En talihsiz 10 tesadüf
Tesadüfün talihlisi talihsizi olur mu demeyin, bazen işte o pişmiş tavuğun başına gelmeyen şeyler geliveriyor insanın başına. Şahsen çok şanslı bir insan olmadığım ve bu tesadüfler meselesi de çokça kafamı kurcaladığı için bari bu talihsiz listeyi de ben hazırlayayım dedim. Başıma bu da mı gelecekti demeyin, okuyun…
10- Okulda sigara içerken müdüre/öğretmene yakalanmak
Listemize yüksek olasılıklı bir tesadüfle başlıyoruz. Bu durum lisede sigara içen birçok kişinin başına büyük ihtimalle gelmiştir. Hatta Hababam Sınıfı’ndaki “Mahmut Hoca geldi” sahnesiyle de zihinlerimize kazınmıştır. Herkesin başına gelebilir. Önemli olan yakalandıktan sonra da yırtabilmektir… Risk faktörünü sıfırlamak için: Sigarayı bırakın.
9- Önemli bir gecede, sizinle aynı kıyafeti giymiş biriyle karşılaşmak
Söz konusu önemli gece Oscar gecesiyse, biz buna talihsizlik demiyoruz, siz lütfen bir sonraki maddeye geçin. Yok eğer sizin için önemli ama insanlık için küçük bir ayrıntıdan ibaretse işte o zaman bu tesadüf insana oldukça acı gelebilir.
Bu acıyı ancak o sırada yanınızda bulunan eş-dost statüsündeki insanlar, kıyafetin size, o diğer kişiden daha çok yakıştığını söyleyerek hafifletebilir. Yüzünüzdeki hayret ve acı karışımı garip ifade konusunda ise birkaç kadeh alkol tüketmek faydalı olacaktır. Risk faktörünü azaltmak için: Çok acayip bir kıyafet giyin. En azından kendi tarzınızla rezil olursunuz. Bkz.: Bjork’ün kuğu kostümü.
Ya da en iyisi siz hiç gitmeyin. O sırada Afrika’da bir yardım projesinde filan olduğunuza dair bir söylenti yayın. Karizmanız yürüsün.
8- Okul kırıp anneye/öğretmenle karşılaşmak
Aaaah ah… Şimdi işte gençlik yıllarıma dönüverdim. Zira okulu kırdığım bir gün, koskoca Ankara sokaklarında, o sırada çoktan iş başı yapmış olması gereken annemle karşılaşmıştım. Belki de ben onu işi kırmışken yakalamıştım bak hiç böyle düşünmemiştim. Ama sonuçta çocuk olan, dolayısıyla da hesap vermesi gereken bendim ve hamurumda hiç zeytinyağı yoktu. Hala da yoktur, ayrı…
Neyse bu durumdan sonra yapacak pek bir şey bulunmaz, azarı işitip sessizce oturmak en iyisidir. Risk faktörünü azaltmak için: Okulu kırdığınızda şehir dışına filan gidin mesela… Okulu ne kırıyosun ayrıca, otur oturduğun yerde! Annen baban sen oku diye eşekler gibi çalışsın, sen burda serserilik yap! Peeeee…
7- İşi kırıp işten biriyle karşılaşmak
Hmmm… Hassas bir konu daha… Başıma tam olarak gelmese de, bir benzerini yaşadım. Şöyle ki; hastaydım işe gidemedim, çorba alayım diye markete gittim ve ta-taaaa!!! İş arkadaşımla burun buruna geldim. Yüzümün sarılığı ve cebimden sarkan sümüklü mendiller durumu kurtardı. Peki ya gerçekten hasta olmasaydım?
Evet sayın okuyucu, doğru tahmin ettin. Ben böyle bir durumda ne yapılacağını kesinlikle bilmiyorum. Başıma gelse herhalde ağzımda “hebe, hübe…” diye bir şeyler geveleyip dururdum. Siz en iyisi biraz pratik zeka sahibi birine danışın. Geçmiş olsun. Risk faktörünü azaltmak için: İşi kırmak için söylediğiniz yalana kendiniz de inanın, evde kalıp ilaç için ya da gidip telefon faturanızı filan yatırın ne bileyim.
6- Dedikosunu yaptığınız adamın, konuştuğunuz kişinin yakını çıkması

