeki iskelet resmi daha dünmüş gibi gözümün önünde. Deyimin tıp mesleğine dayanan bir geçmişi var. 1832’den önce İngiltere’de doktorların ceset üzerinde tıbbı araştırma yapmaları, cesedi kesip parçalara ayırmaları yasak. Doktorların bu amaç için kullanabildikleri tek denek idam edilmiş suçlular. Şansları yaver giderse, buldukları cesedi alıp inceliyorlar ama bir yandan da, halkın bunu ortalık yerde görmesinden yaygara kopacağı düşüncesiyle dolaba kilitliyorlar. Yani, aslında iyi bir iş yapıyor olabilirsin ama sen yine de bunu kimseye söyleme, nolur nolmaz duygusu. Bi düşünün bakalım, kaç tane sikelıtınınız var kabırdınızda? (Internet: Tim Bowen)</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2010/06/JE8444-001-248x300.jpg" alt="JE8444-001" title="JE8444-001" width="248" height="300" class="aligncenter size-medium wp-image-1693" /></p>
<p><strong>3. Peeping Tom</strong><br />
Deyim hikâyelerinin en komiklerinden biri de röntgenci anlamına gelen ‘Peeping Tom’ Örneklersek: ‘He was accused of being a Peeping Tom.’ Çok eskilere dayanan bir öyküsü var. XI. yüzyılda İngiltere’de Coventry Lord’u Leofric adlı bir asilzade var. Halka ödeyemeyecekleri vergi borçları yükleyen acımasız bir adam Leofric. Karısı, Lady Godiva da çok iyi yürekli bir kadın. Borç kapıya dayanınca halk gelip Lady Godiva’dan kocasını insafa davet etmesi için ricada bulunuyor. Peki, diyor Lady Godiva ama kocası- evet kocası- tek bir şartla bu isteği yerine getirebileceğini söylüyor. Sıkı durun: at üstünde çırılçıplak şehri dolaşırsa. Vayyyy be! Bazen bir erkek ne kadar komik duruma düşebiliyor. Lady Godiva teklifi kabul ediyor. Şehir sakinlerinden kapı, pencere ne varsa kapalı tutmalarını isteyerek beyaz bir atın üstünde, çırılçıplak, şehri dolaşıyor. </p>
<p>İşteeeee, bizim ‘neden Peter ya da Richard değil de Tom?’ diyerek peşine düştüğümüz Tom, tam da bu sırada sahneye çıkıyor. Mesleği terzilik olan bu meşhur Tom, Lady Godiva’ya ‘dikiz atıyor’. Sinema meraklıları bilir. Michael Powell’ın çok önemli bir de filmi vardır bu adda. (The Wordsworth Dictionary of Eponyms: Martin H. Manser: 1988)</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2010/06/50seracharmbwbarechestbarechestsblondeseroticaesthetic-97586264af414f905dbf3a287dec106c_h-300x199.jpg" alt="50s,era,charm,b,w,bare,chest,bare,chests,blondes,erotic,aesthetic-97586264af414f905dbf3a287dec106c_h" title="50s,era,charm,b,w,bare,chest,bare,chests,blondes,erotic,aesthetic-97586264af414f905dbf3a287dec106c_h" width="300" height="199" class="aligncenter size-medium wp-image-1692" /></p>
<p><strong>2. Black Maria </strong><br />
İngilizcede mahkûm ve sanıkların nakliyesini yapan araca ‘Black Maria’ deniyor. Renge takılmadık ama Maria’yı görünce kimmiş bu hatun kişi, ne yapmış da mahkûm arabasına adını nakşetmiş diye düştük peşine. Buyurun okuyun: Efendim, Maria Lee, 1800 yıllarının Boston’ında yaşamış olan güçlü kuvvetli, zenci bir kadın. Ama öyle bir kadın ki en azılı tayfalar bile karşısında tir tir titriyor. Gemicilerin yatıp kalktıkları ucuz bir otel işletiyor. Devrin güvenlikçileri, karakollar suçlularla dolup taşıp, yer kalmayınca, ufak tefek suçları olan- yani tehlikesiz bulunan- adamları yer işgal etmesinler diye Maria’nın oteline yolluyorlar. ‘Çağırın Black Maria’yı’ diye buyurunca polis şefi, yeri göğü inleten Maria geliyor- at arabasıyladır diye umuyorum; yoksa sırtında taşıyarak mı hak etmiştir adını bir deyime vermeyi?- ve asayişi bozan bu zararsız ve muhtemelen sarhoş adamları alıp oteline götürüyor. İngiltere’de 1938 yılında atla çekilen mahkûm araçlarının ilk kullanılmaya başladığı tarihten bu yana nakil işlevini gören araçlara argoda ‘Black Maria’ deniyor. Bildiğiniz ‘police van’ işte. Ama bir kez öğrenilince unutulur gibi değil! (Martin. H. Manser’den faydalandık: 1988: 23)</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2010/06/4473068705_81cd25feca-300x188.jpg" alt="4473068705_81cd25feca" title="4473068705_81cd25feca" width="300" height="188" class="aligncenter size-medium wp-image-1691" /></p>
<p><strong>1. Blue stocking</strong><br />
İngilizcede hikâyesini en çok sevdiğim deyim ‘blue stocking’dir. ‘Ziyadesiyle akademik ve pek bi entelektüel hatun kişi’ anlamına gelen bu deyim şöyle kullanılır: ‘My cousin’s wife is definitely a blue stocking.’ Efenim, rivayet olunur ki, zamanlardan bir zaman- hadi onu da yazalım; 18. y.y.’da, Elizabeth Montagu derler bir leydicik varmış. Londra’daki evinde deriiin mevzuların tartışıldığı toplantılar düzenlemeye bayılırmış. İşte bu toplantıların müdavimlerinden biri de tarih hakkında yaptığı konuşmalarla ünlü olan Benjamin Stillingfleet adlı bir akademisyen. Müthiş bir hayran kitlesi var. Dinlemeye doyulamayan konuşmasının yanı sıra bir de takıntısı var: her zaman mavi çoraplar giyiyor. Zamanla, entelektüelleri buluşturan bu toplantılar yaygınlaşıyor. İnsanlar bu gruba dahil olduklarını ve Benjamin Bey’e hayranlıklarını nasıl mı gösteriyorlar? Mavi çorap giyerek! Deyimin günümüzde sadece kadınlar için kullanılma nedeni ise bilindik bir neden: bacağı boydan boya saran çorapları eskiden erkekler de kullanırken günümüzde sadece kadınlar kullanıyor.   </p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2010/06/longsocksbluecolourheelslegpink-1b33db6aa0b439493a2b68558b69aa28_h-300x201.jpg" alt="long,socks,blue,colour,heels,leg,pink-1b33db6aa0b439493a2b68558b69aa28_h" title="long,socks,blue,colour,heels,leg,pink-1b33db6aa0b439493a2b68558b69aa28_h" width="300" height="201" class="aligncenter size-medium wp-image-1690" /></p>
<img src="http://www.maddebagimlisi.com/?ak_action=api_record_view&id=1689&type=feed" alt="" />

<p>Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-sik-yaptigimiz-15-ingilizce-hatasi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En sık yaptığımız 15 İngilizce hatası&#8230;'>En sık yaptığımız 15 İngilizce hatası&#8230;</a> <small>MADDELEYEN: SANİYE DEMİREL Öğrenciler anadillerinde olmayan bir kavram ile karşılaştıklarında...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-amerikan-15-soylem/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En Amerikan 15 söylem&#8230;'>En Amerikan 15 söylem&#8230;</a> <small>İşte ingilizcem var ama konuşma dilini kıvıramıyom&#8217;cular için eşsiz bir...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-ilginc-10-fetis/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En ilginç 10 fetiş'>En ilginç 10 fetiş</a> <small>Biraz zor bir konu olacak gibi ama du bakalım.. Şimdi...</small></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.maddebagimlisi.com/en-ilginc-hikayeli-10-ingilizce-deyis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2010/06/longsocksbluecolourheelslegpink-1b33db6aa0b439493a2b68558b69aa28_h-150x150.jpg' length='4819'  type='image/jpg' /><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2010/06/longsocksbluecolourheelslegpink-1b33db6aa0b439493a2b68558b69aa28_h-150x150.jpg' width='180' height='135'/>	</item>
		<item>
		<title>En güzel 10 eski zaman yıldızı (1940&#8242;lar)&#8230;</title>
		<link>http://www.maddebagimlisi.com/en-guzel-10-eski-zaman-yildizi-1940lar/</link>
		<comments>http://www.maddebagimlisi.com/en-guzel-10-eski-zaman-yildizi-1940lar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 23:27:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>deniztan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ünlüler]]></category>
		<category><![CDATA[1940'lar]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[film noir]]></category>
		<category><![CDATA[hollywood]]></category>
		<category><![CDATA[müzikal]]></category>
		<category><![CDATA[siyah-beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[star]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.maddebagimlisi.com/?p=1361</guid>
		<description><![CDATA[1930- 1950&#8242;li yıllar arasında parlamış Hollywoood yıldızlarının ışığına, havasına, nasıl derler aura&#8217;sına hastayım. Böyle sanki güzel olmanın dışında bu dünyadan değillermiş gibi bir zerafet, bir eda&#8230; Siyah-beyaz filmlerin etkisi midir, o zamanın kıyafetleri midir, o dönem Hollywood&#8217;unun görkemi midir nedir bilmiyorum bu etkiyi yaratan ama sanki günümüzün hiçbir güzel kadını ne kadar uğraşırsa uğraşsın, o [...]


Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-guzel-10-eski-zaman-yildizi-1950ler/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En güzel 10 eski zaman yıldızı (1950&#8242;ler)&#8230;'>En güzel 10 eski zaman yıldızı (1950&#8242;ler)&#8230;</a> <small>Evet sevgili okuyucular, bir zaman önce söz verdiğim üzere, eski...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-karizmatik-20-j/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En karizmatik 20 J&#8230;'>En karizmatik 20 J&#8230;</a> <small>MADDELEYEN: s1m0ne Her şey karizmatik bulduğum aktörleri düşünmemle başladı. Bir...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-baba-10-yesilcam-karakteri/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En baba 10 Yeşilçam karakteri&#8230;'>En baba 10 Yeşilçam karakteri&#8230;</a> <small>Babalar günü olur da biz Madde Bağımlısı olarak hiç unutur...</small></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-guzel-10-eski-zaman-yildizi-1940lar%2F"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-guzel-10-eski-zaman-yildizi-1940lar%2F&amp;style=normal&amp;b=2" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><em>1930- 1950&#8242;li yıllar arasında parlamış Hollywoood yıldızlarının ışığına, havasına, nasıl derler aura&#8217;sına hastayım. Böyle sanki güzel olmanın dışında bu dünyadan değillermiş gibi bir zerafet, bir eda&#8230; Siyah-beyaz filmlerin etkisi midir, o zamanın kıyafetleri midir, o dönem Hollywood&#8217;unun görkemi midir nedir bilmiyorum bu etkiyi yaratan ama sanki günümüzün hiçbir güzel kadını ne kadar uğraşırsa uğraşsın, o zamanın kadınlarının ışığını yakalayamazmış gibi geliyor bana. Sanki star kelimesi, bu kadınları anlatmak için doğmuş. Ulaşılmaz, soğuk, gerçek dışı güzellikte, sözlükte &#8220;glamour&#8221; kelimesinin yanında resmi olması gereken kadınlar bunlar&#8230; Buyrun, başlıyoruzzz! Bu arada, bu maddelememizde 1940&#8242;ları inceleyeceğiz efenim, sırada 1950&#8242;ler var, yani Marilyn nerede diye paniğe kapılmayın.</em></p>
<p><strong>10. Veronica Lake (1919 &#8211; 1973)</strong><br />
<em>&#8220;I wasn&#8217;t a sex symbol, I was a sex zombie&#8221; </em></p>
<p>Jessica Rabbit karakterinde de esinlenildiği söylenen, gözün önüne düşen iri dalgalı, uzun saçlar&#8230; Soğuk, mesafeli bir duruş. Veronica Lake denince ilk akla gelen şeyler olsa gerek. Her ne kadar fotoğraflarında o zamanın tüm kadınları gibi upuzun, selvi boylu gibi dursa da, aslında boyu sadece 1.51 imiş. Beni bu kadınlarla ilgili en şaşırtan şey bu galiba çünkü ben hepsini 1.80 gibi görüyorum nedense. &#8220;Larger than life&#8221; dedikleri efekt bu olsa gerek.  Her neyse lafı dolandırmayayım, film noir&#8217;lardaki tehlikeli, soğuk kadın figürüne uygun görünümüyle bu genre&#8217;da rollerde oynamış ama sonradan komediye olan yatkınlığı da keşfedilmiş. Kendisini meşhur eden film 1941&#8242;deki <a href="http://www.imdb.com/title/tt0033741/">I Wanted Wings </a>filmi. Zaten kariyerinin en parlak dönemini de bunu izleyen 5 yıl içerisinde yaşamış. Efenim, hayatının son yıllarını alkolizmle boğuşarak geçiren yıldızımız, 54 yaşında hepatitten hayatını kaybetmiş.</p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-1362" title="VeronicaLake" src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/11/VeronicaLake-226x300.jpg" alt="VeronicaLake" width="226" height="300" /></p>
<p><strong>09. Ginger Rogers (1911 &#8211; 1995)</strong><br />
<em>&#8220;When you&#8217;re happy, you don&#8217;t count the years.&#8221;</em></p>
<p>Esasında rakibeleri göz önüne alındığında, onların efsanevi güzelliğine sahip bir oyuncu değil belki Ginger Rogers. Güzel değil sempatik derler ya, biraz öyle.  Ama benim,  hep Fred Astaire ile dans eden o imajı aklımda. Uçuşkan etekli, uzun bacaklı, zarif silüetiyle çok hoş bir kadın kesinlikle Ginger Rogers. Hatta bakınız Marilyn&#8217;in de en sevdiği oyunculardan biriymiş kendisi. Dönemin çoğu yıldızına göre uzun bir hayat yaşamış olan Ginger Rogers, bu uzun kariyere pek çok da film sığdırmış. En bilinen rolleri tabii ki, dediğim gibi Fred ile dans ettikleri müzikaller. Zaten yıldızlık mertebesine ulaşması da sonradan beraber 10 filmde oynayacağı Fred Astaire ile eşleştirilmesiyle oluyor ve bu sayede müzikal türünün en sevilen isimlerinden birine dönüşerek, dönemin en çok para kazanan oyuncularından biri haline geliyor. Bakınız o dönemki maaşının (sene 1938) 219 bin dolir olduğu raporlara geçmiş misela. Fred Astaire ile aralarının limoni olduğu da, yattıkları da rivayet edilenler arasında. Zannediyorum her iki dedikodu da kendisi tarafından yalanlanmış. Kendisi 83 yaşında, doğal sebeplerle hayatını kaybetmiş. Ve ayrıca Ginger da 5 metrelik bacakları varmış görünümüne rağmen, 1.63 boyunda imiş. Allah allah, TV kilo ekler derlerdi, bu kadınlarda boy uzatmış sankim?</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/11/ginger-218x300.jpg" alt="ginger" title="ginger" width="218" height="300" class="aligncenter size-medium wp-image-1373" /></p>
<p><strong>08. Lauren Bacall (1924 &#8211; )</strong><br />
<em>&#8220;I never believed marriage was a lasting institution . . . I thought that to be married for five years was to be married forever.&#8221;</em></p>
<p>Ah nihayet gerçekten uzun sayılabilecek bir kadın, göz yanılsaması değil, 174 yani. Eski bir model olan Lauren Bacall, seksi, buğulu sesiyle tanınıyor. Ayrıca kendisi listemizdeki tek, hala hayatta olan yıldızımız, alla uzun ömürler virsin. 1945&#8242;te ünlü oyuncu Humphrey Bogart ile evlenen ve Bogart&#8217;ın 1957&#8242;de kanserden ölmesine kadar kendisiyle evli kalan Bacall&#8217;ın daha sonra Frank Sinatra ile beraber olduğu bilinmekte. En meşhur filmleri arasında Bogart ile kamera karşısına geçtiği<a href="http://www.imdb.com/title/tt0038355/"> The Big Sleep</a>, meşhur Agatha Christie adaptasyonu <a href="http://www.imdb.com/title/tt0071877/">Murder on the Orient Express </a>ve <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000002/bio">How to Marry a Millionaire </a>yer alıyor. Sayısız filmde rol almış rol almış bu önemli yıldız, halen oyunculuk yapmaya devam ediyor.</p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-1366" title="lauren-bacall" src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/11/lauren-bacall-237x300.jpg" alt="lauren-bacall" width="237" height="300" /></p>
<p><strong>07. Gene Tierney (1920 &#8211; 1991)</strong><br />
<em>&#8220;Jealousy is, I think, the worst of all faults because it makes a victim of both parties.&#8221;</em></p>
<p>Listedeki bazı isimler kadar bilinen bir isim değil belki ama zamanının önemli yıldızlarından ve tüm zamanların en güzel kadınlarından biri kesinlikle. Kendisinin en bilinen filmi meşhur bir cinayet filmi olan <a href="http://www.imdb.com/title/tt0037008/">Laura</a>. Hafiften sosyetik bir ailenin kızı olan Tierney, oyunculuğa Broadway ile başlayıp, buradan Hollywood&#8217;a transfer olmuş. 1943&#8242;te hamileliği sırasında bir kadın hayranı ile tanışmasının hayatına büyük bir etkisi olmuş. Zira Tierney ile tanışmak için hastaneden kaçan ve rubella (kızamıkçık) virüsü taşıyan bu hayran, Tierney&#8217;e hamilelikte büyük tehlike arzeden bu virüsü bulaştırmış ve oyuncunun ilk çocuğunun ileri derecede engelli olarak doğmasına sebep olmuş. Hatta bu olayın Agatha Christie&#8217;ye meşhur romanı &#8220;Ve ayna kırıldı&#8221; için ilham verdiği rivayet ediliyor. Kızının rahatsızlığı nedeniyle hayatı boyunca depresyondan depresyona giren Tierney, ileriki zamanlarda manik depresif teşhisiyle hastaneye yatmış ve elektrik şoku görmüş. Hatta bundan sonra, elektrik tedavisinin hafızasına zarar verdiğini açıkça söyleyerek, şok tedavisinin en azılı düşmanlarından biri olmuş. Yeteneğine ve güzelliğine rağmen hastane günlerinden sonra pek fazla iş yapamayan oyuncu, 71 yaşında hayata veda etmiş.</p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-1368" title="large_tierney" src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/11/large_tierney-240x300.jpg" alt="large_tierney" width="240" height="300" /></p>
<p><strong>06. Vivien Leigh (1913- 1967)</strong><br />
<em>&#8220;It&#8217;s much easier to make people cry than to make them laugh.&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.imdb.com/title/tt0031381/">Rüzgar gibi geçti</a> denince akla gelen kadın, Scarlett O&#8217;Hara ya da <a href="http://www.imdb.com/title/tt0044081/">İhtiras Tramvayı </a>&#8216;ndaki meşhur Blanche DuBois&#8230; Yani Vivien Leigh. İki Oscar sahibi bu yıldızın Oscar ödüllerinden birini kapı çarpmasın diye kullandığı rivayet ediliyor. Bipolar (manik depresif) olduğu bilinen yıldızımız, rahatsızlığı nedeniyle sette zor bir oyuncu olarak ün yapmış ve  çok güzel olmasının oyunculuğunun önüne geçmesinden hep şikayet etmiş. Yine rahatsızlığı nedeniyle düzenli olarak elektrik şoku tedavisi gören Vivien, zor ama profesyonel bir oyuncu olarak, elektrik aldıktan sonra bile performansından hiçbir şey kaybetmez imiş. Hayatının uzun yıllarını manik depresif olması ve sonradan yakalandığı verem nedeniyle tedavilerle geçirmiş olan Leigh, hayatını 53 yaşında yine veremden kaybetmiş. Kendisi Oscar&#8217;lı bir Hollywood yıldızı olmasına rağmen, esasında Hollywood&#8217;a zıplamadan önce çok yetenekli bir tiyatro oyuncusu olarak addedilen bir İnciluz asilzadesi.</p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-1364" title="Vivien_Leigh0550r" src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/11/Vivien_Leigh0550r1-246x300.jpg" alt="Vivien_Leigh0550r" width="246" height="300" /></p>
<p><strong>05. Frances Farmer (1913 &#8211; 1970)</strong><br />
<em>&#8220;There comes a point when a dream becomes reality and reality becomes a dream.&#8221;</em></p>
<p>Çok sevdiğim bir kadın ve çok acıklı bir hikaye&#8230; Frances Farmer, Kurt Cobain&#8217;in &#8220;Frances Farmer will have her revenge on Seattle&#8221; şarkısındaki Frances, çok ama çok güzel, akıllı, yetenekli bir oyuncu ama Hollywood&#8217;un katı sisteminin, toplumun ve annesinin kurbanı olmuş bir kadın, yazık edilmiş bir kadın. Daha çocuk yaşlarda yazdığı &#8220;God dies&#8221; isimli kompozisyonuyla tanrıyı sorgulayan ve okulun kompozisyon yarışmasında birincilik kazanan Frances&#8217;in sıradışı bir kadın olacağı o zamandan belliymiş. Hollywood&#8217;un stüdyo sistemine hep direnen ama güzelliği nedeniyle sistemin hep içine çekilmek istenen Frances, açık açık stüdyoları eleştirmeye başlıyor, davetlere katılmıyor, parlak bir yıldız gibi görünmeyi reddediyor. Üstüne bir de alkoliklik derdi eklenince, Frances&#8217;in ruh sağlığı etrafta ve ailesinde soru işaretleri uyandırmaya başlıyor. </p>
<p>1942&#8242;de içkili araba kullanmaktan yakalanınca, tutuklanıyor ve kısa bir süre sonra akıl hastanesine gönderiliyor. Burada kendisine manik-depresif ve sonra paranoid-şizofren teşhisleri konuyor. Sonradan zararlı ve tehlikeli bir tadavi olduğu anlaşılsa da zamanın kabul gören çözümlerinden olan insülin şoku tedavisinin ardından hastaneden çıkıyor, sonra tekrar yatırılıyor ve bu böyle sürüp gidiyor. Frances&#8217;in hayatı elektrik şoku tedavileri ve akıl hastaneleri arasında geçiyor. En son 32 yaşındayken, Frances yine bir sebepten tutuklanınca annesi tekrar bir hastaneye yatırıyor ve Frances hayatının 5 yılını bu hastanede geçiriyor. Bu hastane giriş-çıkışları arasında Frances&#8217;in velayetini tamamen alan anne ile de büyük kavgalar ve gerginlikler yaşanıyor. Frances Farmer&#8217;in bilinen ilk lobotomi hastalarından olduğu ve kendisine lobotomi uygulandığı rivayet edilmektedir. Fakat bu iddia, yalanlanmakla birlikte, Frances Farmer&#8217;in bir dönem yattığı Western State Hospital&#8217;in içler acısı korkunçlukta bir akıl hastanesi olduğu, hastaların o dönem insanlık dışı koşullarda kaldıkları ve Frances&#8217;in yıllar boyu düzenli olarak geçirdiği şok tedavileri bir gerçek. Lobotomi ise muamma&#8230; Hayatını anlatan &#8220;<a href="http://www.imdb.com/title/tt0083967/">Frances</a>&#8221; adlı filmde kendisini Jessica Lange oynuyor, seyrediniz.</p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-1369" title="ffarmer" src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/11/ffarmer-202x300.jpg" alt="ffarmer" width="202" height="300" /></p>
<p><strong>04. Ava Gardner (1922- 1990)</strong><br />
<em>&#8220;When I lose my temper, honey, you can&#8217;t find it any place.&#8221;</em></p>
<p>Güneyli bir kız olan Ava, güzelliği sayesinde abisinin bir fotoğraf çekimi sırasında MGM yetkilileri tarafından keşfedilir ve yıllar sürecek bir kontratın imazaları da böylece atılır. Çevirdiği pek çok filme ve sonradan Güneyli köylü kız havasını üzerinden atıp, karizmatik Ava&#8217;ya dönüşmesine rağmen kariyeri boyunca yeteneği konusunda kendine güvensizlik duymuştur.En bilinen filmi <a href="http://www.imdb.com/title/tt0046085/">Mogambo</a> ile Oscar adaylığı kazanan oyuncu, Oscar&#8217;ı kendisinden sonraki kuşaktan olan Audrey&#8217;e kaptırmıştır. Hüsranla sonuçlanan iki evlilikten sonra, meşhur Frank Sinatra ile 1951 yılında çalkantılı bir evlilik yapan Ava, bu evliliğinden de umduğunu bulamayınca; özel hayatındaki tatminsizlik ve kariyerinden duyduğu hayalkırıklığı gibi nedenlerle, 1955&#8242;te İspanya&#8217;ya, oradan da Londra&#8217;ya taşınmış, kariyerine uzaktan ve biraz da mecburen devam etmiştir. Her ne kadar kariyerinde kendini hedeflediği yere ulaşamamış gibi görse de pek çokları için Ava, çok önemli bir yıldızdır ve hala dünyanın en güzel kadınlarından biri olarak görülmektedir. </p>
<p>1986&#8242;da kısmi felç geçiren ve yatalak hale gelen Ava&#8217;nın tüm masraflarını Frank Sinatra karşılamıştır. Ava amfizem nedeniyle hayatını kaybedince, Sinatra&#8217;nın çok sarsıldığı, hatta kızlarının onu odasında gözyaşları içinde, konuşamaz bir halde bulduğu söyleniyor. Her ne kadar yürümemiş bir evlilik de olsa, Ava&#8217;nın Sinatra&#8217;nın hayatının aşkı ve pek çok şarkısının esin perisi olduğu söylenmekte&#8230;.</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/11/ava_gardnerSM-226x300.jpg" alt="ava_gardnerSM" title="ava_gardnerSM" width="226" height="300" class="aligncenter size-medium wp-image-1374" /></p>
<p><strong>03. Rita Hayworth (1918 &#8211; 1987)</strong><br />
<em>&#8220;Men fell in love with Gilda, but they wake up with me.&#8221;</em></p>
<p>Dansçı bir ailenin dansçı kızı olan Rita, herkesin hafızasına <a href="http://www.imdb.com/title/tt0038559/">Gilda</a> &#8216;daki uzun siyah elbisesiyle şarkı söyleyen, kızıl saçlı, seksi haliyle kazınmıştır. Bu seksi, tehlikeli imajı hem ondan sonra gelen kızıl saçlı kadınlara &#8220;kızıl saç = cazibe&#8221; etkisini sağlamış, hem de kendisinin Film Noir&#8217;lar için aranan bir oyuncu olmasını sağlamıştır. Filmlerinde yarattığı seksi aura&#8217;nın aksine, özel hayatında içine kapanık ve çekingen bir kadın olan Hayworth, bunu dile getirmekten de çekinmemiş, hatta kendisinde aşağılık kompleksi olduğunu bile beyan etmiştir. Öyle bir kadın ve aşağılık kompleksi&#8230; İnsanoğlu garip işte, napıceksınız&#8230; Hayatı boyunca mutlu bir yuva hayali kurduğu söylenen Rita&#8217;nın, biri meşhur yönetmen Orson Welles ile olmak üzere, boşanmayla sonuçlanan 5 evliliği olmuş.</p>
<p>Rita da dönemindeki pek çok yıldız gibi, hayatı boyunca alkol sorunuyla boğuşmuş, bu nedenle Alzheimer hastası olduğu bile uzunca bir süre anlaşılamamıştır. 1960&#8242;da ilk belirtileri veren Alzheimer, uzunca bir süre &#8220;aman alkolik işte&#8221; diye geçiştirilmiş, en nihayetinde 1980&#8242;de teşhis konmuş ve Rita 1981&#8242;de tamamen kızına bağımlı hale gelmiştir ve bu 1987&#8242;de ölene kadar böyle sürmüştür.</p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-1371" title="rhayworth1" src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/11/rhayworth1-237x300.jpg" alt="rhayworth1" width="237" height="300" /></p>
<p><strong>02. Katharine Hepburn (1907 &#8211; 2003)</strong><br />
<em>&#8220;Life is hard. After all, it kills you.&#8221;</em></p>
<p>Efenim sırada, çok hoş, çok akıllı, çok cingöz, çok güzel bir yıldızımız var: büyük oyuncu Katherine Hepburn. Eğitimli bir ailenin kızı olan Hepburn (Audrey ile hiçbir akrabalığı yok), ailesi tarafından hep kendisini ifade etmesi yönünde telkin edildiğinden olsa gerek, kendisinden quote seçerken oldukça zorlandım. O kadar çok, o kadar güzel, o kadar sarkastik özlü sözler etmiş ki kendisi, hepsini almaya değer aslında buraya, buyrun mesela <a href="http://womenshistory.about.com/cs/quotes/a/qu_k_hepburn.htm">tık tık</a>.</p>
<p>Kendisinin hayatındaki en acı olaylardan biri, 14 yaşındayken çok sevdiği ve yakın olduğu erkek kardeşinin kendisini asması. Hepburn, bu olaydan sonra, yıllar boyunca kardeşinin doğum günü olan 8 kasım&#8217;ı kendi doğum günü olarak kutlamış. Hepburn&#8217;ü Hepburn yapan ise başta bahsettiğimiz zeka ve kendisi olma güdüsü. Tipik bir Hollywood yıldızı olmayı reddeden Hepburn, kalıplara sığmayan görünümü, tarzı, makyajsız yüzü, ettiği laflar ile atipik bir yıldız olarak Hollywood çevrelerinde farklılığını göstermiş, hatta bir zaman boyunca büyük tepki toplamış. Hepburn, 1942&#8242;de Spencer Tracy ile ilk kez kamera karşısına geçtikten sonra, aralarındaki kimya farkedilmiş ve tam 8 filmde ikili olarak rol almışlar ve Hepburn-Tracy efsanesi ve büyük aşkı böylece doğmuş. Koyu bir katolik olan Tracy eşinden boşanmayı reddetse de aralarındaki aşk yıllar boyunca devam etmiş. Hatta bu nedenle, yüreği kaldırmayacağından olsa gerek Hepburn, Tracy ölmeden birlikte çevirdikleri son film olan <a href="http://www.imdb.com/title/tt0061735/">Guess, Who&#8217;s Coming to Dinner</a>&#8216;ı seyretmeyi hep reddetmiş. En çok Oscar alan kadın oyuncu olarak Guinnes rekorlar kitabına geçen bu çok önemli oyuncu, 93 yaşında hayata veda etmiş.</p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-1367" title="Katharine1" src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/11/Katharine1-223x300.jpg" alt="Katharine1" width="223" height="300" /></p>
<p><strong>01. Ingrid Bergman (1915 &#8211; 1982)<br />
</strong><em>&#8220;I&#8217;ve gone from saint to whore and back to saint again, all in one lifetime.&#8221;</em></p>
<p>En sevdiğim Hollywood yıldızının İsveçli olması komik aslında ama evet, Ingrid&#8217;ciğimiz Stockholm&#8217;de doğmuş, büyümüş, güzeller güzeli bir İskandinav dilberidir. 17 yaşında oyunculuğa başlayan Bergman, önce İsveç Kraliyet Tiyatro&#8217;sunda rol almış, sonra birkaç İsveç filminde oynamıştır. Nihayetinde Amerikalı bir yapımcı Bergman&#8217;ı faketmiş ve kaptığı gibi Ameriga&#8217;ya götürmüştür. Dönemin yıldızlarından ve Amerika&#8217;nın alıştığından farklı, egzotik güzelliği ve oyunculuk yeteneği sayesinde Ingrid hemen patlamış ve bundan sonra İsveç ve Avrupa ile ABD arasında mekik dokuyarak pek çok filmde rol almıştır. Elbette ki en bilinen filmi Humphrey Bogart ile karşılıklı döktürdükleri <a href="http://www.imdb.com/title/tt0034583/">Casablanca</a>&#8216;dır. Katharine Hepburn&#8217;den sonra en çok Oscar adaylığına sahip oyuncu da yine Ingrid&#8217;dir. Ayrıca İsveç&#8217;in de medarı iftiharıdır. Benim de en sevdiğim eski dönem yıldızıdır. Ayrıca, kendisi 175 boyunda bir İsveçli olduğundan Bogart dahil pek çok oyuncu kendisinden kısa kalmıştır. </p>
<p>Ingrid Bergman, 1949&#8242;da <a href="http://www.imdb.com/title/tt0041931/">Stromboli</a> filminde çalışmak üzere, meşhur İtalyan yönetmen Roberto Rosselini ile tanışmış, yetmemiş bi de kendisinden hamile kalmıştır. Muhafazakar Amerikan halkı bu nedenle kendisini çok kınamış ve büyük bir skandal çıkmıştır. Nihayetinde Rosselini ile evlenen Bergman, neyse ki bir daha hamile kalmış ve dünyaya kendisinden bi tane daha klonlayıp bırakmış, adını da <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000618/">Isabella Rossellini </a>koymuştur. Pek çok filmin ardından 68 yaşında, kanserden hayata gözlerini yummuştur, İsveç&#8217;te kemanla çalınan bir &#8220;As time goes by&#8221; eşliğinde, külleri denize bırakılarak vedasını etmiştir.</p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-1372" title="IngridBergman" src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/11/IngridBergman-241x300.jpg" alt="IngridBergman" width="241" height="300" /></p>
<p><em>Bu kadınların hayatlarına bakınca, pek çoğunun sorunlu, acı dolu hayatlar yaşadığı göze çarpıyor. Hüzün müdür bu kadınları böylesine güzelleştiren, bilemiyorum, belki de&#8230; Ama işte seviyorum o zamanların ışığını. Belki de o yüzden bana &#8220;eski kadınlara benziyosun&#8221; diyince insanlar seviniyorum, zira eğer bu kadınların taşıdıkları havanın yüzde birini taşıyabiliyorsam, daha ne isterim len. Gerçi belki de acaba ben kendim eski kadınlara benzetiliyorum diye mi seviyorum bu kadınları, el mahkum, mecburen, kendimizi sevelim kampanyası çerçevesinde yani? Yok sanmam, kendim ultra modern, bağyan fütüristik gibi bile görünsem yine de severdim bu kadınları. Neyse efenim, 1940&#8242;lar böylelikle bitti. Dediğim gibi bir dahakinde 50&#8242;lere değineceğiz. </em></p>
<p><em>Not: &#8220;Audrey Hepburn nerde layyyyn!&#8221; demeyin. elbette ki unutmadık onu da kendisi çok arada kaldı, buraya mı 50&#8242;lere mi alayım bilemedim, sonunda dönemleri oyuncuların yaşlarına göre değil, ilk filmlerini çektikleri, patlamayı yaptıkları döneme göre belirlemeye karar verip, Audrey&#8217;i 50&#8242;lere almayı seçtim. Yani o da çok yakında sinemalarda&#8230;</em></p>
<img src="http://www.maddebagimlisi.com/?ak_action=api_record_view&id=1361&type=feed" alt="" />

<p>Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-guzel-10-eski-zaman-yildizi-1950ler/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En güzel 10 eski zaman yıldızı (1950&#8242;ler)&#8230;'>En güzel 10 eski zaman yıldızı (1950&#8242;ler)&#8230;</a> <small>Evet sevgili okuyucular, bir zaman önce söz verdiğim üzere, eski...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-karizmatik-20-j/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En karizmatik 20 J&#8230;'>En karizmatik 20 J&#8230;</a> <small>MADDELEYEN: s1m0ne Her şey karizmatik bulduğum aktörleri düşünmemle başladı. Bir...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-baba-10-yesilcam-karakteri/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En baba 10 Yeşilçam karakteri&#8230;'>En baba 10 Yeşilçam karakteri&#8230;</a> <small>Babalar günü olur da biz Madde Bağımlısı olarak hiç unutur...</small></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.maddebagimlisi.com/en-guzel-10-eski-zaman-yildizi-1940lar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/11/VeronicaLake-150x150.jpg' length='7803'  type='image/jpg' /><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/11/VeronicaLake-150x150.jpg' width='180' height='135'/>	</item>
		<item>
		<title>En Kant&#8217;çı 10 kavram</title>
		<link>http://www.maddebagimlisi.com/en-kantci-10-kavram/</link>
		<comments>http://www.maddebagimlisi.com/en-kantci-10-kavram/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 13:17:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aslı Topçu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Kant]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.maddebagimlisi.com/?p=1245</guid>
		<description><![CDATA[İşte size Kant&#8217;ın &#8220;Saf Aklın Eleştirisi&#8221;  kitabındaki kavramları açıklamaya çalışan bir yazı. Sıkıcı bulup &#8220;aman kim okur onca yazıyı bari daha çok görsel koysaydı.&#8221; derseniz hiç üzülmem, ama ilgilenip göz gezdirirseniz çok sevinirim. 10- İnsan? Öncelikle Kant Saf Aklın Eleştirisi&#8217;nde, hepimizin zaman zaman farklı cümleler ile kendimize sorduğumuz şu üç soruyu yanıtlamaya çalışır: Neyi bilebilirim, [...]


Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-saglam-5-post-modernist-dusunce-sistemi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En Sağlam 5 Post-Modernist Düşünce Sistemi'>En Sağlam 5 Post-Modernist Düşünce Sistemi</a> <small>MADDELEYEN: Fatih Güner Her ne kadar başlıkta post-modernist demiş olsam...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-20-filozoftan-20-alinti/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En iyi 20 filozoftan, 20 alıntı&#8230;'>En iyi 20 filozoftan, 20 alıntı&#8230;</a> <small>Philia (sevmek, dostluk), bilgeliği sevmek (philia sophia) bilgi (episteme) ile...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-10-antik-cag-filozofu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En iyi 10 Antik Çağ Filozofu'>En iyi 10 Antik Çağ Filozofu</a> <small>Oi Antropoi (Ey insanlar), Yemyeşil bir dünya düşünün. İnsan eli...</small></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-kantci-10-kavram%2F"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-kantci-10-kavram%2F&amp;style=normal&amp;b=2" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><em>İşte size Kant&#8217;ın &#8220;Saf Aklın Eleştirisi&#8221;  kitabındaki kavramları açıklamaya çalışan bir yazı. Sıkıcı bulup &#8220;aman kim okur onca yazıyı bari daha çok görsel koysaydı.&#8221; derseniz hiç üzülmem, ama ilgilenip göz gezdirirseniz çok sevinirim.</em></p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-1246" title="kant1" src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/08/kant1-210x300.jpg" alt="kant1" width="210" height="300" /></p>
<p><strong>10- İnsan?</strong></p>
<p>Öncelikle Kant Saf Aklın Eleştirisi&#8217;nde, hepimizin zaman zaman farklı cümleler ile kendimize sorduğumuz şu üç soruyu yanıtlamaya çalışır: <em>Neyi bilebilirim, ne yapmalıyım</em> ve <em>ne umabilirim</em>. İnsanın kendisinin nasıl bir varlık olduğunu bilebilmesi için sorgulamaya, en yakın tanıdığı kişiden yani, &#8220;kendinden&#8221; başlaması en doğru ilk adımdır. İnsan kendi ile ilgili bütün bu sorulara cevap verebilirse, kendi varlığının sınırlarını kolaylıkla çizebilir. Varlık ile ilgili her türlü açıklamamız içinde de, aslında kendimizi açıklamaya çalışırız.</p>
<p>Türkçe Meali:</p>
<p>Tamam hiçbirimiz kendimize soru sormuyor olabiliriz. (beni beğendi mi, arasam açar mı, şu an nerededir, önce ben mi facebook&#8217;a eklesem o mu&#8230; dışında) Ama Kant döneminde çok da fazla event olmadığı için, oturmuş kendine belli sorular sormuş. Çünkü kendi ile ilgili en doğru cevabı ona yine kendi verebilirmiş. (psikologların da olmadığını düşünelim o dönemde lütfen.) İnsanı, insan yapan da bu soruları sormakmış.</p>
<p><strong>9- Transendental?</strong></p>
<p>İnsan kendini çözümlemeye, 3 soruyu yanıtlamaya çalışırken bazı noktalarda tıkanır. Ateş yakar mı sorusuna, deneyim sayesinde kolaylıkla yanıt verebilen insan, Tanrı var mı? sorusu karşısında tıkanabilir. Yani insan aklı görmezden gelemeyeceği bazı sorular ile boğuşmak zorunda kalabilir. Bu sorular insan aklının kapasitesini aşar. Bunlar aşkın, yani transendental&#8217;dir.</p>
<p>Türkçe Meali:</p>
<p>Alkol alınca konuşulmaya başlanan konulara Transendental diyoruz.</p>
<p><strong>8- Metafizik?</strong></p>
<p>Akıl soruları yanıtlarken düştüğü bu karışıklığa, kendi hatası yüzünden düşmez. Akıl, soru zincirlerini oluşturur ancak öyle bi yere gelir ki, tecrübede kullanımı olabilecekleri aşan bir yere gider. Tecrübeye aşkın zemine geçince artık düşündüğü şeylerin karşılığının olup olmadığı sınırlarını kolayca göremeyebilir ve aynen metafizik de bundan ibarettir. Yani  metafiziğin temel özelliği, onun tecrübeyi aşan konularla ilgili olmasıdır.</p>
<p>Türkçe Meali:</p>
<p>&#8220;Tanrı var mı?&#8221; sorusunun cevabını biz,  ne günlük hayattaki deneyimlerimizde, ne de laboratuvarda yaptığımız deneylerden çıkarabiliriz. İşte deneyin elini kolunu bağlayan sorulara &#8220;metafizik&#8221; deyip hemencicik oradan kaçabiliriz.</p>
<p><strong>7- Nesne?</strong></p>
<p>Kant&#8217;a göre, transendental zemin tecrübe ile başlar. Bu bağlamda, duyusal olana aşkın şeylerin bigisine ulaşmak imkansızdır. Ancak,  deneyimin önkabullerine ilişkin bir araştırma olarak metafizik, bilimin güvenli yoluna sokulabilir. Metafiziğin sağlam bir bilim yoluna girmesi ise onun <em>apriori </em>olması ile paraleldir. O zamana dek kabul edilen yargı, bilginin nesnesine uygun hale gelmesiydi. Yani, benim duyusal bir nesneyi aşan, aklıma dışsal olan metafizik nesneler ile bilginin örtüşmesi. Ancak bu yaklaşım Kant için bir sonuç vermemiştir. Kant, artık nesne&#8217;nin bilgiye uyması gerektiğini savunmaktadır. Özne, nesnesini kurmak yoluyla onun bilgisine sahip olur. Bu &#8220;nesnesini kurma etkinliği&#8221;, bütün bilimler için geçerlidir. Metafizik ise aklın nesnesini tesis etmesiyle mümkündür. Akla dışsal olan metafizik söz konusu olduğunda, kendiliklerinden nesne olmayan ancak benim aklımın faliyeti sonucu kurulan metafiziksel nesneler olur. İşte bu, yeni bir akıl anlayışıdır.  Bizim bilgiye ulaşmamız için öncelikle, tikellerle ilgili tecrübemiz ve daha sonra onların belli tasvirler altına sokulması gerekliliği vardır.  Biz tikellerle ilgili olanları, <em>sezgileri</em> ancak duyular tarafından elde edebiliriz. Ancak, kavramlar olmadıkça bu sezgiler sadece kördür. Bilginin açığa çıkması için ise, anlama yetisinin etkinliği gereklidir. Bununla birlikte, anlama yetisinin kavramları da kendi başlarına ele alındıklarında eksik kalır, onlar tikellerle ilgi kurulmayı bekleyen saf formlardır.</p>
<p>Türkçe Meali:</p>
<p>Peki, bu sorular çok zor hiç uğraşamam deyip kaçmalı mıyız? Yoksa onları akla yatkın bir hale mi getirmeliyiz? İşte bu sorulardan kaçmayan Kant demiş ki, evet ben bir nesneyi deneyim ile algılayabiliyorum. Ama benim onu aklımda kurmamı, onu kavramamı sağlayan şey yalnızca deneyimden ibaret değil. Bizim aklımızda belli formlar var. O formlar olmasa, sadece deneyim boş boş bakmaktan başka bir şey çağrıştırmaz insana demiş.</p>
<p><strong>6- Apriori?</strong></p>
<p>Bilgi deney ile başlar. Bizde hiçbir bilgi, zaman bakımından deneyden önce gelmez.   Kant için<em> </em> zihnimiz bilgi bağlamında deneyden bağımsız  değildir. Ancak, bilginin deneyden çıkıyor olması, onun tamamen deneyden oluştuğu anlamına gelmemektedir.  Şöyle ki, biz maddeye bilgisine deney ile ulaşabilmemize rağmen forma deney yolu ile ulaşamayız. Bir nesnenin zihin mekanına taşınması için forma ihtiyaç vardır ve bu tür bir bilgi deney yoluyla gelmez. Bilgiye ulaşmak için, deneyimden gelenin dışında, anlama yetisine de sahip olmamız gereklidir. Buna sahip olmadan herhangi bir bilgi çözümlemesi yapılamaz. İşte bununla bağlantılı olarak Kant, deneyden bağımsız  olan bilgiye <em>apriori</em> demektedir.</p>
<p>Türkçe Meali:</p>
<p>Formlara bu kadar önem verdik de bu deneyimin hiç mi rolü yok canım, deneyciyiz biz ama diyenlere iyi haber: bilmek deneyimden bağımsız zaten olamaz. Ama Kant deneyden bağımsız olan bilgiye de apriori der.</p>
<p><strong>5- Apriori Sentetik?</strong></p>
<p><em>Apriori </em>bilgiler, deneyden gelen empirik bilgilerden, <em>aposteriori </em>bilgiden  ayrılır. Ancak bu ayırt ediş, ortaya konulan sorunun anlamını yeterince açıklamamaktadır. Deneyimden çıkarılmış bir takım bilgilerin ya da deneyden  çıkmış olmayan ancak daha önce kendisinin de deney ile elde edildiği genel bir kuraldan çıkan bilgileri, apriori olarak adlandırmak bu sorunu oluşturur. Çünkü <em>apriori </em>bilgiler yalnızca deneyden çıkamayan bağlamında değil  her türlü deneyden bağımsız olan şeklinde tanımlanmalıdır. İşte bu <em>apriori </em>bilgiler içinde, empirik olanla hiç karşılaşmamış olanlarına saf (<em>pure</em>) bilgi denir.  Kant, bunu açıklamak için &#8220;Bütün olup bitenlerin bir nedeni vardır.&#8221; önermesini örnek olarak göstermektedir. Bu önerme ona göre <em>apriori </em>bir önermedir ancak saf değildir çünkü, olup bitenlerin içinde olan değişim, ancak deneyden çıkarılabilir. Dolayısıyla bu önerme <em>apriori sentetiktir. </em></p>
<p>Türkçe Meali:</p>
<p>Şimdi bu apriori bilginin bir de sentetik cinsi var. Bu apriori sentetik bilgilerin içine çaktırmadan deneyim karıştırılmıştır. Tamam evelallah apriodir bunlar, ondan şüphe yoktur ancak hani çok zorlarsan da içinde deneyim bulabilirsin.</p>
<p><strong>4- Analitik?</strong></p>
<p>Yargıların tümünde özne ve yüklem bağlantısı iki türlü olabilir. Ya B yüklemi A öznesine ilişkindir, veya başka bir deyişle B, A&#8217;nın içinde zaten vardır ya da A ile bağlantısı olmasına karşın, onun büsbütün dışındadır. Kant için birinci durum &#8220;analitik&#8221;, ikinci durum ise &#8220;sentetik&#8221; &#8216;tir. Örnek  olarak, &#8220;Bütün eşkenar üçgenler üçgendir.&#8221; yargısında, üçgen olma durumu zaten öznenin içinde vardır. İşte böylesi bir durum bu yargının analitik olduğunu gösterir. Analitik yargılara ayrıca açıklayıcı, sentetik yargılara ise genişletici denilebilir. Bunun nedeni, analitik yargılarda özne kavramına hiçbir şey katma yoktur  ancak sentetik yargılar özne kavramına bir yüklem katarlar. Sentetik yargılarla katılan yüklemlerde, özne konusunda düşünüş ya da onun çözümlenmesi gibi etmenler yoktur. İkinci örnek olarak, &#8220;Bütün cisimler yer kaplar&#8221; yargısı verilebilir. Burada görülen yine,  yer kaplamanın cisim olmanın içinde olmasından ötürü  bunun bir analitik yargı olduğudur  ve bu nedenle biz ona yüklem yüklemeyiz, yalnızca onun çözümlemesini yapabiliriz.</p>
<p>Türkçe Meali:</p>
<p>Şimdi ben &#8220;Patlıcan mordur&#8221; desem, biri çıkıp bana bu ne saçma cümle, ne diye söylüyorsun be hiç mi patlıcan görmedik der. E haklı. Çünkü morluk zaten patlıcanın içinde olan bir şey. Bu içinde olma durumu, bilgiyi zaten taşıma olayı analitik. Ama tabi öyle dedim diye gözümü morartmasına da gerek yok yani.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>3- Sentetik?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Ancak &#8220;Bütün cisimler ağırdır.&#8221; gibi bir yargıda, yüklem, bir cismin yalın kavramında genellikle düşündüğüm büsbütün başka bir şey olarak karşımıza çıkar. Sentetik bir yargı, böyle bir yüklemi kendisine kattığımız bir yargıdır. Bütün bunlarla bağlantılı olarak, deneyimle elde ettiğimiz yargılar sadece sentetik olabilir. Ve biz  bu deneyimle elde ettiğimiz yargıları asla analitik yargıların temeli olarak alamayız. Bu noktada &#8220;Bir cisim yer kaplar&#8221; önermesi, <em>apriori </em>bir önermedir ve asla bir deney yargısı olamaz. Bunun nedeni, deneye başvurmadan önce, bu yargının koşullarını bilmemizdir. Buradaki zorunluluğa deney de rastlanmaz. Buna karşılık olarak, biz ağırlık yüklemini asla bir cisim kavramı içine sokamayız. Cisim kavramını; uzam, içine girilmezlik ya da biçim vb. belirtileri ve kavramda düşünülen bütün şeyleri, önceden analitik olarak bilebilirim. Ben bu apriori olarak bildiğim şeyler ile bağlantılı olarak da deneyim ile o cismin ağır olduğunu söyeleyebilirim. Demek ki, ağırlık yükleminin, cisim kavramıyla birleşmesinin olanağı deneye dayanıyor.  Bu iki kavramın (cisim, ağırlık) , biri öbürü içinde bulunmaz ama birbirleriyle rastlantısal olsa da bağları şundandır:ikisi de görülerin bir birleşimi olan deneyin sağladığı bir tamlığın parçasıdır.</p>
<p style="text-align: left;">Türkçe Meali:</p>
<p style="text-align: left;">Ama şimdi &#8220;Bütün patlıcanlar yamuktur.&#8221; dersek bu farklı bir boyuta taşınır. Çünkü patlıcan dediğin insan misali, uzunu var kısası var, dümdüzü var, yamuğu var. Bu bütün patlıcanlara ait bir özellik değil. O yüzden bu önermelerimize biz Kant dilinde sentetik diyoruz.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>2- Nedensellik?</strong></p>
<p>Kant&#8217;ın sentetik ve analitik önermelerle  ilgili olarak başka bir belirlenimini de, şu yargı üzerinden düşünebiliriz. &#8220;Bütün olup bitenlerin bir nedeni vardır.&#8221; Yani olup biten bir şeyin kavramında bir varlığı düşünürüz. Bu varlıktan önce bir zaman geçmiştir  ve bundan da analitik bir yargı çıkabilir. Ama bir neden kavramı olup-biten kavramının tümüyle dışındadır. Burada Kant, neden kavramının olup biten kavramının içinde bulunmadığı halde zorunlu olarak onların ilişkide olduğunu nasıl bildiğini araştırır. Bunu bilme nedenimiz deneyim olamaz. Çünkü, sözü edilen ilke, yalnızca daha büyük bir genellikle değil, aynı zamanda tümele zorunlulukla, apriori olarak sadece bu ikinci tasarımı birincisine ekler. Bu genişletici ilkelere dayanan son erek de apriori sentetiktir.</p>
<p>Türkçe Meali:</p>
<p>Şimdi Kant analitik ve sentetik kavramlarının içine nedenselliği ekleyince işler biraz karışır. Sonunda, nedenselliğin de apriori sentetik olarak incelenmesine karar verir. Neden karar verir? derseniz. İşte nedenselliğin incelenmesi biraz zor, Kant&#8217;ın kendisi de öyle demiş ama.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>1- Transendental Felsefe?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Transendental felsefe, saf aklın bütün ilkelerinin  sistemidir. Transendental felsefeyi kuran her şey, saf aklın eleştirisini ilgilendirir. Ancak bu henüz bilimin kendisi değildir çünkü eleştiri <em>sentetik apriori</em> bilgi üzerine eksiksiz yargıda bulunmak gerektiği kadarıyla çözümlemede ileri gider. Sonuç olarak, transendental felsefe yalnız saf aklın bir felsefesidir. Çünkü pratik ile ilgili olan her şey içinde dürtüler  bulunduğuna göre, duygular ile ilişkilidir. Duygular ise empirik bilgi kaynaklarına bağlıdır.</p>
<p style="text-align: left;">Türkçe Meali:</p>
<p style="text-align: left;">Şimdi bu kadar kavramı biz neden açıkladık? Kant&#8217;ın Transendental Felsefesi&#8217;ni anlayabilmek için. Bu felsefe gerçekten akıl işidir. Akıl olmadan, daha doğrusu akıl yürütülmeden de hiç anlaşılmaz. Oh be!</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
<img src="http://www.maddebagimlisi.com/?ak_action=api_record_view&id=1245&type=feed" alt="" />

<p>Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-saglam-5-post-modernist-dusunce-sistemi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En Sağlam 5 Post-Modernist Düşünce Sistemi'>En Sağlam 5 Post-Modernist Düşünce Sistemi</a> <small>MADDELEYEN: Fatih Güner Her ne kadar başlıkta post-modernist demiş olsam...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-20-filozoftan-20-alinti/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En iyi 20 filozoftan, 20 alıntı&#8230;'>En iyi 20 filozoftan, 20 alıntı&#8230;</a> <small>Philia (sevmek, dostluk), bilgeliği sevmek (philia sophia) bilgi (episteme) ile...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-10-antik-cag-filozofu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En iyi 10 Antik Çağ Filozofu'>En iyi 10 Antik Çağ Filozofu</a> <small>Oi Antropoi (Ey insanlar), Yemyeşil bir dünya düşünün. İnsan eli...</small></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.maddebagimlisi.com/en-kantci-10-kavram/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/08/kant1-150x150.jpg' length='7081'  type='image/jpg' /><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/08/kant1-150x150.jpg' width='180' height='135'/>	</item>
		<item>
		<title>En hatalı 10 tahmin…</title>
		<link>http://www.maddebagimlisi.com/enhatali10tahmin/</link>
		<comments>http://www.maddebagimlisi.com/enhatali10tahmin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2009 21:03:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>deniztan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Karga Mecmua]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[bilimadamı]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.maddebagimlisi.com/?p=1109</guid>
		<description><![CDATA[Sanatçısından politikacısına, bilim adamından iş adamına… Herkes arada geleceğe yönelik tahminler yapar, öngörülerde bulunur. Gelin görün ki, insan bu tahminlerinde bazen yanılabiliyor. Zira dünyanın en zeki adamı da olsanız, öngörü bir noktada tıkanabiliyor. Gelin, tarih boyunca yapılmış bu tahminlerden kafayı en dağlara, taşlara vurdurmuş, en yanlış çıkmış olanlarına bir bakalım… Sıralamamız “olabilir canım, zamanın koşullarında, [...]


Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-heyecanli-15-agatha-christie/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En heyecanlı 15 Agatha Christie&#8230;'>En heyecanlı 15 Agatha Christie&#8230;</a> <small>Çocukluğumdan beri Agatha Christie&#8217;yi çok severim. Bazıları ona ikinci sınıf...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-cilki-cikmis-10-ask-filmiromani-klisesi-%e2%80%a6/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En cılkı çıkmış 10 aşk filmi/romanı klişesi …'>En cılkı çıkmış 10 aşk filmi/romanı klişesi …</a> <small>Efenim, aşk filmiymiş, dizisiymiş, romanıymış&#8230; Bunlarda karşımıza hep çeşitli formüller,...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-amerikan-15-soylem/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En Amerikan 15 söylem&#8230;'>En Amerikan 15 söylem&#8230;</a> <small>İşte ingilizcem var ama konuşma dilini kıvıramıyom&#8217;cular için eşsiz bir...</small></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fenhatali10tahmin%2F"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fenhatali10tahmin%2F&amp;style=normal&amp;b=2" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><em>Sanatçısından politikacısına, bilim adamından iş adamına… Herkes arada geleceğe yönelik tahminler yapar, öngörülerde bulunur. Gelin görün ki, insan bu tahminlerinde bazen yanılabiliyor. Zira dünyanın en zeki adamı da olsanız, öngörü bir noktada tıkanabiliyor. Gelin, tarih boyunca yapılmış bu tahminlerden kafayı en dağlara, taşlara vurdurmuş, en yanlış çıkmış olanlarına bir bakalım… Sıralamamız “olabilir canım, zamanın koşullarında, bu kadarcık yanlış tahmin”den, “yok artık bunu da nasıl öngörememiş”e doğru gitmekte efenim. Buyrunuz…</em></p>
<p><strong>10. Bir kaşif</strong><br />
Sevgili Edison’umuz, neler neler bulup, bizi ihya eden Edison’cuğumuz iş rekabete geldiğinde biraz hassaslaşıyor olmalı. Zira kendisi alternatif akım üzerinde çalışmalar yürüten rakibi George Westinghouse efendiyi mütemadiyen aşağılamakta ve dalga geçmekteymiş. 1889’da konuyla ilgili verdiği demeçte şöyle demiş Edison Bey:</p>
<p>“<em>Alternatif akımla bir şeyler yapmak tamamen bir zaman kaybı. Hiç kimse bunu kullanmaz ki. Asla. (Fooling around with alternating current is just a waste of time. Nobody will use it, ever.)</em>”</p>
<p>Lakin kazın ayağı öyle değil çünkü kimse kullanmaz diye hakir görülen fakir ama gururlu AC, sonradan önemli bir yer ediniyor kendisine hayatta. Yine de mazur görüyoruz Edison’u, bir kere elektrik olayı o zaman için yeni bi konsept sayılır, AC/DC olayı ise zaten karmaşık, normal bence.</p>
<p><img alt="" src="http://www.archives.gov/exhibits/american_originals_iv/images/thomas_edison/thomas_edison.jpg" title="edison" class="aligncenter" width="275" height="379" /></p>
<p><strong>09. Bir politikacı</strong><br />
Kadından başbakan olduğunu biz hepimiz ülkecek biliyoruz da bu konuya değinen kişi bunun mümkün olduğunu pek düşünmemiş olmalı. Zira şu lafı etmiş kendisi:</p>
<p> “<em>Bir kadının başbakan olarak görmemiz yıllar alacak, bu benim zamanımda olacak bir şey değil. (It will be years &#8211; not in my time &#8211; before a woman will become Prime Minister)” </em></p>
<p>Lakin işin garip noktası şu ki, sözün sahibi, 1969’da bu sözü ettikten bir süre sonra ülkesinin başbakanı olan bir kadın, Margaret Thatcher. Gayet de tükürdüğünü yalatmış bir laf olmuş olmalı ya da kendi de şaşırdı olan bitene, bilemeyeceğim.</p>
<p><img alt="" src="http://nomad-web.com/wp-content/uploads/2009/02/thatcher-margaret-photo-margaret-thatcher-62302071.jpg" title="thatcher" class="aligncenter" width="200" height="250" /></p>
<p><strong>08. Bir bilim adamı </strong><br />
Charles Darwin 1869’da “The Origin of Species” kitabını yazdığında, önüne de bir önsöz koyuyor ve diyor ki:</p>
<p>“<em>Bu kitapta sunulan fikirlerin, herhangi birinin dini duyarlılıklarını zedelemesi için hiçbir sebep göremiyorum. (I see no good reasons why the views given in this volume should shock the religious sensibilities of anyone.)” </em></p>
<p>Ah be Darwin, keşke haklı çıksaydın. Ama maalesef, fazlasıyla iyi niyetliymişsin. Gel de bugün gör bizi, senin evrim teorin bazılarını nasıl da zıvanadan çıkarıyor, nasıl da sinirlendiriyor, site kapattırıyor, dergi kapağı değiştirtiyor.</p>
<p><img alt="" src="http://boingboing.net/images/originofspeciesdawadkjfn.jpg" title="origin of species" class="aligncenter" width="250" height="200" /></p>
<p><strong>07. Bir başbakan</strong><br />
<em>“Bana inanın, Almanya savaş açacak durumda değil. (Believe me, Germany is unable to wage war.)”<br />
</em></p>
<p>Söz, eski İngiliz başbakanı David Lloyd George’a ait, tarih ise 1934. Çok değil 5 sene kadar sonra, Almanya öyle alelade bir savaş açmayı geçiniz, dünyayı birbirine katacak bir savaş başlatıyor. Sanırım Deyvid de şapkasını falan yiyor o sırada.  Neye dayanarak bu laf ortaya atılmış bilemiyorum, sanırım politikacıların halkı yatıştırma/uyutma tekniklerinden biri olsa gerek diyeceğim ama bu sefer fena şekilde patlamış tabii, o ayrı.</p>
<p><img alt="" src="http://www.york.ac.uk/depts/poli/images/David_Lloyd_George.jpg" title="david lloyd george" class="aligncenter" width="189" height="300" /></p>
<p><strong>06. Bir öğretmen</strong><br />
Bu maddedeki öğretmenimiz, öğrencilerinden biri hakkında bu çocuktan bi nane diye düşünüyor ve durumu 1895’te öğrencinin babasına şöyle açıklıyor:</p>
<p>“<em>Ne yaparsa yapsın, ileride hiçbir şey olamayacak. (It doesn&#8217;t matter what he does, he will never amount to anything.)”  </em></p>
<p>Lakin bilmekte fayda var ki bahsettiği kişi Albert Einstein. Evet evet, bildiğimiz meşhur fizikçi, dahi Einstein. Tahmin ediyorum ki, gözlerinin önünde duran bir dehayı farkedemeyen bu örtmen, sonradan öğretmenliğini bayağı sorgulamış, kafasını da bayağı bir taşlara vurmuş olmalı.</p>
<p><img alt="" src="http://mechanicsnationalbank.com/images/timeline/History_Albert_Einstein_Young.jpg" title="einstein" class="aligncenter" width="271" height="300" /></p>
<p><strong>05. Bir iş adamı</strong><br />
Olay şöyle gelişiyor, David Sarnoff isimli girişimci/yatırımcı arkadaşımız, 1921 yılında, yeni bir aygıt hakkında ortaklarının görüşünü alıyor. Kendilerinden ise şöyle bir cevap geliyor:</p>
<p>“<em>Kablosuz müzik kutusunun ticari bir değeri olamaz. Kim özellikle birine gönderilmemiş bir mesaj için para ödesin ki? (The wireless music box has no imaginable commercial value. Who would pay for a message sent to no one in particular?)” </em></p>
<p>Bahsedilen şey, tahmin edeceğiniz üzere, radyo. Ve fakat David Sarnoff ortaklarının öngörüsüne pek tamah etmemiş olacak ki, sonradan RCA ve NBC gibi medya kuruluşlarını kuruyor, böyük adam oluyor, böyük paralar kazanıyor. Ne diyelim, adamceğizler anlayamamış herhalde teknolojiyi bu talihsiz açıklamayı yaptıkları sırada.</p>
<p><img alt="" src="http://www.bbc.co.uk/blogs/bbcinternet/img/radio_picture_king.jpg" title="first radio transmission" class="aligncenter" width="430" height="372" /></p>
<p><strong>04. Bir müzik prodüktörü</strong><br />
Efenim 1962’de Decca Recording Co. adlı müzik şirketi kendilerine gelen bir grubu reddediyor. Gerekçe ise şöyle açıklanıyor:</p>
<p>“<em>Sound&#8217;larını beğenmedik. Ayrıca gitarlı müzik olayı da bitmek üzere! (We don&#8217;t like their sound, and guitar music is on the way out!)</em>”</p>
<p>Tabii olabilir, neden olmasın da reddedilen grup Beatles olunca, durum değişiyor haliyle. Zannederiz ki Decca çalışanları birkaç sene sonra daha önce hiçbir müzisyenin patlamadığı gibi patlayan Beatles’ı görünce, kalp krizi geçirmiş olsalar gerek.</p>
<p><img alt="" src="http://www.rabayjr.com/photogallery/The%20Beatles.jpg" title="Beatles" class="aligncenter" width="336" height="425" /></p>
<p><strong>03. Bir film prodüktörü</strong><br />
20th Century Fox’ta bir prodüktör olan Darryl Zanuck, “herhalde sinemanın kafi olacağını düşünmüş olmalı ki, 1946’da televizyonu bayağı bir küçümseyerek şöyle bir laf ediyor:</p>
<p>“<em>Televizyon olayı uzun sürmez çünkü insanlar her gece bir kutuya bakmaktan sıkılacaklardır. (Television won&#8217;t last because people will soon get tired of staring at a plywood box every night.)</em>”</p>
<p>Aynen de öyle oldu, değil mi sayın seyirciler? Hıhı, evet.</p>
<p><img alt="" src="http://weblogs.newsday.com/sports/watchdog/blog/first-tv-set.jpg" title="first tv set" class="aligncenter" width="256" height="320" /></p>
<p><strong>02. Bir stüdyo sahibi </strong><br />
1927’de bir gün filmlerin artık sesli olabileceği söylendiğinde Warner biraderlerden biri olan Harry buna şiddetle karşı çıkar ve şöyle der:</p>
<p>“<em>Kim oyuncuların konuştuğunu duymak ister ki! (Who the hell wants to hear actors talk?)</em>&#8221;</p>
<p>Pardon, buyur canım ne dedin? Tabii ki büyük hata ve tabii ki sadece 3 yılın sonunda stüdyo bu hatalı tahmin yüzünden büyük paralar kaybeder. Neyse ki sonunda, gerçek hayatta konuşan insanların filmlerde de konuşabilmesinin insanlara ilginç geleceği kabul edilir, Harry hatasını kabullenir ve Warner Brothers da oyuncularını konuşturmaya başlar.</p>
<p><img alt="" src="http://reporter.blogs.com/photos/uncategorized/2008/09/25/warnerbrothersshield.jpg" title="Warner Bros" class="aligncenter" width="360" height="240" /></p>
<p><strong>01. Bir bankacı</strong><br />
1903 yılında sevgili Henry Ford Michigan Savings Bank’e gider, amacı Ford Motor Company için kredi istemektir. Banka da uzmanlarını devreye sokar ve otomotivin geleceği üzerine şöyle bir ekspertiz verir:</p>
<p>&#8220;<em>Atlar her zaman kullanılacaktır. Otomobil ise ancak geçici bir moda olabilir. (“The horse is here to stay, but the auto is only a novelty &#8212; a fad.)</em>&#8221;</p>
<p>Hatta bununla da yetinmez, Ford’un avukatı Horace Rackham’a “sakın yatırım yapma” telkininde bulunur. Lakin Rackham bankacımızdan daha ileri görüşlü bir adam olduğundan, yatırımını yapar. O zaman aldığı 5000 dolarlık hisselerini, sadece birkaç sene sonra 12.5 milyon dolara satar. Eh be banka, neettin sen, cillop müşteriyi kaybettin bak! Şimdi mesela bize deseler ki uçan araba gelecek, kimse de demez “yoo yooo uçanları geçici olur, 4 teker kalıcı” diye. Yani neymiş? Biraz açık fikirli olmakta fayda varmış, evet.</p>
<p><img alt="" src="http://www.oldcarandtruckpictures.com/Ford/1896HenryFordsFirstCar.jpg" title="Henry fords first car" class="aligncenter" width="400" height="301" /></p>
<p><em>İşte böyle, tarih bu tip ilginç ve hatalı tahminlerle, kaçan fırsatlarla dolu. Biz burada, 10 tanesini sergilemeye çalıştık. Tabii zamanlarının koşulları düşünüldüğünde belki de bazıları normal… Yine de Jules Verne gibi, Leonardo da Vinci gibi, “şurdan bi ev alsak, değerlenir bak” diyen babaannelerimiz gibi, bazı insanların doğuştan bir öngörü yeteneğine sahip oldukları da inkar edilemez bir gerçek.</em></p>
<p><strong><a href="http://www.kargamecmua.org">kargamecmua</a>, Haziran &#8217;09.</strong></p>
<img src="http://www.maddebagimlisi.com/?ak_action=api_record_view&id=1109&type=feed" alt="" />

<p>Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-heyecanli-15-agatha-christie/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En heyecanlı 15 Agatha Christie&#8230;'>En heyecanlı 15 Agatha Christie&#8230;</a> <small>Çocukluğumdan beri Agatha Christie&#8217;yi çok severim. Bazıları ona ikinci sınıf...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-cilki-cikmis-10-ask-filmiromani-klisesi-%e2%80%a6/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En cılkı çıkmış 10 aşk filmi/romanı klişesi …'>En cılkı çıkmış 10 aşk filmi/romanı klişesi …</a> <small>Efenim, aşk filmiymiş, dizisiymiş, romanıymış&#8230; Bunlarda karşımıza hep çeşitli formüller,...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-amerikan-15-soylem/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En Amerikan 15 söylem&#8230;'>En Amerikan 15 söylem&#8230;</a> <small>İşte ingilizcem var ama konuşma dilini kıvıramıyom&#8217;cular için eşsiz bir...</small></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.maddebagimlisi.com/enhatali10tahmin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En Unutulmaz 10 Film Repliği</title>
		<link>http://www.maddebagimlisi.com/en-unutulmaz-10-film-repligi/</link>
		<comments>http://www.maddebagimlisi.com/en-unutulmaz-10-film-repligi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 May 2009 23:49:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kasim zorlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[hollywood]]></category>
		<category><![CDATA[replik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.maddebagimlisi.com/?p=1011</guid>
		<description><![CDATA[Bu listeyi ilk oturuşumda bitirmeyi hedefliyorum. Bu kadar motive olmamı sağlayan şey az önce izlediğim &#8220;Terminator Salvation&#8221; fimi oldu.  Kendimi ortalama bir sinefil saymışımdır. Bir yandan da maddeleme takıntım giderek bağımlılığa  dönüşüyor. Listeyi yapmak aklıma filmden hemen çıktıktan sonra  aceleyle eve dönerken geldi. Listeyi ingilizce türkçe karışık yapıyorum baştan söylüyorum kusura bakmayın.  Haydi Hop! 10. [...]


Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-beklenmedik-sona-sahip-25-film-istek/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En beklenmedik sona sahip 25 film (İSTEK)&#8230;'>En beklenmedik sona sahip 25 film (İSTEK)&#8230;</a> <small>Efenim yine bir sinema yazısı ve yine bir istekle huzurlarınızdayız....</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-saglam-25-korku-filmi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En korkutucu 30 film&#8230;'>En korkutucu 30 film&#8230;</a> <small>Korku filmlerini sevmek enteresan bir şey. İnsan neden kendini germek...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-suluzirtlak-40-film/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En suluzırtlak 40 film (İSTEK)&#8230;'>En suluzırtlak 40 film (İSTEK)&#8230;</a> <small>Bazı filmler güldürür, bazıları korkutur, bazıları ise ağlatır. Amaç tabii...</small></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-unutulmaz-10-film-repligi%2F"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-unutulmaz-10-film-repligi%2F&amp;style=normal&amp;b=2" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Bu listeyi ilk oturuşumda bitirmeyi hedefliyorum. Bu kadar motive olmamı sağlayan şey az önce izlediğim <a href="http://terminatorizm.com/">&#8220;Terminator Salvation&#8221;</a> fimi oldu.  Kendimi ortalama bir sinefil saymışımdır. Bir yandan da maddeleme takıntım giderek bağımlılığa  dönüşüyor. Listeyi yapmak aklıma filmden hemen çıktıktan sonra  aceleyle eve dönerken geldi. Listeyi ingilizce türkçe karışık yapıyorum baştan söylüyorum kusura bakmayın.  Haydi Hop!</p>
<p><strong>10. &#8220;You talkin&#8217; to me ?&#8221; &#8211; Taxi Driver</strong></p>
<p style="text-align: left;"><img class="aligncenter" title="taxi driver" src="http://www.itusozluk.com/img.php/e3c3090916c388fcf0b1c80fa03c14bc12062/are+you+talking+to+me" alt="" width="387" height="290" />Travis Bickle&#8217;ın ayna karşısındaki müthiş repliğidir.  &#8220;You talkin&#8217; to me?&#8221; diye başlar. &#8220;You talkin&#8217; to me? You talkin&#8217; to <em>me</em>? Then who the hell else are you talkin&#8217; to? You talkin&#8217; to me? Well I&#8217;m the only one here. Who the fuck do you think you&#8217;re talking to?&#8221; şeklinde devam eder. Senaristin söylediğine göre senaryoda sadece &#8220;Travis aynaya bakar&#8221; yazıyormuş Robert De Niro sahne çekilirken repliği doğaçlama olarak döktürmüş.</p>
<p><strong>9. &#8220;I want you to hit me as hard as you can&#8221; &#8211; Fight Club </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><img class="aligncenter" title="fightclub" src="http://www.iamsheamus.com/wp-content/uploads/2008/05/fight_club.jpg" alt="" width="400" height="198" /></strong>Hakkında konuşmamamız gereken kulubün açılışını sağlayan ilk kavgayı başlatan repliktir.  Anlatıcı ile Tyler Durden  içmeye bara gitme bara gitmişlerdir. Bar çıkışında Tyler repliği söyler ve gerisi gelir. İlk kural aklıma geldi susuyorum.</p>
<p><strong>8. &#8220;Gülersen, bütün dünya seninle birlikte güler. Ağlarsan tek başına ağlarsın&#8221; &#8211; Oldboy</strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" title="oldboy" src="http://assets.thequietus.com/images/articles/209/OldBoyMyspace_1216832679_crop_450x300.jpg" alt="" width="450" height="300" /></strong>İntikam, öç gibi kavramramlardan hiç hazetmemekle birlikte burada çok iyi bir hikaye olduğu için listeye aldım. Uzun süre filmin etkisinden kurtulamadım. Repliği duyar duymaz zihnime kazındı bir daha da çıkmadı. <strong><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>7. &#8220;I see dead people&#8221; &#8211; Sixth Sense</strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" title="sixthsense" src="http://allaboutadvocacy.com/wp-content/uploads/2008/09/movie_i_see_dead_people.jpg" alt="" width="416" height="214" /></strong>Ve büyük sır açığa çıkar Cole doktoruna sırrını söyler ve oha deriz bu film hakkında en pis spoiler yapılan filmlerden biri olmuştur. Filmden çıkanlar girenlere çat diye söylediklerinde ne olduğu anlaşılmaz ilk başta sonra da spoiler yapanlara okkalı küfürler edilir.</p>
<p><strong>6.&#8221; Kibir en sevdiğim günah&#8221;- Devil&#8217;s Advocate</strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" title="devilsadvocate" src="http://freenet-homepage.de/uhlen-abtei/advocate.jpg" alt="" width="277" height="398" /></strong></p>
<p>Esas oğlan Kevin müthiş iradesiyle intihar ederek Şeytan John Milton&#8217;a karşı koyduğunu zanneder. Fakat bilmezki kibir şeytanın en çok sevdiği günahtır. Son sahnede insan ruhunun zayıflığı zihnimize işlenir. <strong><br />
</strong></p>
<p><strong>5. &#8220;There is no spoon !&#8221; &#8211; Matrix </strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" title="matrix" src="http://www.copyblogger.com/images/spoon-boy.jpg" alt="" width="450" height="223" /></strong>Neo kahini görmek için salonda beklerken matrixi çözmüş olan çocuğun söylediği sözlerin ilk cümlesidir.  Neo matrixle ilgili ilk fikirlerini <em><strong>&#8220;kaşık çocuk&#8221;</strong></em>tan aldığı bu dersle oluşturmaya başlar. <strong><br />
</strong></p>
<p><strong>4. &#8220;Ona reddedemeyeceği bir teklif yapacağım&#8221; Baba</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><img class="aligncenter" title="godfather" src="http://www.jdmfilmreviews.com/images/the-godfather-robert-de-niro1.jpg" alt="" width="407" height="228" /></strong>Don Carleone&#8217;yi Baba&#8217;nın ilk filminde bu replikle birlikte hatırlıyoruz.  Fakat bu repliği ilk ya da son kez duyuşumuz olmuyor.  Robert De Niro&#8217;nun Don Carleone&#8217;nin gençliğini oynadığı serinin ikinci filminde de teklifler devam ediyor.</p>
<p><strong>3. &#8220;This is my heart and it&#8217;s broken</strong><strong>&#8221; &#8211; Great Expectations</strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" title="greatexpectations" src="http://www.film.com.tr/resim/filmler/greatexpectations/resim006.jpg" alt="" width="399" height="266" /></strong>Filmin başında ve sonunda Finn ve Bayan Dinnsmor arasındaki diyaloglarda geçer bu replik fakat ilk başta söyleyen Bayan Dinnsmore&#8217;ken filmin sonunda Finn söylüyor bu repliği.  <strong><br />
</strong></p>
<p><strong>2. why so serious? &#8211; The Dark Night</strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" title="the dark night" src="http://s3.amazonaws.com/twitter_production/profile_images/108475039/WhySoSerious_bigger.jpg" alt="" width="361" height="332" /></strong></p>
<p><strong>&#8220;why so serious&#8221; </strong>dedi joker ve <strong>&#8220;let&#8217;s put a smile on that face&#8221;</strong> diye devam etti. Milyonların zihnini ve kalbini fetheden bu replikler uzun süre unutulmayacaklar arasına girdi. Bakalım önümüzdeki Batman filmlerinden neler çıkacak.</p>
<p><strong>1. &#8220;I&#8217;ll be back</strong>&#8221; &#8211; <strong>Terminator </strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" title="t" src="http://www.dancewithshadows.com/movies/wp-content/uploads/2008/12/terminator-salvation-christian-bale.jpg" alt="" width="264" height="398" /></strong></p>
<p>İlk olarak T800&#8242;den duyduğumuz bu repliği daha uzun süre duyacağız. Yıllar önce gazetenin birinde haberini okuduğum<em><strong> &#8220;en unutulmaz  film replikleri&#8221;</strong></em> araştırmasında<em><strong> &#8220;I&#8217;ll be back&#8221;</strong></em> birinciydi. Yeni Terminatör fimi de bu birinciliği pekiştirecek bence.  Ahenkli herşeyi ve herkesi seviyorum. Spoiler olmaması için detay vermeyeceğim <img src='http://www.maddebagimlisi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<img src="http://www.maddebagimlisi.com/?ak_action=api_record_view&id=1011&type=feed" alt="" />

<p>Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-beklenmedik-sona-sahip-25-film-istek/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En beklenmedik sona sahip 25 film (İSTEK)&#8230;'>En beklenmedik sona sahip 25 film (İSTEK)&#8230;</a> <small>Efenim yine bir sinema yazısı ve yine bir istekle huzurlarınızdayız....</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-saglam-25-korku-filmi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En korkutucu 30 film&#8230;'>En korkutucu 30 film&#8230;</a> <small>Korku filmlerini sevmek enteresan bir şey. İnsan neden kendini germek...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-suluzirtlak-40-film/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En suluzırtlak 40 film (İSTEK)&#8230;'>En suluzırtlak 40 film (İSTEK)&#8230;</a> <small>Bazı filmler güldürür, bazıları korkutur, bazıları ise ağlatır. Amaç tabii...</small></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.maddebagimlisi.com/en-unutulmaz-10-film-repligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>53</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En iyi 10 Antik Çağ Filozofu</title>
		<link>http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-10-antik-cag-filozofu/</link>
		<comments>http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-10-antik-cag-filozofu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 16:55:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aslı Topçu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[antik çağ]]></category>
		<category><![CDATA[filozof]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.maddebagimlisi.com/?p=960</guid>
		<description><![CDATA[Oi Antropoi (Ey insanlar), Yemyeşil bir dünya düşünün. İnsan eli çok az değmiş, insan zihinleri bilgi birikimi ile bulanmamış. Her şey saf, temiz… İlk öpüşme gibi heyecanlı… Dünya ile yeni yeni tanımaya başlıyorsunuz birbirnizi. Her uyandığınızda bambaşka bir sürpriz ile geliyor size dünya ve kendi ile ilgili minik minik ipuçları veriyor. Ve siz katkısız şarabınızı [...]


Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-20-filozoftan-20-alinti/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En iyi 20 filozoftan, 20 alıntı&#8230;'>En iyi 20 filozoftan, 20 alıntı&#8230;</a> <small>Philia (sevmek, dostluk), bilgeliği sevmek (philia sophia) bilgi (episteme) ile...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-kantci-10-kavram/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En Kant&#8217;çı 10 kavram'>En Kant&#8217;çı 10 kavram</a> <small>İşte size Kant&#8217;ın &#8220;Saf Aklın Eleştirisi&#8221;  kitabındaki kavramları açıklamaya çalışan...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-10-facebook-platformu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En iyi 10 facebook platformu&#8230;'>En iyi 10 facebook platformu&#8230;</a> <small>Öncelikle bu bireysel bir analiz. Yani şöyle: Ben waffle’ı iki...</small></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-iyi-10-antik-cag-filozofu%2F"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-iyi-10-antik-cag-filozofu%2F&amp;style=normal&amp;b=2" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><em>Oi Antropoi (Ey insanlar),</em></p>
<p><em>Yemyeşil bir dünya düşünün. İnsan eli çok az değmiş, insan zihinleri bilgi birikimi ile bulanmamış. Her şey saf, temiz… İlk öpüşme gibi heyecanlı… Dünya ile yeni yeni tanımaya başlıyorsunuz birbirnizi. Her uyandığınızda bambaşka bir sürpriz ile geliyor size dünya ve kendi ile ilgili minik minik ipuçları veriyor. Ve siz katkısız şarabınızı yudumlayarak dünyayı keşfediyorsunuz. İşte Antik Çağ filozoflarının hayatı tam olarak böyleydi. Kendilerini daha yakından tanımak ve “felsefe yapma” gibi saçma bir tabudan kurtulmak için sizi büyülü Antik Çağ Filozofları’nın dünyasına alalım.</em></p>
<p><strong>10. Empedokles</strong></p>
<p>Empedokles’e göre arkhe (temel, ilk öğe) tek bir şey değildir. Su, toprak, ateş ve hava evrenin başlangıcından beri vardır. Bunlar değişmeyen öğelerdir. Başlangıçları ve sonları yoktur. Miktarları hep aynıdır. Evrende olan her şey de bu dört öğenin birleşiminden ya da etkileşiminden meydana gelir. Öğelerin birleşmesini ya da etkileşmesini sağlayacak olan hareket ettiriciler de sevgi ve nefrettir. Sevgi öğeleri birleştirir, nefret de öğeleri birbirinden ayırır.</p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-964" title="empedokles_1821293propertyzoom" src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/05/empedokles_1821293propertyzoom-238x300.jpg" alt="empedokles_1821293propertyzoom" width="238" height="300" /></p>
<p><em>Aslıtoteles</em></p>
<p>Sevgili Empedokles, işte tam senin sevgi ve nefreti hareket ettirici olarak tanımlaman, şu an hepimize kafayı sıyırtan karma felsefesinden başka bir şey değil. Madonna da karma felsefesine geçti geçeli, hepimiz kırmızı yün bileklik takmaya başladık. Tüm nefretler, sevgiye dönüşür umarım.</p>
<p><strong>9. Thales</strong></p>
<p>Thales yedi bilgelerin ilkidir. İlk filozoftur. Arkhe’nin su olduğunu ileri sürmüştür. Suyun dünyayı taşıdığını düşünmüştür. Depremleri de suyun hareketi olarak görmüştür.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-963" title="thales" src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/05/thales.jpg" alt="thales" width="257" height="225" /></p>
<p><em>Aslıtoteles</em></p>
<p>Eh, evren ile ilgili ilk yargıyı ortaya koymak her baba yiğidin harcı değil Thales. Senin çok bulduğun ve bu yüzden evrenin özü &#8220;su&#8221; dediğin kaynakları da biz çok güzel tükettik. Ortada su falan kalmadı.</p>
<p><strong>8. Anaksimandros</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Anaksimandros da, her erkeğin saç dökülmesi sorunu gibi, bütün Antik Çağ filozoflarının temel sorunu olan arkhe’ye bir açıklık getirmeye çalışmıştır. Anaksimandros için arkhe aperion yani sonsuzluktur. Anaksimandros arkhe için sonsuz bir maddeyi seçtiğinde, sonsuzun asla bir sonu olmayacağını düşünmüştür. Bununla da sonu olmayan döngüsel hareketi desteklemiş olmuştur.</p>
<p><em>Aslıtoteles</em></p>
<p>Anaksimandros, bu karmaşık arkhe açıklamanız,  bana günlük hayatımında sonsuzluğu açıklamak, uzayın nereye kadar olduğu ya da nereden geldiğimiz olaylarına hiç bulaşmadan yargıyı askıya almak hevesini uyandırıyor.<em><br />
</em></p>
<p><strong>7. Anaksimenes</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Milet’li üç filozofun sonuncusu olan Anaksimenes, arkhe’nin hava olduğunu idda etmiştir. Hava, air Antik Yunanca “aer”dir. Her şey bu aer’den çıkar. Taş, toprak gibi katı maddeler de havanın farklı yoğunlaşmasından oluşur. Ayrıca Anaksimenes, arkhe olarak havayı, Tanrı gücü olarak da düşünür. Nefes, havanın işlevini tanımlamak için çok doğru bir metafordur. Ne de olsa insan bedenine can veren hava, aynı zamanda insan ruhuna da can vermektedir. Ruh kavramını ilk tanımlayan filozof olarak karşımıza çıkan Anaksimenes, doğadaki canlı ve cansız ayrımını yapan ilk filozoftur.</p>
<p><em>Aslıtoteles</em></p>
<p>Antik Yunan&#8217;ın en havalı arkhe&#8217;sini bulan Anaksimenes için bir alkış!</p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>6. Phythagoras</strong></p>
<p>Sayıların babası olarak tanınan ve arhke olarak da sayıyı kabul eden Phythagoras’ın (Pisagor) , yola çıkış noktası uyumdur. Nasıl ki müzikteki uyum sayılar ile (ritim) anlatılabiliyor ise, doğa da bu sayılar ile çözümlenebilir. Sayılar her birinde bir ruh, bir akıl ya da bir erdem vardır.</p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-965" title="pi" src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/05/pi-295x300.jpg" alt="pi" width="295" height="300" /></p>
<p><em>Aslıtoteles</em></p>
<p>Ah Pisagor, Öss’de;  şurdan 3, 5, 8 üçgeni çıksa da hemen soruyu çözsem söylemlerim ya da 3 varsa burda kesin bir Pisagor olayı vardır demelerim geliyor aklıma.</p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>5. Herakleitos</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Herakleitos arkhe olarak ateşi belirlemiştir. Ona göre her şey ateşten çıkmıştır ve yine ateşe dönecektir. Bu bağlamda ateş varlık ve yokluktuk. Ateş her şeyi kendisinden meydana getirir, ama kendisi asla değişmez. Varlıklar bir şekilde ateşten çıkar ve kendi formlarını alır ve bu dönüşüm de kozmik düzeni meydana getirir.</p>
<p>Herakleitos’un felsefesinin kilit noktalarından bir diğeri ise karşıtların savaşıdır. Karşıtlar arasındaki savaş olmasaydı, uyum da ortaya çıkamazdı. Bu bağlamda kozmosdaki düzeni meydana getiren ve koruyan karşıtlar arasındaki savaştır. Yani, iyilik için kötülük, varlık için yokluk, beyaz için siyaha ihtiyaç vardır. Herakleitos’un bu kuramı daha sonra Nietzsche ve Hegel tarafından işlenecektir.</p>
<p>Bir de tabi unutmadan;</p>
<p><strong>&#8220;ποταμο</strong><strong>ῖσι το</strong><strong>ῖσιν α</strong><strong>ὐτο</strong><strong>ῖσιν </strong><strong>ἐμ</strong><strong>ϐαίνουσιν, </strong><strong>ἕτερα κα</strong><strong>ὶ </strong><strong>ἕτερα </strong><strong>ὕδατα </strong><strong>ἐπιρρε</strong><strong>ῖ.&#8221;</strong></p>
<p>(potamoisi toisin autoisin embainousin, hetera kai hetera hüdata epirrei)</p>
<p>&#8220;Aynı nehire iki defa girilmez.”</p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-962" title="herakleitos" src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/05/herakleitos-308x300.jpg" alt="herakleitos" width="308" height="300" /></p>
<p><em>Aslıtoteles</em></p>
<p><em> </em>Herakleitos, karşıtların birarada yaşayabileceği teoremini çürütecek bir sürü devlet oluşcağını nereden bilebilirdin ki?</p>
<p><strong>4.</strong> <strong>Parmenides</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Parmenides harekete karşılık durağanlığı savunur. Evreni açıklamak için (arhke) Bir’den yola çıkar. Bir yaratılmamıştır ve yok edilemez, Bir’i tanımlamak için ondan başka bir şey yoktur. Bir kalıcı olandır. Bir parçalardan oluşmayan bir bütündür. Bir için hareket ve değişimden söz edilemez. Parmenides “Bir” kuramını ontolojisine (varlık bilimi) de bağlamıştır. Varlıkta da hareket ve değişim söz konusu değildir.  Varolan vardır. Yalnızca varolan düşünebilir. Bu yüzden  bizim yaşadığımız dünya da “görünenler dünyasıdır.”</p>
<p><em>Aslıtoteles</em></p>
<p>Parmenides hareketlilikten durağanlığa geçmek ne kadar doğru tartışılır. Ama sana bir özür borçluyum.  Platon&#8217;un Parmenides kitabını okurken, ve senin Bir kavramın ile yeni yeni tanışmışken kafamda dönen &#8220;Bir, bir, birbirlerine.. trallalala&#8221; şarkısını susturmak için çok uğraştım. Ama bir türlü susmadı.</p>
<p><strong>3. Sokrates</strong></p>
<p>Diyalektiğin babası olan Sokrates, ahlak felsefesinin kurucusudur. Sokrates ölüme mahkum edilmiştir. Hücresinde ölmeyi beklerken, lir çalan bir çocuk görür. Çocuğa, &#8220;bana da çalmayı öğretir misin?&#8221; der. Çocuk da, &#8220;ama çalmayı tam olarak kavrayabilecek kadar zamanınız olduğunu düşünmüyorum.&#8221; der. Sokrates de çocuğa gülüp, &#8220;önemli olan yalnızca liri çalmak değil, keyifli olan onu öğrenmek.&#8221; der.</p>
<p>Platon&#8217;un kaleme aldığı Sokrates&#8217;in Savunması kitabında, Sokrates&#8217;in insanların cahilliklerini ortaya çıkarmak için onlarla kurduğu diyalektiklere rastlanır. Hepsi Sokrates&#8217;ten daha bilge olduklarını idda edip, sonunda kendi ağızlarından cehaletlerini itiraf ederler. Sokrates&#8217;e göre cehaletini bilmeyenlerden daha kötüsü yoktur. Ya da cahil olup da insanların kendilerini bilgin zannetmesinden.  Sokrates&#8217;in duruşu da kendisinin bilgin olduğunu ispatlamak olarak algılanmamalıdır. Sokrates için bir insan cahil de olsa en önemli şey, cehaletinin farkında olmasıdır. Yani Sokrates kendinin farkındadır ve insan için en büyük bilgelik kendinin farkında olmaktır.</p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-67" title="sokrates1" src="http://maddebagimlisi.wordpress.com/files/2009/05/sokrates1.jpg?w=204" alt="sokrates1" width="204" height="300" /></p>
<p><em>Aslıtoteles</em></p>
<p>Pardon çok erdemlisiniz, size baba diyebilir miyim?</p>
<p><strong>2. Platon</strong></p>
<p>İmdi dedim, insan denen yaratığı eğitim ile aydınlanmış ve aydınlanmamış olarak düşün. Bunu şöyle bir benzetme ile anlatayım: Yer altında mağaramsı bir yer, içinde insanlar. Önde boydan boya ışığa açılan bir giriş… İnsanlar çocukluklarından beri ayaklarından boyunlarından zincire vurulmuş bu mağarada yaşıyorlar. Ne kımıldayabiliyorlar, ne de burunlarının ucundan başka bir yeri görebiliyorlar. Öyle sıkı sıkıya bağlanmışlar ki kafalarını bile oynatamıyorlar. Yüksek bir yerde yakılmış bir ateş parıldıyor arkalarında. Mahpuslarla ateş arasında dimdik bir yol var. Bu yol boyunca alçak bir duvar, hani şu kukla oynatanların seyircilerle kendileri arasına koydukları ve üstünde marifetlerini gösterdikleri bölme var ya, onun gibi bir duvar, Böyle bir yeri getirebiliyor musun gözünün önüne?</p>
<p>-Getiriyorum.</p>
<p>-Bu alçak duvar arkasında insanlar düşün. Ellerinde türlü türlü araçlar, taştan, tahtadan yapılmış, insana, hayvana ve daha başka şeylere benzer kuklalar taşıyorlar. Bu taşıdıkları şeyler, bölmenin üstünde görülüyor. Gelip geçen insanların kimi konuşuyor, kimi susuyor.</p>
<p>-Garip bir sahne doğrusu ve garip mahpusla!</p>
<p>-Ama tıpkı bizler gibi! Bu durumdaki insanlar kendilerini ve yanlarındakileri nasıl görürler? Ancak arkalarındaki ateşin aydınlığı ile mağarada karşılarına vuran gölgeleri görebilirler değil mi?</p>
<p>-Ömürleri boyunca başlarını oynatamadıklarına göre, başka türlü olamaz.</p>
<p>-Bölmenin üstünden gelip geçen bütün nesneleri de öyle görürler.</p>
<p>-Şüphesiz.</p>
<p>-Şimdi bu adamlar aralarında konuşacak olurlarsa, gölgelere verdikleri adlarla gerçek nesneleri anlattıklarını sanırlar değil mi?</p>
<p>-Öyle ya.</p>
<p>-Bu zindanın içinde bir de yankı düşün. Geçenlerden biri konuştukça, mahpuslar bu sesi karşılarındaki gölgenin sesi sanmazlar mı?</p>
<p>-Sanırlar tabii</p>
<p>-Bu adamların gözünde gerçek, yapma nesnelerin gölgelerinden başka bir şey olamaz ister istemez değil mi?</p>
<p>-İster istemez.</p>
<p>-Şimdi düşün: Bu adamların zincirlerini çözer, bilgisizliklerine son verirsen; her şeyi olduğu gibi görürlerse ne yaparlar? Mahpuslardan birini kurtaralım; zorla ayağa kaldıralım; başını çevirelim, yürütelim onu; gözlerini ışığa kaldırsın. Bütün bu hareketler ona acı verecek. Gölgelerini gördüğü nesnelere gözü kamaşarak bakacak. Ona; “Demin gördüğün şeyler sadece boş gölgelerdi. Şimdi ise gerçeğe daha yakınsın, gerçek nesnelere daha yöneliksin, daha doğru görüyorsun” dersek; önünden geçen her şeyi birer birer ona gösterir, bunların ne olduğunu sorarsak ne der? Şaşakalmaz mı? Demin gördüğü şeyler, ona şimdikinden daha gerçek gibi gelmez mi?</p>
<p>-Daha gerçek gelir.</p>
<p>-Ya onu aydınlığın ta kendisine bakmaya zorlasak? Gözlerine ağrı girmez mi? Boyuna başını bulabildiği şeylere çevirmez mi? Kendi gördüğü şeyleri, sizin gösterdiklerinizden daha açık, daha seçik bulmaz mı?</p>
<p>-Öyle sanırım.</p>
<p>-Onu zorla alıp götürsek, dik ve sarp yokuştan çıkarıp, dışarıya gün ışığına sürüklesek, canı yanmaz, karşı koymaz mı bize? Gün ışığında gözleri kamaşıp bizim şimdi gerçek dediğimiz nesnelerin hiçbirini göremeyecek hale gelmez mi?</p>
<p>-İlkin bir şey göremez her hâlde.</p>
<p>-Yukarı dünyayı görmek isterse, buna alışması gerekir. Rahatça görebildiği ilk şey gölgeler olacak. Sonra, insanların ve nesnelerin sudaki yansımaları, sonra da kendileri. Daha sonra da gözlerini yukarı kaldırıp güneşten önce yıldızları, ayı, gökyüzünü seyredecek.</p>
<p>-Her hâlde</p>
<p>-En sonunda da güneşi, ama artık sularda ya da başka şeylerdeki yansılarıyla değil, olduğu yerde, olduğu gibi.</p>
<p>-Öyle olsa gerek.</p>
<p>-İşte ancak o zaman anlayabilir ki, mevsimleri, yılları yapan güneştir. Bütün görünen dünyayı güneş düzenler. Mağaralarda onun ve arkadaşlarının gördükleri her şeyin asıl kaynağı güneştir.</p>
<p>-Bu değişik görgülerden sonra, varacağı sonuç bu olur elbet.</p>
<p>-O zaman ilk yaşadığı yeri, orada bildiklerini, zindan arkadaşlarını hatırlayınca, hâline şükretmez, orada kalanlara acımaz mıyız?</p>
<p>-Elbette</p>
<p>-Ya orada birbirlerine verdikleri şerefler ünler? Gelip geçen şeyleri en iyi gören, ilk veya son geçenleri ya da hepsini en iyi aklında tutup gelecek şeylerin ne olabileceğini en doğru kestirenin elde ettiği kazançlar? Mağaralardan kurtulan adam artık onlara imrenir mi? O ünleri kazançları sağlayanları kıskanır mı? O boş hayallere dönmekten, eskiden yaşadığı gibi yaşamaktansa, Homeros’taki Akhilleus gibi, “fakir bir çiftçinin hizmetinde uşak olmayı” dünyanın bütün dertlerine katlanmayı bin kere daha iyi bulmaz mı?</p>
<p>-Bence bulur; her mihneti kabul eder de bir daha dönmez o hayata.</p>
<p>-Bir de şunu düşün: Bu dediğimiz adam yeniden mağaraya dönüp eski yerini alsa; gün işiğindan ayrılan gözleri karanlıklara dayanabilir mi?</p>
<p>-Dayanamaz.</p>
<p>-Daha gözleri karanlıklara alışmadan, ki kolay kolay da alışamaz, yeniden bu karanlıklar içinde düşünmek, zincirlerinden hiç kurtulmamış mahpuslarla gördükleri üzerinde tartışmak zorunda kalsa herkes gülmez mi ona? Yukarıya boşu boşuna çıkmış, üstelik de gözlerini bozup dönmüş demezler mi? Bu adam onları çözmeye, yukarıya götürmeye kalkışınca ellerinden gelse öldürmezler mi onu?</p>
<p>-Hiç şaşmaz öldürürler.</p>
<p>-Şimdi, sevgili Glaukon, bu benzetmeyi demin söylediklerimize uyduralım. Görünen dünya mağara zindanı olsun. Mağarayı aydınlatan ateş de güneşin yeryüzüne vuran ışığı. Üst dünyaya çıkan yokuş ve yukarıda seyredilen güzellikler de, ruhun düşünceler dünyasına yükselişi olsun. Benin nereye varmak istediğimi merak ediyordun ya, işte bu benzetme ile onu iyice anlamış olursun. Doğru mu yanlış mı orasını Tanrı bilir. Her hâlde benim düşünceme göre kavranan dünyanın sınırlarında iyi ideası vardır. İnsan onu kolay kolay göremez. Görebilmek için de dünyada iyi ve güzel ne varsa, hepsinin ondan geldiğini anlamış olması gerekir. Görülen dünyada ışığı yaradan ve dağıtan odur. Kavranan dünyada da doğruluk ve kavrayış ondan gelir. İnsan ancak onu gördükten sonra iç ve dış hayatında bilgece davranabilir.</p>
<p><em>Platon &#8211; Devlet VII. Kitap 516a-517c<br />
Çeviri: S. Eyüboğlu &#8211; M.A. Cimcoz</em></p>
<p><em><img class="aligncenter size-medium wp-image-68" title="platon20aristote" src="http://maddebagimlisi.wordpress.com/files/2009/05/platon20aristote.jpg?w=229" alt="platon20aristote" width="229" height="300" /><br />
</em></p>
<p><em>Aslıtoteles</em></p>
<p>Sevgili Platon, varolan her bireyin &#8220;mağara alegorisi&#8221;ni okuması lazım değil mi?</p>
<p><strong>1. Aristoteles</strong></p>
<p>Aristoteles, fizikten matematiğe, politikadan, ontolojiye, etikten astronomiye kadar her bilim ile uğraşmış ve hepsinin birbiri ile bağlantısını kurmuştur. Aristoteles&#8217;in etiğini anlamak için bilgi felsefesini, varlığını anlamak için de fiziğini bilmek gerekir. Çünkü ele aldığı her doğruyu sistematik olarak inceler.</p>
<p>Aristoteles Antik Yunan&#8217;ın arkhe sorununa da &#8220;görünenlerin ardında birliği olan bir varlık olmalı&#8221; şeklinde yaklaşmıştır. Aristoteles için gerçek varlık, fenomenlerin içinden gelen öz, yani ousia&#8217;dır. Ousia&#8217;nın ötesinde başka bir varlık yoktur. Gerçek olan ancak ousia&#8217;dır.</p>
<p><em>Aslıtoteles</em></p>
<p>Merhaba Aristoteles, ben Aslıtoteles.  Ben en büyük hayranınızım.</p>
<p><em><br />
</em></p>
<p><em><br />
</em></p>
<p><strong><em><br />
</em></strong></p>
<img src="http://www.maddebagimlisi.com/?ak_action=api_record_view&id=960&type=feed" alt="" />