Heh, yine başımdan geçen bir durum! Hatta başımdan aşağı kaynar sular geçen bir durum… Sen git bahset “Şükufettin insanı şöyleymiş, Şükufettin insanı böyleymiş, yok cartmış, yok curtmuş”… Sonra karşı taraftaki adam da desin ki; o benim kuzenim, dayım, halam vb. Sonuç: Bünyede kızarma, bozarma, kekeleme, kıvırma ve çevirme… Artık ne kadar kıvırabilirseniz. Benim durumumda olay tekrar “hebebe, hübübe”ye bağlanıyor tabe.
Risk faktörünü azaltmak için: Sadece çok yakın arkadaşlarınızla dedikodu yapın. Ama yine de risk faktörü çok yüksek, zira onların da hayatındaki her kişiyi bilemezsiniz. Bu durum biraz pokere benziyor sanki, herkesin elindekini bilip, ona göre davranmak lazım. Dedikodu kötü bi şey zaten, yapmamalıyız. Hı hı, evet.
5- Hoşlandığınız birinin; arkadaşınızın eski sevgilisi, kardeşi vb. çıkması

Listemizde üst sıralara çıkarken, hayatımızı daha derinden etkileyen tesadüflere de adım adım yaklaşıyoruz. Aaa bir baayan da bize doğru yaklaşıyor! Amma ne bayan! Fıstık gibi, daş gibi, süt gibi höheyt! Hakkında çeşitli fanteziler kurdunuz, kafanızda ateşli ve romantik bir ilişkiye başladınız… Oo bebeğim işte böyle… Sonra hemen tabii ki bu “daşş gibi hatun”un bahsini arkadaşınıza açtınız. Yaa niye açtınız? Hemen kapatın… O kız onun yıllardır unutamadığı eski sevgilisi… (Müzik girer: Arkadaşımın aşkısınnn…) Ne? Yoksa kardeşi miymiş? Bittiniz oolum siz… Bu durumda önünüzde, kızın (yerine göre adamın) arkadaşınıza yakınlık derecesine göre birkaç seçenek var:
1- Eski sevgili veya eski eş: “Bu kız arkadaşlığımızı riske etmeye değer” diyorsanız, önce arkadaşınıza durumu açıklamaya çalışın ki büyük ihtimalle anlamayacaktır. O zaman kendisiyle bir süreliğine ilişkinizi kesin. Kızla aşkınız çok büyükse ve uzun sürerse belki arkadaşınız sizi affeder, ama belki… Miniminnacık bir ihtimalle. Yok “değmez bi kız için, arkadaşıma can feda” diyorsanız kızı unutun. Ama ya o kız hayatınızın aşkıysa? Heee… N’oldu?
2- Kız kardeş: Oradan hemen koşarak uzaklaşın! Eğer kız da sizi seviyorsa kızla beraber koşarak uzaklaşın. Arkadaşınız ilişkinizi onaylıyorsa, onu da alın, koşarak uzaklaşın!

3- Erkek kardeş (”Yerine göre adamın” demiştik ya…): Bi şeycikler olmaz. Sadece aşkınız biterse, arkadaşınızla biraz uzaklaşmak zorunda kalabilirsiniz. Ne de olsa onlar kardeş.
Risk faktörünü azaltmak için: Ya siz ne biçim arkadaşsınız, insan kankasının eski sevglisini bilmez, kardeşini tanımaz mı? Yuh! Yok o kötü bi sevgiliyse, eşse filan niye o öküzle (cadıyla) arkadaşlık ediyorsunuz? Alla alla… Ben mi söyleyeceğim bu yaşta size bunları? Ya da en iyisi fantezilerinizi kendinize saklayın. Kendi sağlığınız için canım…
4- Perişan bir haldeyken, yeni ayrıldığınız sevgiliyle karşılaşmak

Oysa ki siz, her dışarı çıktığınızda “ya karşılaşırsam” diye ekstra çılgın kahkahalar atıyor, ekstra güzel giyiniyor ve ekstra bakımlı görünüyordunuz… Tipik bir “I will survive” sendromu. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Neden? Çünkü isterseniz yıllarca çok mutlu olun (dikkat ederseniz görünün değil olun dedim), eski sevgiliyle mutlu bir haldeyken karşılaşılmaz. Bu doğanın bir kanunudur.
Ne zamanki mutsuz, perişan, sürüngen bir haldesiniz, işte o zaman eski sevgili en güzel, en yakışıklı, en şahane haliyle gelir karşınıza dikilir. Bi de utanmadan “n’aber, nasılsın?” falan diye sorar ki insanı iyice sinir etsin. Hele bir de yanında yeni sevgilisi, karısı, kocası filan varsa ve sizinle tanıştırırsa… İşte üzüntü, işte muz kabuğu… O sırada kimseye kendinizi açıklayamazsınız, zaten bunu denemeyin bile. Yaptıkça batar, batar, batarsınız.
Yapılması gereken: Fazla yüzgöz olmayın, şöyle bi başınızla selam verin, gülümseyin (ya da gülümsemeye çalışın) ve geçin. Risk faktörünü azaltmak için: Polyanna olun.
3- Beyaz atlı prensinizin, başka prenslerle ilgileniyor olması
Ne kadar yakışıklı, bakımlı, iyi giyimli, bir o kadar da centilmen bir irkek… Şöyle şahane, böyle harika bir insan… Lay lay lom, işte aradığınız beyaz atlı pirens! Bi dakka bi dakka… Sizinle tanıştırdığı diğer yakışıklı için “erkek arkadaşım” dedi sanki? O anlamda dememiştir belki… Bi ara da kulağınıza “sence de yakışıklı di mi” dedi galiba…