<p>Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-20-filozoftan-20-alinti/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En iyi 20 filozoftan, 20 alıntı&#8230;'>En iyi 20 filozoftan, 20 alıntı&#8230;</a> <small>Philia (sevmek, dostluk), bilgeliği sevmek (philia sophia) bilgi (episteme) ile...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-kantci-10-kavram/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En Kant&#8217;çı 10 kavram'>En Kant&#8217;çı 10 kavram</a> <small>İşte size Kant&#8217;ın &#8220;Saf Aklın Eleştirisi&#8221;  kitabındaki kavramları açıklamaya çalışan...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-10-facebook-platformu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En iyi 10 facebook platformu&#8230;'>En iyi 10 facebook platformu&#8230;</a> <small>Öncelikle bu bireysel bir analiz. Yani şöyle: Ben waffle’ı iki...</small></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-10-antik-cag-filozofu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En ünlü 15 anne sözü&#8230;</title>
		<link>http://www.maddebagimlisi.com/en-unlu-15-anne-sozu/</link>
		<comments>http://www.maddebagimlisi.com/en-unlu-15-anne-sozu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 May 2009 18:10:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>deniztan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Özel günler]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[anneler günü]]></category>
		<category><![CDATA[bezelye]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.maddebagimlisi.com/?p=950</guid>
		<description><![CDATA[Bugün Anneler Günü&#8230; Madde Bağımlısı olarak canımız, ciğerimiz, bi tanecik annelerimizi unutmak olmaz. İşte bu yüzden sizlere annelerin, kah bizi korumak adına, kah sinirle söylediği bazen komik, bazen şeker ama hep özünde iyi niyetli, özdeyiş niteliğindeki sözlerinden bir demet sunuyoruz efenim. Buyrun bakalım&#8230; 15. Babana sordun mu? Bir konuda izin istiyorsunuz, anne izin vermek istemediği [...]


Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-10-numara-benim-annem/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En 10 numara benim annem&#8230;'>En 10 numara benim annem&#8230;</a> <small>Yukarıdaki başlığa bakıp “neden en 10 numara da 11 numara...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-baba-10-yesilcam-karakteri/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En baba 10 Yeşilçam karakteri&#8230;'>En baba 10 Yeşilçam karakteri&#8230;</a> <small>Babalar günü olur da biz Madde Bağımlısı olarak hiç unutur...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-yaratici-7-blog-mim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En yaratıcı 7 (pardon 8) blog&#8230; (mim)'>En yaratıcı 7 (pardon 8) blog&#8230; (mim)</a> <small>Madde Bağımlısı&#8217;na bir ödül geldi. Zillosh&#8216;a çok teşekkür ediyoruz bizi...</small></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-unlu-15-anne-sozu%2F"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-unlu-15-anne-sozu%2F&amp;style=normal&amp;b=2" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><em>Bugün Anneler Günü&#8230; Madde Bağımlısı olarak canımız, ciğerimiz, bi tanecik annelerimizi unutmak olmaz. İşte bu yüzden sizlere annelerin, kah bizi korumak adına, kah sinirle söylediği bazen komik, bazen şeker ama hep özünde iyi niyetli, özdeyiş niteliğindeki sözlerinden bir demet sunuyoruz efenim. Buyrun bakalım&#8230;</em></p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/05/mother-and-child-detail-from-the-three-ages-of-woman-c1905-print-c10136725.jpg" alt="three ages of a woman - klimt" title="three ages of a woman - klimt" width="400" height="402" class="aligncenter size-full wp-image-951" /></p>
<p><strong>15. Babana sordun mu?</strong><br />
Bir konuda izin istiyorsunuz, anne izin vermek istemediği halde izin vermemiş olmak da istemiyor. Genelde izin konularında evde annenin borusu ötmesine rağmen, bu tip bir durumda hooop, top babaya atılır. Böylelikle, izin vermeyen baba olur, şikayetler babaya gider, anne iyi polis olur.</p>
<p><strong>14. Kötü örnek &#8211; iyi örnek</strong><br />
Sınavdan 75 aldınız diyelim. Anneye bu ibraz edilir. Anne hemen sorar: &#8220;Ayşesu kaç aldı?&#8221; Siz hemen defansa geçersiniz tabii: &#8220;Ayşesu 89 aldı ama Mervegül 50 aldı, sınıfın çoğu 60&#8242;ın altında aldı hatta!&#8221; Veeee anneden atak: &#8220;Neden hep kötü örnekleri gösteriyosun, iyi örneklerle kıyaslasana.&#8221; Uff yaaaaaaaa.</p>
<p><strong>13. Çeşitli öğütler</strong><br />
Terli terli su içmek&#8230; Nedeni, niçini pek bilinmese de amaç hastalanmamamız olduğundan edilmiş bir sözdür bu. Senelerdir kafamızda yankılanan bir mottodur. Bu nedenledir ki, spordan sonra su içemeyiz kendimizi bildik bileli. Halbuki koşturmak, hoplamak, zıplamak yani terlemek, su kaybına yol açtığından, susatır da. Bence anneler bu konuda yanlış yapıyor, bak söylüyorum. Bir de  meşhur &#8220;taşa oturma&#8221; vardır ki bilimum beton, parke, fayans kast edilir. Yani amaç aslında, yere oturma demektir. Yine hastalanmamıza dair bir kaygı olduğunu sezinliyorum bu lafta ben. Son olarak, &#8220;tanımadığın adamların arabasına binme&#8221; var ki, gayetlen de mantıklı, sapık çok piyasada. Binmeyelim tabii garip garip adamların arabasına, ne bincez.</p>
<p><strong>12. Arkandan ağlar</strong><br />
Ergenlikten ziyade çocukluk dönemine ait bir söz, bir ikna argümanı. Bezelye (nedense hep bezelyedir o) yemek istemeyen çocuğa, &#8220;arkandan ağlar&#8221; demek suretiyle, çocuğun bezelyeleri yemesi hedeflenir, öyle olacağı umulur ama olmaz. Zira zaten bezelyeyi sevmeyen çocuk onların ağlamasını da pek umursamaz. Ben şahsen umursamazdım ama ben her şeyi yerdim, o da ayrı.</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/05/kid_with_veggies1-400x265.jpg" alt="kid_with_veggies1" title="kid_with_veggies1" width="400" height="265" class="aligncenter size-medium wp-image-956" /></p>
<p><strong>11. Saat 12 olmadan evde ol</strong><br />
Neden? Çünkü balkabağına dönüşeceğizdir. Hayır tabii ki, ondan diil, taksi çift tarife yazar diye. Yok bi dakka o da diil. Sanırım, çok geç olmadan dönelim diye, 12&#8242;den sonrası artık &#8220;yuh&#8221; denilecek saatler kategorisine girer diye. Evet öyle olmalı, yine koruma içgüdüsüyle söylenmiş bir laf, ne de olsa hırlısı var hırsızı var. Her ne kadar ergenken, sabahlara kadar arkadaşlarla takılmak isterken sinir bozucu bir laf olsa da anlayışla karşılamakta fayda var.</p>
<p><strong>10. Ben senin arkandan toplamak zorunda mıyım?</strong><br />
Doğru, haklı kadın. Biz dağıtıyoruz, onlar topluyor. Anneler de bi nefes alsın bence. Toplamayı bıraksınlar artık! Bırak dağınık kalsın anne, toplamaaaa.</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/05/dre0935l.jpg" alt="dre0935l" title="dre0935l" width="286" height="400" class="aligncenter size-full wp-image-954" /></p>
<p><strong>09. Benim için en güzel hediye &#8230;..&#8217;dır</strong><br />
Boşluk çeşitli şekillderde doldurulabilir. Mesela: &#8220;Benim için en güzel hediye senin mutlu olmandır.&#8221; ya da &#8220;benim için en güzel hediye karnenin iyi olmasıdır.&#8221; gibi. Genelde annemizin maddiyattan çok maneviyata düşkünlüğünü ifade eder ama siz kanmayın bence, arada bir hediye de alın. Mutlu olur.</p>
<p><strong>08. Bana her şeyi anlatabilirsin</strong><br />
Bunu genelde &#8220;ben senin arkadaşın olmak istiyorum&#8221; takip eder&#8230; Dınınının&#8230;. Bir arkadaş edasıyla yaklaşan anne. Güvenmeli mi, güvenmemeli mi sorunsalı. Hakkaten her şeyi anlatabilir miyiz? Misal okulu kırıp, içmeye gittiğimi anlatsam, gerçekten arkadaşımmış gibi &#8220;oooh sefan olsun&#8221; mu der yoksa beni paralar mı? Buyrun, risk sizin, deneyiniz görünüz.</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/05/mother_and_teen_talking_-_large_32004418.jpg" alt="mother_and_teen_talking_-_large_32004418" title="mother_and_teen_talking_-_large_32004418" width="413" height="310" class="aligncenter size-full wp-image-955" /></p>
<p><strong>07. Ben seni her halinle severim</strong><br />
İşte annemizden biz kendimizi çirkin, şişko, sivilceli, aptal, salak hissettiğimizde bizi tekrar ayağa kaldırmak için edilmiş bir söz. Bir de tabii annemize karşı bir hata işleyip de kendimizi bombok hissettiğimizde bizi bu cümle ilen avutur bazen kendisi. Doğrudur da. Ne yaparsak yapalım, bizi koşulsuz sevecek tek insandır çünkü anneler.</p>
<p><strong>06. Artık çocuk değilsin ve henüz yaşın erken kombosu</strong><br />
Şimdi bu annelerimizin en kafa karıştıran söylemlerinden biridir. Zira mesela bir şey istemişizdir ve alınmamıştır, biz de bozuk atmışızdır. Annemiz hemen &#8220;artık çocuk değilsin&#8221; diyerek, bizi bir kınar, biz de kendimizden utanır, köşemizde somurtmaya devam ederiz. Lakin bazen de bir yere gitmek isteriz, ona da yaşımız yetmez, erken der bu sefer de anne. İşte ergenliğin özeti de zaten budur. Bazı şeyler için çok yaşlı, bazıları için çok genç olmak. Tevekkeli insanlar ergenken bi buhranlara, bi kişilik bunalımlarına giriyor.</p>
<p><strong>05. Kim bu arkadaşın, biz tanıyo muyuz?</strong><br />
Kötü arkadaşları hiç sevmez anneler. Bu yüzden de özellikle yatıya kalmaya gidilecek bütün arkadaşları tanımak isterler. O nedenle mevzubahis arkadaş genelde bir yemeğe getirilir, aile eşrafınca onay alınır, sonra kendisine kalmaya gidilebilir. Bir sebepten arkadaş kalite kontrolünden geçemezse, dürüstlük yoluyla kalmaya gitmek planı suya düşer. Tercihe bağlı olarak ya gidilmez, ya arkadaşın annesi arayıp izin alır sizin için, ya da yalan dolan yoluna gidilir. Ama anneler yalan dolanı, üstün radarlarıyla hep yakalar, benden söylemesi.</p>
<p><strong>04. Bütün gün berabersiniz, telefonda ne konuşuyorsunuz?</strong><br />
Hakkaten haa. Hatırlıyorum, ben lisedeyken, en yakın arkadaşımla bütün gün beraber takıldıktan sonra, eve gelir, bi de telefonla 3 saat konuşurdum. Ne konuşuyoduk acaba? Şimdi iki günde bir konuşsam, 3 saat boyunca anlatacak şey bulamam yahu, o zamanlar hayatımız mı çok civcivliydi, biz mi gevezeydik bilemedim bak.</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/05/1_61_teen_phone.jpg" alt="1_61_teen_phone" title="1_61_teen_phone" width="320" height="240" class="aligncenter size-full wp-image-952" /></p>
<p><strong>03. Bir gün çocuğun olduğunda anlarsın</strong><br />
Annemiz kızdı bize. O kadar ki artık muhatap bile olmak istemiyor. Hemen bu sözü sarfederek, bizi vicdanımızla başbaşa bırakmayı hedefler. Bazen de yine izin durumlarında, izin verilmediği için biz huysuzluk yaparken, kendini savunmak maksadıyla kullanılır. Yine vicdanımızla başbaşa kalırız ama ergen olduğumuzdan ve 10 sene sonrası sanki yüzyıl gibi geldiğinden, asla tahayyül edemeyiz, hatta &#8220;ben çocuğum olunca böle yapmıcam!&#8221; argümanı ile karşılık veririz. Bok yapmıcaz aslında ama işte o zaman öyle gelir.</p>
<p><strong>02. Nereye koyduysan, oradadır</strong><br />
Ergeniz biz, dağıtmak hobimiz. İşte bu yüzden aradığımızı da asla bulamayız. Annemize sorduğumuzda bu kinayeli laf öbeği ile karşılaşırız. Tabii aradığımızı bulmak konusunda bize hiç yardımı olmaz ama annemize bize bir laf sokmuş olmanın mutluluğunu yaşatır.</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/05/messy_1237204c-400x250.jpg" alt="messy_1237204c" title="messy_1237204c" width="400" height="250" class="aligncenter size-medium wp-image-957" /></p>
<p><strong>01. Bilmemkim köprüden atlasa, sen de mi atlayacaksın</strong><br />
Ah işte benim favorim&#8230; Şahane bir konu dağıtma ve püskürtme taktiği:<br />
- Annneee, arkadaşlarla diskoya gidebilir miyim<br />
- Hayır<br />
- Yaaa ama neden, Burcu da gidiyo hem<br />
- Burcu köprüden atlasa sen de mi atlayacaksın?<br />
- Kem küm.</p>
<p><em>İşte böyle sevgili dostlar&#8230; Bu yazı annelerimize gitsin diyerek sözlerimi bitirmek isterim. Tüm annelerin, hatta anne olmak üzere olanların, Anneler Günü&#8217;nü de bu vesileyle kutlarım. </em> <strong><em>Haa bir de şunu söylemek isterim: Canım Anneciğim, seni çoooooooook seviyorum!! </em></strong></p>
<p><object width="400" height="300"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=4425315&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=4425315&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="300"></embed></object>
<p><a href="http://vimeo.com/4425315">The Mom Song</a> from <a href="http://vimeo.com/user1683361">Saumitra Bhave</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
<img src="http://www.maddebagimlisi.com/?ak_action=api_record_view&id=950&type=feed" alt="" />