Ağhhhhhh! N’ayır, n’olamaz! Oysa siz ne hayaller kurmuştunuz… İki çocuğunuz, şehir dışında bir eviniz olcekti… Çocuklarınızın gözlerinin ne renk olacağına, isim seçmeye kadar vardırmıştınız işi… Aynı zevkleri paylaşıyoruz derken bunu mu demek istemişti yoksa? Peki şimdi ne olacak? Ben size söyleyeyim: Mutsuz son. Üstelik arkadaşınız olarak, sürekli yanınızda olacak… En iyisi yavaş yavaş, çaktırmadan uzaklaşmak. Risk faktörünü azaltmak için: Garantisi yok ama, “macho macho man…” şarkısını dinleyin, vurdu mu ses getiren erkeklere yönelmeye gayret edin.
Açıklayıcı not: Bu maddenin sadece kadınlara yönelik yazılmasının sebebi, erkeklerin lezbiyenlik kavramını hala tam olarak çözememiş olmalarıdır. Bu yüzden kendilerini bu maddeden muaf tuttuk. Saygılarımız lan!
2- Aldatırken basılmak
“Ben karımı/kocamı seviyorum, kendime engel olamadım, öylesine bir şeydi” falan fıstık… Kimi kandırıyorsunuz siz kuzum? Bir de iş üstünde yakalanmışsınız üstelik. Skandal, skandal, skandal! Ne tesadüfü canım, basbayağı kaşınmışsınız. Neyse, olmuş bir kere diyelim… Peki şimdi ne yapacaksınız? Eğer gerçekten kendinizi affettirmek istiyorsanız, kul köle olacaksınız, başka çaresi yok. Ama bu beter durumun bir beteri daha var: Suçluluk psikolojisi! (Dın dınnn!!!) Karşı taraf içinizdeki suçluyu mutlaka keşfeder ve durumdan (haklı bir şekilde) faydalanır. Ayrıca yıllar geçse de, yollar geçse de siz yediğiniz boku unutamazsınız. Sonra başınıza gelen her felaketi, ne kadar kel alaka olsa da buna bağlarsınız. Kötü karma hesabı… Risk faktörünü azaltmak için: Söylememe gerek var mı?
1- Kafanıza yıldırım düşmesi
İşte talihsizlikte son nokta! (Ya da son madde!) Başınıza gelen türlü felaketi sıralayın, yine de talihsizlikte kafasına yıldırım düşen adamı alt edemezsiniz. Zaten diğer talihsizler için de bir nevi tesellidir bu: En azından kafanıza yıldırım düşmedi… Zamanında bu konuyu araştırmış, kafama yıldırım düşmemesi için neler yapmam gerektiğini öğrenmeye çalışmıştım. Sonunda öğrendim ki, yıldırımın pek bi kaçışı yok. Bu kafayla ancak agorafobik olursunuz, ki o kafaya da yıldırım düşebilir. Risk faktörünü azaltmak için: Engin bilgime dayanarak söylüyorum, yıldırımdan en iyi korunacağınız yer arabanın içidir. Yıldırım riskinin olduğu havalarda arabadaysanız sakın dışarı çıkmayın. Şansınız açık olsun!

Bu maddeleri alan şunları da alabilir:
7 Yorum
to “En talihsiz 10 tesadüf”
Additional comments powered by BackType


















Maddebagimlisi.com'da; madde madde listeler, geri sayımlar yapar, en iyileri, en kötüleri ve daha pek çok şeyi sıraya dizeriz. Belli bir konumuz yoktur, her şeyi hedef alırız. Hatta
Çok güzeldi
harika yine
tebessümletici
Daha talihsiz 10 tesaduf dusunemiyorum!!!. Cok Başarılı. . Ek resim ve yorumlarla pekiştirilmiş kısımlar süper olmuş. Pişti olmuş bebeklere ve uyanamayan kediye bayıldım.
muthişş eline sağlıkk
güzel yorumlar saygılarım lan:D
Askerdeyken nöbette uyurken komutana yakalanmakta bir erkek için en talihsiz tesadüflerden biridir kanımca…