<p>Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-10-numara-benim-annem/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En 10 numara benim annem&#8230;'>En 10 numara benim annem&#8230;</a> <small>Yukarıdaki başlığa bakıp “neden en 10 numara da 11 numara...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-baba-10-yesilcam-karakteri/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En baba 10 Yeşilçam karakteri&#8230;'>En baba 10 Yeşilçam karakteri&#8230;</a> <small>Babalar günü olur da biz Madde Bağımlısı olarak hiç unutur...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-yaratici-7-blog-mim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En yaratıcı 7 (pardon 8) blog&#8230; (mim)'>En yaratıcı 7 (pardon 8) blog&#8230; (mim)</a> <small>Madde Bağımlısı&#8217;na bir ödül geldi. Zillosh&#8216;a çok teşekkür ediyoruz bizi...</small></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.maddebagimlisi.com/en-unlu-15-anne-sozu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En sık yaptığımız 15 İngilizce hatası&#8230;</title>
		<link>http://www.maddebagimlisi.com/en-sik-yaptigimiz-15-ingilizce-hatasi/</link>
		<comments>http://www.maddebagimlisi.com/en-sik-yaptigimiz-15-ingilizce-hatasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2009 05:19:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>konuk maddeciler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[dilbilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[gramer]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce]]></category>
		<category><![CDATA[saniye demirel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.maddebagimlisi.com/?p=613</guid>
		<description><![CDATA[MADDELEYEN: SANİYE DEMİREL Öğrenciler anadillerinde olmayan bir kavram ile karşılaştıklarında bu kuralın ‘mantıksız’ olduğunu söylerler; çıkarlar işin içinden ama kazın ayağı o kadar kolay değil! Dil öğretiminde karşılaşılan belki de en büyük güçlük mantık kavramının ülkelere ve bunun bir yansıması olarak da dillere göre değişiyor olmasıdır. Haa, belki birkaç yıla kadar bu kavramlarda da küreselleşiriz. [...]


Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-buyuk-10-ask-hatasi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En büyük 10 aşk hatası&#8230;'>En büyük 10 aşk hatası&#8230;</a> <small>MADDELEYEN: Yağmur Erengül Aşık olmak gerçekten çok gerekli bir aksiyon...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-amerikan-15-soylem/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En Amerikan 15 söylem&#8230;'>En Amerikan 15 söylem&#8230;</a> <small>İşte ingilizcem var ama konuşma dilini kıvıramıyom&#8217;cular için eşsiz bir...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-ilginc-hikayeli-10-ingilizce-deyis/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En ilginç hikayeli 10 İngilizce deyiş&#8230;'>En ilginç hikayeli 10 İngilizce deyiş&#8230;</a> <small>MADDELEYEN: Saniye Demirel Blogumuzun tatlı İngilizce öğretmeni, sevgili Saniye Demirel...</small></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-sik-yaptigimiz-15-ingilizce-hatasi%2F"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-sik-yaptigimiz-15-ingilizce-hatasi%2F&amp;style=normal&amp;b=2" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><strong>MADDELEYEN: SANİYE DEMİREL</strong></p>
<p><em>Öğrenciler anadillerinde olmayan bir kavram ile karşılaştıklarında bu kuralın ‘mantıksız’ olduğunu söylerler; çıkarlar işin içinden ama kazın ayağı o kadar kolay değil!  Dil öğretiminde karşılaşılan belki de en büyük güçlük mantık kavramının ülkelere ve bunun bir yansıması olarak da dillere göre değişiyor olmasıdır. Haa, belki birkaç yıla kadar bu kavramlarda da küreselleşiriz. Sen sağ ben selamet olur ortalık. Ama biz yine de şimdilik Türk öğrencilerin en sık yaptığı hataları bir maddeleyelim&#8230;</em></p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/04/alphabet20chalkboard1.png" alt="alphabet20chalkboard1" title="alphabet20chalkboard1" width="439" height="318" class="aligncenter size-full wp-image-616" /></p>
<p><strong>15. Married</strong><br />
Klasikleşmiş bir hatayla başlayalım: evlenmek ve evli olmakla ‘with’ kullanmak. Üç kelime var: ‘to marry’, ‘to get married’ ve ‘to be married’. Yanlış yapma prosedürü şöyle işliyor efenim: ‘With’ ‘ile’ anlamına geldiğinden, Türk öğrenciler hop diye ‘with’ ekleyiveriyorlar bunların yanına. Sonra da ‘hoca bana gıcık gidiyor.’ diyorlar. Hoca da diyor ki: ‘Bak, arkadaşım, marry’ fiili ‘bir kişi ile evlenmek’ biçiminde kullanılırken ilgeç almaz.’ Buyrun burdan yakın! Çok anlaşılır oldu.  Türk’ün Türk’e yaptığı bu işkencenin anlamı şu: ‘with, to, for  gibi sözcükleri kullanma.</p>
<p>Örneklersek: ‘<em>She married him against the wishes of her family.</em>’ (Jane Eyre’in annesi bunu yapan.)</p>
<p>Problemli diğer sözcük, ‘&#8230;ile evli olmak’ anlamına gelen ‘to be married’. Bu, kimle evli olduğunu söylediğinde ‘to’ almalıdır; Türk öğrencilerin çoğu bu ayrımı bilmeyip; inadım inat diyerekten ‘with’ i yapıştırıyor. Doğrusu ‘My uncle is married to a psychologist,’ şeklindedir. (Amcam bir psikologla evlidir.)</p>
<p>Keşke, bu kadarla kalsa ama bir tane daha var. Yine ‘&#8230;ile evlenmek’ anlamına gelen ‘to get married to &#8230;’ deyiminde de hata yapılmakta. ‘She got married to a lawyer,’ demek gerekirken anadilimiz devreye girip to yerine with diyiveriyoruz. Dilin kemiği yok ki! (Buraya kadar yazdıklarımı beğendi mi diye eşimin fikrini almak istedim. Kendileri marry ile ilgili sözcüklerde çocukların hata yapmamalarının bir yolu da hiç evlenmemek olabilir dedi.)</p>
<p><strong>14. Looking forward</strong><br />
Ben yine de yazmaya umutla devam ediyorum. ‘Look forward to’ ‘umutla beklemek, dört gözle beklemek’ anlamına gelen bir deyimsel fiildir ve elbet bir hinlik vardır yeterlilik sınavlarında çok sık sorulmasında. Niye mi? Çünkü ‘to’’yu gören insanın canı hemence bir fiili olduğu gibi koymak ister peşine; yani hear, see filan gibi. Ve fakaaat, bu ifadeden sonra eylemlik değil ulaç kullanılır. Vay canına, yazar adeta konu hiç anlaşılmasın istemiş ve eylemlik, ulaç gibi acayip laflar etmiş. Hemen tercüman olalım düşüncelerine. Şöyle demek istiyor eleman: to’dan sonra kullanacağın fiile –ing takısı ekle.</p>
<p>Örnekleyelim: ‘I look forward to hearing from you soon.’ Ya da ‘I look forward to seeing you soon.’</p>
<p>Yazdığınız her e-postanın sonuna ilkini yazın. İşi alamasanız da bir yanıt alırsınız.</p>
<p><strong>13. According to me</strong><br />
Allah aşkına ‘according to me’ demeyin! Arının, atın kafanızdan bu lafı çünkü yok böyle bir laf. Söyleyeni tek ayak cezasına bırakın; öyle dursun bir kenarda. Çeksin cezasını. Niye diye hala merak ediyorsanız; peki, benden günah gitti, açıklıyorum: ‘According to’  sözcüğü ‘bilgimizin başka bir insandan, kitap ya da kaynaktan geldiğini ifade etmek için kullanılır.’ Anlayacağınız, havaya sokar insanı. İngilizce öğretiminde pirimiz kabul ettiğimiz Michael Swan şöyle anlatıyor nedenini: ‘According to’ eğer X şahsının söylediği doğru ise’ anlamını taşır ve dolayısıyla kendimiz için kullanılamaz.’ Mesela, according to Marx diyebilirsiniz ve doğru bir iş yapmış olursunuz. Bence demek için In my opinion dersek ‘no problem!’</p>
<p><strong>12. Psych</strong><br />
‘Psychology’, ‘psychological’ ve ‘psychiatrist’ sözcüklerinde, beş ünsüz yan yana ve sesletiminde ‘p’ sesi yok. Adeta yanlış yazalım diye yaratılmış bir sözcük. Tecrübeyle sabittir: öğrencilerime ‘psychology’ yazın derim. Kontrol edince neredeyse hepsinin de p’den sonra orada olmaması gereken bir h harfini koyduklarını ve diğerlerini de yanlış sıraladıklarını görürüm. H harfi olmayacak bu biiiir! Şimdiiii, hazır olun, müthiş keşfimi açıklıyorum: p, s, y harfleri alfabetik sıra ile yazılmalıdır. Yani, alfabede önce p var, sonra s, sonra da y gibi basit bir mantık. Bu da ikiiii! Bir kağıda yazıp deneyin; bakalım doğru kodlayabildim mi? Eğer doğru yazdıysanız essay sınavlarınızda mutlaka bir iki yere attırın bu kelimelerden çünkü hocaların kırmızı kalemle çizmeye alışık oldukları bir kelime olduğundan, ‘bak sennnn, afferin be, doğru yazmış,’ nidalarına sebep olacaktır.  PSYchology, PSYchological, PSYchiatry, PSYchiatrist. Kime ne bütün bunlardan? Bende psychological bir durum mu var acaba?</p>
<p><strong>11. Open/Close</strong><br />
Açmak ve kapamak fiilleri de baş belası sözcüklerden. Türk öğrencilerin anadil etkisi ile yaptıkları bu hata, ışığı ya da radyoyu açmaktan tutun da telefon açmaya ya da kapamaya kadar pek çok yerde rastladığımız bir şey.  Birkaç yanlış örneği gösterirsek: ‘Jackson closed the telephone immediately.’ ‘They closed all the lights.’ ‘I went to my house quickly and opened TV.’</p>
<p>Doğrusu şöyle: ‘telefonu kapatmak’ için ‘put down’ ya da ‘hang up’. ‘My friend put down the telephone without saying good bye.’ Radyo, televizyon, lamba ya da kontağı açmak için turn on; kapamak için turn off. Örnekleyelim; ‘Turn on the radio!’, ‘He got into his car and turned on the ignition.’ Ignition kontak demek, bu arada.</p>
<p>Niyeyse ders kitaplarında eser yok bu sözden. Perdeyi kapat derken close kullanılır. Bir güzel örneği Emily BRONTË’nin meşhur romanı Wuthering Heights’tan verelim de şık olsun:<br />
 ‘<em>Well, close the curtains, Nelly, she said; ‘and bring up tea.</em>’ (sf; 110)</p>
<p><strong>10. Learn </strong><br />
Türklerin anadil etkisiyle yaptıkları sözcük hataları ‘realize’ ve ‘find out’ sözcüklerinde de oluyor. Bunlardan ‘realize’ yerine ‘understand’, ‘find out’ yerine de ‘learn’ sözcüklerini kullanıyorlar. Realize, ‘İdrak etmek, algılamak’ demek; ‘understand’ ise ‘anlamak’ Aynı biçimde ‘bir bilgiye erişmek, keşfetmek’ sözcüğünün karşılığı olan ‘find out’ sözcüğü ‘bir öğretiyi öğrenmek’ anlamına gelen ‘learn’ sözcüğü ile karıştırılıyor. Türklerin bu yanılgıya düşmesinde önemli bir sebep var.  Aşağıdaki örneklere, bir zahmet, bakarsak ilginç bir durum göreceğiz:</p>
<p>a)	Ada vapurunun saatlerini öğrenir misin?<br />
b)	Topkapı Sarayı’nın ziyaret saatlerini ve günlerini öğrenir misin?<br />
c)	Bu yaz surf yapmayı öğreneceğim.<br />
d)	Ebru yapmayı öğrenmek istiyorum.</p>
<p>Hepsinde de öğrenmek fiilini kullanırız; çünkü Türkçede bunların hepsi de bu fiil ile ifade edilir. Oysa İngilizcede ‘learn’ sözcüğü bir öğretiyi öğrenmek; örneklersek dans etmeyi, araba sürmeyi, İngilizceyi vb. şeyleri öğrenmek için kullanılır, ‘find out’ sözcüğü ise ‘bir bilgiye erişmek’ için. Dolayısıyla a ve b örneklerinde ‘find out’, c ve d’de ise ‘learn’ kullanılır. ÖSS’ye hazırlayan çözümlü test kitapları gibi oldu açıklamamız ama hassas konu ne yapalım! Fazla didaktik bulduysanız, affedin; meslek deformasyonu.</p>
<p><strong>9. Lie</strong><br />
Anadilin etkisi ile yapılan yanlışlardan biri de ‘yalan söylemek’ anlamına gelen ‘tell a lie’ deyiminde karşımıza çıkar. ‘Söylemek’ fiilini ‘say’ olarak öğrenmiş olan öğrenci bu fiili ‘yalan’ anlamına gelen ‘lie’ ile birleştirerek bir sözcük grubu uydurmakta inanılmaz bir biçimde ustadır. Bu ustalığını ‘doğruyu söylemek’ anlamına gelen ‘tell the truth’ deyimi için de yapmaktadır. Ancak ve bi daha ancak, deyimlerin en önemli özelliği tek bir sözcüğünün bile değiştirilemeyeceğidir. Eş anlamlı bir sözcükle bile değiştirme yapmak kabul görmez. Misal; ‘Bizim mahallenin delikanlılarının gözü karadır,’ tümcesini bir kere de siyahtır diye söyleyin; bakalım oluyor mu? Siz en iyisi Sezar’ın hakkını Sezar’a verin ve deyimi tell ile söyleyin.</p>
<p><strong>8. Make vs. do</strong><br />
Yapmak sözcüğü Türkçede joker gibi bir şey; bakınız: kek yap, yemek yap, yanlış yap, temizlik yap vesaire vesaire. Ama İngilizcede bunları söylerken karşımıza başka başka sözcükler çıkıyor. Hata yaptım derken do’yu kullanırsak hata yapmış oluyoruz. Make a mistake demek gerekiyor. En iyisi yapmakla ilgili doğruları sıralayalım: make a cake, make some coffee, make the bed, make a mistake, make an excuse, make an appointment, make money, do the housework, do homework,  do the shopping, do some research, do business, … Saymakla bitmez.</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/04/mahir.jpg" alt="mahir" title="mahir" width="527" height="479" class="aligncenter size-full wp-image-619" /></p>
<p><strong>7. Furniture</strong><br />
Madde bağımlılarının en meraklılarını ilgilendirecek bir maddeye geldi sıra. Diyelim ki evinize birkaç parça mobilya aldınız. Furniture sözcüğünü nasıl kullanacaksınız? Para (money), kağıt (paper), ilaç (medicine), malzeme (equipment), haber (news), istiyorsunuz. Sözcükleri nasıl kullanacaksınız? İngilizcede isimler sayılabilen ya da sayılamayan kavramlar olarak düşünülürler. Bazı isimlerin sayılamayan kavramlar olması çoğul yapılamamaları anlamına gelir. Bunlardan bir kısmı önlerine gelen ölçek ya da miktar kavramları ile çoğul yapılabilirler.</p>
<p>Örneğin:<br />
 ‘<em>two pieces of news/ information/ furniture;  a bit of news/ information/ furniture; an item of news/ information/ furniture, a pint of bitter, a spoonful of medicine, a pound of butter, a slice of cake, a roast of meat, a few loaves of bread, a bowl of soup, a bottle of wine’ </em>(Quirk, Grrenbaum, 1973: 67) gibi. Alıntıyı da verelim ki içimiz rahat etsin!</p>
<p>Sayılamayan isimlerin ‘sugar, wine, water, flour, coffee, tea, honey, butter vb olanları Türk öğrenciler tarafından kolaylıkla belleğe yerleştirilebiliyor çünkü bunları saymak için deli olmak gerek ancak ‘money, furniture, equipment, advice, research, paper, homework, housework, news, food, fruit, chalk’ gibi bazı sözcüklerin nasıl olup da sayılamadığı kolayca anlaşılamıyor. Buyrun, İngilizcede ‘sayılamaz’ ancak başka dillerde ‘sayılabilir’ kabul edilen bazı isimleri sıralayalım: ‘ anger, applause, behaviour, chaos, chess, conduct, courage, dancing, education, harm, homework, hospitality, leisure, melancholy, moonlight, parking, photography, poetry, progress, publicity, research, resistance, safety, shopping, smoking, sunshine, violence, weather.’ Sıkı bilgi değil mi? Ama ben baştan söyledim; sadece meraklıların bilgilerine sunulur diye.</p>
<p>‘Police’ sözcüğü ise başa bela bir sözcük. Police’den sonra ‘is’ mi yoksa ‘are’ mı diyeceğiz? İngilizcede ‘police’ sözcüğü ‘polis teşkilatı’ anlamına kullanılır ve dolayısıyla çoğul sayılır. Oysa Türkçede ‘polis’ sözcüğü hem ‘tek bir polis’ hem de ‘polis teşkilatı’ anlamlarında kullanılmaktadır. Dolayısıyla, öğretmen tarafından altı çizilmediğinde Türk öğrenciler sözcüğün yapısal özelliğini bilemiyorlar. Muz kabuğu gibi yani, bas ve düş. Özel durumunu bilmeyenler ancak şu mantıkla yaklaşırlarsa doğru seçeneği işaretleyebilirler: Bu kadar kolay soru sorulmaz; demek ki bir hinlik var bu soruda. ‘The police ____ looking for him.’ a) is <strong>b) are</strong> c) was d) has been</p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/04/gramamr.bmp" alt="gramamr" title="gramamr" class="aligncenter size-full wp-image-617" /></p>
<p><strong>6. Then vs. Than</strong><br />
İngilizcedeki en belirgin harfleme yanlışlarından birisi de ‘daha sonra’ anlamına gelen ‘then’ ile, sıfat ve adılların kıyaslanması sırasında kullanılması gereken ‘than’ kelimesinde yapılıyor. Ne olacak kardeşim, diyeceksiniz; ha e olmuş ha a? İkisi de harf değil mi? Bakın İngiliz ve Amerikalılar da öyle diyor demek ki; onlar da yapıyorlar bu hatayı. Üstat Swan, 1980: 597-8’de İngilizlerin bu hatayı nasıl yaptıklarını şekilde gösterildiği gibi örneklemiş: “You make me laugh more then anybody I know.” (Doğrusu than olmalıydı.)  “I got into the bath and than the telephone rang.” (then olmalıydı.)</p>
<p><strong>5. Separate vs Separated	</strong><br />
Yazılış yanlışı yapılan bir diğer sözcük ‘separate’ ve ‘separated’ sözcükleridir. İngilizce bilmek konusunda benim diyen adama sorun: Yaz bakalım, deyin, separated nasıl yazılır! Yanlış yaparsa da ‘kikiriko, kikiriko’ dedikten sonra‘a’ lar içerde kullanılacaktı canım dersiniz, olur biter. Bakınız: sepArAte/ sepArAted.</p>
<p><strong>4. Lie vs. Lay</strong><br />
Yazılış yanlışının yapıldığı sözcükler arasında dikkati çeken iki sözcükte ‘uzanmak, yatmak’ anlamına gelen ‘lie down’ deyimi ile ‘yalan söylemek’ anlamına gelen ‘lie’ fiilleridir. Bu sözcüklerin karıştırılması ve yanlış harflendirilmesi sadece Türklerin  değil; aynı zamanda başka uluslardan öğrencilerin de yaptıkları bir yanlıştır. Diyeceğim o ki, bu hatada da yalnız değiliz.</p>
<p>Sözcüklerin karıştırılması anlamlarından çok yazılışlarında karşımıza çıkıyor. Sözcüklerin özellikleri açılırsa; Lie: uzanmak, yatmak (2. hali lay, 3. hali lain) Bunu bir zahmet ezberleyin. Lie: yalan söylemek (2.hali lied, 3. hali lied) Bunda da bir sorun yok çünkü zaten düzenli fiillerden.</p>
<p>Öğrenciler açısından sorun belki de bu aşamadan sonra, başka bir fiilin varlığını öğrenmekle ortaya çıkıyor. ‘sermek, bir şeyi bir yere yatay olarak bırakmak’ anlamına gelen ‘lay’ fiili ile&#8230; Sözcüğü incelersek; Lay: sermek (2. hali laid, 3. hali laid.)  ‘Lay’ fiilini öğrenirken yardımına başvurabilecek iki sözcük var. Bunlar ‘say’ ve ‘pay’ fiilleri. Bu sözcüklerin 2. ve 3. hallerini öğrenmekte genelde herhangi bir zorluk ile karşılaşılmaz. Öğrenci bunların ‘said ve paid’ olduğunu kolayca belleğine yerleştirebiliyor. ‘Lay’ fiili de bunlara benzer biçimde ‘laid’ olarak kullanılıyor. Bu durumda belleğe yerleştirilmesi gereken tek sözcük uzanmak anlamına gelen ‘lie’ ve halleri oluyor.</p>
<p><strong>3. Apartment</strong><br />
‘Apartment’ sözcüğü bizim dilimize yanlış geçmiş; geçerken ne olmuş, kim ne yapmış; orasını bilemem ama olan olmuş. Bu sözcük İngilizcede ‘daire, kat, yaşadığın ev’ anlamlarında kullanılır ama Türkçede işte bildiğiniz apartman. Ona göre kullanın, olsun bitsin. Kendinizi üzmeye de değmez zaten.</p>
<p><strong>2. Put off vs. Take off</strong><br />
Öğrencilerime soruyorum: ‘Gömleğimi giydim.’ lafını nasıl söylersiniz? ‘I put on my shirt,’ diyorlar. ‘Peki, gömleğimi çıkardım,’ deyin dediğimde hemen Türklerin pratik zekası giriyor devreye (bunda müthişizdir ya; buz kalıplarında jeton yapan bir Türk, malumunuz!) ve ‘I put off my shirt,’ diyorlar. Olmuyor tabii! Put on giymek, take off çıkarmak demek. ‘I took off my shirt,’ demek gerekiyor. Örnekler çoğaltılabilir: Take off your slippers/ the headphone/ your watch/ coat/ … Bu arada put off ertelemek demek.</p>
<p><strong>1. None vs. Neither</strong><br />
Bu maddede de matematiksel bir şey anlatarak sık yapılan bir hatayı düzelteceğiz ve başımız göğe erecek. None of them ve Neither of them  hiçbiri anlamında sözcüklerdir. Ama kullanıldıkları yerde fark var. ‘I have two sisters. Neither of them lives in İstanbul,’ derken ‘hiç biri’ anlamına neither kullanacağız çünkü neither 2 şey için hiç demektir. Ama, ‘I have three sisters. None of them lives in İstanbul,’ derken hiçbiri anlamına none kullanmalıyız. None ikiden fazla şey için hiç demektir. Ne karışık işler! Ama kabul edelim ki şık bir yeterlilik sınavı sorusu.</p>
<p><em>Peki, hayat bu hataları yaparak devam edemez mi? Amy Tan denen hatun güzel romanlar yazar. Onun The Bonesetter’s Daughter  adlı romanından iki alıntı sorunun yanıtını veriyor:</p>
<p>A few days after the first housekeeper started, LuLing called to complain: ‘She think come to America everything so easy. She want take break, then tell me, Lady, I don’t do move furniture, I don’t do window, I don’t do iron. I ask her, You think you don’t lift finger become millionaire? No, America not this way! (Amy Tan (The Bonesetter’s Daughter: 96)</p>
<p>What he know? That doctor don’t even use telescope listen my heart. Nobody listen my heart! You don’t listen. GaoLing don’t listen. You know my heart always hurting. I just don’t complain. Am I complain?(Amy Tan (The Bonesetter’s Daughter: 92)</p>
<p>Çok şeker ve anlaşılır, değil mi? Haksız mıyım?</em></p>
<p><img src="http://www.maddebagimlisi.com/wp-content/uploads/2009/04/post-9-1077185881.jpg" alt="post-9-1077185881" title="post-9-1077185881" width="600" height="309" class="aligncenter size-full wp-image-618" /></p>
<img src="http://www.maddebagimlisi.com/?ak_action=api_record_view&id=613&type=feed" alt="" />

<p>Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-buyuk-10-ask-hatasi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En büyük 10 aşk hatası&#8230;'>En büyük 10 aşk hatası&#8230;</a> <small>MADDELEYEN: Yağmur Erengül Aşık olmak gerçekten çok gerekli bir aksiyon...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-amerikan-15-soylem/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En Amerikan 15 söylem&#8230;'>En Amerikan 15 söylem&#8230;</a> <small>İşte ingilizcem var ama konuşma dilini kıvıramıyom&#8217;cular için eşsiz bir...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-ilginc-hikayeli-10-ingilizce-deyis/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En ilginç hikayeli 10 İngilizce deyiş&#8230;'>En ilginç hikayeli 10 İngilizce deyiş&#8230;</a> <small>MADDELEYEN: Saniye Demirel Blogumuzun tatlı İngilizce öğretmeni, sevgili Saniye Demirel...</small></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.maddebagimlisi.com/en-sik-yaptigimiz-15-ingilizce-hatasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>44</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En iyi 20 filozoftan, 20 alıntı&#8230;</title>
		<link>http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-20-filozoftan-20-alinti/</link>
		<comments>http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-20-filozoftan-20-alinti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 20:34:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aslı Topçu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[filozof]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.maddebagimlisi.com/liste/en-iyi-20-filozoftan-20-alinti/</guid>
		<description><![CDATA[Philia (sevmek, dostluk), bilgeliği sevmek (philia sophia) bilgi (episteme) ile olur. Bence bir filozof ile ilgili doyuma ulaşamıyorsan ve daha fazla bilmek istiyorsan, onu gerçekten seviyorsun demektir. Alıntı yaptığım yirmi filozof da benim okumaya doyamadıklarım. Hepsinin görüşlerini anlatmak için başka bir bloga ihtiyaç olur sanırım. Hegel&#8217;in felsefe tarihinde nasıl bir dönüş noktası yarattığından, Platon&#8217;un Devlet&#8217;teki [...]


Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-10-antik-cag-filozofu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En iyi 10 Antik Çağ Filozofu'>En iyi 10 Antik Çağ Filozofu</a> <small>Oi Antropoi (Ey insanlar), Yemyeşil bir dünya düşünün. İnsan eli...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-saglam-5-post-modernist-dusunce-sistemi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En Sağlam 5 Post-Modernist Düşünce Sistemi'>En Sağlam 5 Post-Modernist Düşünce Sistemi</a> <small>MADDELEYEN: Fatih Güner Her ne kadar başlıkta post-modernist demiş olsam...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/10-yil-asik-kalmak-icin-en-olmazsa-olmaz-10-neden/' rel='bookmark' title='Permanent Link: 10 yıl aşık kalmak için en olmazsa olmaz 10 neden'>10 yıl aşık kalmak için en olmazsa olmaz 10 neden</a> <small>Başlık sizi yanıltmasın. Bu yazı 10 yılını bugün doldurmuş iki...</small></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-iyi-20-filozoftan-20-alinti%2F"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fwww.maddebagimlisi.com%2Fen-iyi-20-filozoftan-20-alinti%2F&amp;style=normal&amp;b=2" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><span class="Apple-style-span" style="FONT-STYLE: italic">Philia (sevmek, dostluk), bilgeliği sevmek (philia sophia) bilgi (episteme) ile olur. Bence bir filozof ile ilgili doyuma ulaşamıyorsan ve daha fazla bilmek istiyorsan, onu gerçekten seviyorsun demektir. Alıntı yaptığım yirmi filozof da benim okumaya doyamadıklarım. Hepsinin görüşlerini anlatmak için başka bir bloga ihtiyaç olur sanırım. Hegel&#8217;in felsefe tarihinde nasıl bir dönüş noktası yarattığından, Platon&#8217;un Devlet&#8217;teki yönetim biçiminin şu an ülkemizdeki yönetimin biçiminden nasıl daha üstün olduğundan ya da totaliter rejime doğru sürüklendiğimiz şu günlerde Hannah Arendt&#8217;in İnsanlık Durumu&#8217;ndan&#8230; Evet bunları anlatmak çok sürer. O yüzden biraz da phenomonolojilere, ontolojilere girmeden, bir kaç alıntı en sevdiğim filozoflardan&#8230;(Bazıları Türkçe olunca anlamlarını tamamen yitirdiği için İngilizce bıraktım.)</p>
<p><strong>20. Thomas Hobbes</strong><br />
“Bir insanın durumu…kendi dışında herkese karşı olan savaşının durumudur.”</p>
<p><span style="FONT-WEIGHT: bold">19. Leo Tolstoy</span><br />&#8220;Sanat el işçiliği değildir, sanat sanatçının eserini yaparken duyduğu hissi, o esere bakana transfer etmesidir.&#8221;</p>
<p><span style="FONT-WEIGHT: bold">18. George Berkeley</span><br />“What is mind? No matter. What is matter? Never mind.”</p>
<p><span style="FONT-WEIGHT: bold">17. Gilles Deleuze</span><br />&#8220;Tikler, yüz kaslarının özgürleşmesinden gelir.&#8221;<br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BGmY0UVWi-g/SWHc-xUjscI/AAAAAAAAAIM/0v13TtC5voE/s1600-h/19_deleuze.gif"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287750408459235778" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 307px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_BGmY0UVWi-g/SWHc-xUjscI/AAAAAAAAAIM/0v13TtC5voE/s320/19_deleuze.gif" border="0" /></a><span style="FONT-WEIGHT: bold"><br />16. Jacques Lacan</span><br />&#8220;Daima doğruyu söylerim. Ama doğrunun tamamını değil. Çünkü doğrunun tamamını kimse söyleyemez. Her şeyi söylemek imkânsızdır. Yeterince kelime yoktur. Doğruyu, gerçek olana yaklaştıran da bu imkânsızlıktır.&#8221;<br /><span style="FONT-WEIGHT: bold"><br />15. Goethe</span><br />“Etkinliğimi artırmadan ya da doğrudan doğruya canlandırıp (yaşamıma) bir şey katmadan bana yalnızca bilgi veren her şeyden nefret ediyorum.”</p>
<p><span style="FONT-WEIGHT: bold">14. Gottfried Leibniz</span><br />“Müzik insan zihninine ritim tutturmasına rağmen, bu durumu fark ettirmeyen bir zevktir.”</p>
<p><span style="FONT-WEIGHT: bold">13. John Locke</span><br />“Biz insanlar bukalemun gibiyiz. Ahlaki değerlerimizin rengini, çevremizdekilerinkine bakarak seçiyoruz.”<br /><span style="FONT-WEIGHT: bold"><br />12. Martin Heidegger</span><br />&#8220;Dil varlığın evidir.&#8221;<br /><span style="FONT-WEIGHT: bold"><br />11. Georg Wilhelm Friedrich Hegel</span><br />&#8220;I&#8217;m not ugly, but my beauty is a total creation.&#8221;</p>
<p>&#8220;Only one man ever understood me, and he didn&#8217;t understand me.&#8221;</p>
<p>&#8220;Too fair to worship, too divine to love.&#8221;<br /><span style="FONT-WEIGHT: bold"><br />10. Rene Descartes</span><br />&#8220;You just keep pushing. You just keep pushing. I made every mistake that could be made. But I just kept pushing.&#8221;</p>
<p>&#8220;Perfect numbers like perfect men are very rare.&#8221;<br /><span style="FONT-WEIGHT: bold"><br />9. Gottlob Frege</span><br />&#8220;Your discovery of the contradiction caused me the greatest surprise and, I would almost say, consternation, since it has shaken the basis on which I intended to build my arithmetic&#8230;. It is all the more serious since, with the loss of my rule V, not only the foundations of my arithmetic, but also the sole possible foundations of arithmetic seem to vanish.&#8221;<br /><span style="FONT-WEIGHT: bold"><br />8. David Hume </span><br />“Filozof ol ama, ortaya koyduğun bütün felsefenin ortasında hala bir insan olarak kalabil.”<br /><span style="FONT-WEIGHT: bold"><br />7. Baruch Spinoza</span><br />“İnsanın duyguları denetleme ve kısıtlama güçsüzlüğüne kölelik diyorum; çünkü duygulara tabi olan insan, kendisinin değil, ama kaderinin hükmündedir; öylesine onun hakimiyetindedir ki, kendisi için daha iyi olana bakmasına rağmen, yine de kötü olana akmaya zorlanır.”<br /><span style="FONT-WEIGHT: bold"><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BGmY0UVWi-g/SWHcFXvxwaI/AAAAAAAAAH0/-bBU6GnVhKw/s1600-h/200px-Spinoza.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287749422341538210" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 254px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_BGmY0UVWi-g/SWHcFXvxwaI/AAAAAAAAAH0/-bBU6GnVhKw/s320/200px-Spinoza.jpg" border="0" /></a><br /></span>
<div><span style="FONT-WEIGHT: bold">6. Platon</span><br />“Ruhu karanlıktan aydınlığa çevirme,yani gerçek varlığa yükseltme işine felsefe denir.”</p>
<p><span style="FONT-WEIGHT: bold">5. Herakleitos</span><br />“İnsanların karakterleri, onların kaderlerinden bağımsız değildir. Bu yüzden insanlar layık oldukları hayatları yaşarlar.”<br /><span style="FONT-WEIGHT: bold"><br />4. Friedrich Nietzsche</span><br />“İnsan unutmayı bir türlü öğrenemeyip de hep geçmişe bağlı kaldığı için şaşar durur kendi kendine de: İstediği kadar ileri ve çabuk yürüsün, zinciri ile birlikte yürür, hızla akıp geçen olaylara bağlıdır gene de.”<br /><span style="FONT-WEIGHT: bold"><br />3. İmmanuel Kant</span><br />&#8220;Ahlak bize kendimizi nasıl mutlu hissedeceğimizi anlatmaz,nasıl kendimizi mutlu olacak kadar değerli yapacağımızı gösterir.&#8221;</p>
<p><span style="FONT-WEIGHT: bold"><br />2. Hannah Arendt</span><br />“Gerek eylemin gerekse konuşmanın temel koşulu olan insani çoğulluğun, eşitlik ve farklılık gibi ikili bir niteliği vardır. Eğer insanlar eşit olmasalardı ne birbirlerini ne de kendilerinden öncekileri anlayabilir ne de geleceği planlayabilir ve kendinden sonrakilerin ihtiyaçlarını öngörebilirlerdi.”<br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BGmY0UVWi-g/SWHcmluw3mI/AAAAAAAAAIE/CZpdnXcx7FM/s1600-h/ArendtHannah.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287749993031065186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 234px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_BGmY0UVWi-g/SWHcmluw3mI/AAAAAAAAAIE/CZpdnXcx7FM/s320/ArendtHannah.jpg" border="0" /></a><br /><span style="FONT-WEIGHT: bold"><br />1. Aristoteles</span><br />&#8220;Mutluluk bir huy değil, bunu söyledik. Çünkü bu durumda, yaşam boyu uyuyan, bitki gibi yaşam süren, en büyük felaketlere uğrayan bir kişide bulunabilirdi.Mutluluk ruhun erdeme uygun etkinliğidir.”</p>
<p><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BGmY0UVWi-g/SWHcWzNQNVI/AAAAAAAAAH8/lgGXTq1M5fg/s1600-h/aristoteles.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287749721770702162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 263px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_BGmY0UVWi-g/SWHcWzNQNVI/AAAAAAAAAH8/lgGXTq1M5fg/s320/aristoteles.jpg" border="0" /></a> </div>
<img src="http://www.maddebagimlisi.com/?ak_action=api_record_view&id=16&type=feed" alt="" />

<p>Bu maddeleri alan şunları da alabilir:<ol><li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-10-antik-cag-filozofu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En iyi 10 Antik Çağ Filozofu'>En iyi 10 Antik Çağ Filozofu</a> <small>Oi Antropoi (Ey insanlar), Yemyeşil bir dünya düşünün. İnsan eli...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/en-saglam-5-post-modernist-dusunce-sistemi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: En Sağlam 5 Post-Modernist Düşünce Sistemi'>En Sağlam 5 Post-Modernist Düşünce Sistemi</a> <small>MADDELEYEN: Fatih Güner Her ne kadar başlıkta post-modernist demiş olsam...</small></li>
<li><a href='http://www.maddebagimlisi.com/10-yil-asik-kalmak-icin-en-olmazsa-olmaz-10-neden/' rel='bookmark' title='Permanent Link: 10 yıl aşık kalmak için en olmazsa olmaz 10 neden'>10 yıl aşık kalmak için en olmazsa olmaz 10 neden</a> <small>Başlık sizi yanıltmasın. Bu yazı 10 yılını bugün doldurmuş iki...</small></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.maddebagimlisi.com/en-iyi-20-filozoftan-20-alinti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

