En sık yaptığımız 15 İngilizce hatası…

{ Posted on Nis 05 2009 by konuk maddeciler }

MADDELEYEN: SANİYE DEMİREL

Öğrenciler anadillerinde olmayan bir kavram ile karşılaştıklarında bu kuralın ‘mantıksız’ olduğunu söylerler; çıkarlar işin içinden ama kazın ayağı o kadar kolay değil! Dil öğretiminde karşılaşılan belki de en büyük güçlük mantık kavramının ülkelere ve bunun bir yansıması olarak da dillere göre değişiyor olmasıdır. Haa, belki birkaç yıla kadar bu kavramlarda da küreselleşiriz. Sen sağ ben selamet olur ortalık. Ama biz yine de şimdilik Türk öğrencilerin en sık yaptığı hataları bir maddeleyelim…

alphabet20chalkboard1

15. Married
Klasikleşmiş bir hatayla başlayalım: evlenmek ve evli olmakla ‘with’ kullanmak. Üç kelime var: ‘to marry’, ‘to get married’ ve ‘to be married’. Yanlış yapma prosedürü şöyle işliyor efenim: ‘With’ ‘ile’ anlamına geldiğinden, Türk öğrenciler hop diye ‘with’ ekleyiveriyorlar bunların yanına. Sonra da ‘hoca bana gıcık gidiyor.’ diyorlar. Hoca da diyor ki: ‘Bak, arkadaşım, marry’ fiili ‘bir kişi ile evlenmek’ biçiminde kullanılırken ilgeç almaz.’ Buyrun burdan yakın! Çok anlaşılır oldu. Türk’ün Türk’e yaptığı bu işkencenin anlamı şu: ‘with, to, for gibi sözcükleri kullanma.

Örneklersek: ‘She married him against the wishes of her family.’ (Jane Eyre’in annesi bunu yapan.)

Problemli diğer sözcük, ‘…ile evli olmak’ anlamına gelen ‘to be married’. Bu, kimle evli olduğunu söylediğinde ‘to’ almalıdır; Türk öğrencilerin çoğu bu ayrımı bilmeyip; inadım inat diyerekten ‘with’ i yapıştırıyor. Doğrusu ‘My uncle is married to a psychologist,’ şeklindedir. (Amcam bir psikologla evlidir.)

Keşke, bu kadarla kalsa ama bir tane daha var. Yine ‘…ile evlenmek’ anlamına gelen ‘to get married to …’ deyiminde de hata yapılmakta. ‘She got married to a lawyer,’ demek gerekirken anadilimiz devreye girip to yerine with diyiveriyoruz. Dilin kemiği yok ki! (Buraya kadar yazdıklarımı beğendi mi diye eşimin fikrini almak istedim. Kendileri marry ile ilgili sözcüklerde çocukların hata yapmamalarının bir yolu da hiç evlenmemek olabilir dedi.)

14. Looking forward
Ben yine de yazmaya umutla devam ediyorum. ‘Look forward to’ ‘umutla beklemek, dört gözle beklemek’ anlamına gelen bir deyimsel fiildir ve elbet bir hinlik vardır yeterlilik sınavlarında çok sık sorulmasında. Niye mi? Çünkü ‘to’’yu gören insanın canı hemence bir fiili olduğu gibi koymak ister peşine; yani hear, see filan gibi. Ve fakaaat, bu ifadeden sonra eylemlik değil ulaç kullanılır. Vay canına, yazar adeta konu hiç anlaşılmasın istemiş ve eylemlik, ulaç gibi acayip laflar etmiş. Hemen tercüman olalım düşüncelerine. Şöyle demek istiyor eleman: to’dan sonra kullanacağın fiile –ing takısı ekle.

Örnekleyelim: ‘I look forward to hearing from you soon.’ Ya da ‘I look forward to seeing you soon.’

Yazdığınız her e-postanın sonuna ilkini yazın. İşi alamasanız da bir yanıt alırsınız.

13. According to me
Allah aşkına ‘according to me’ demeyin! Arının, atın kafanızdan bu lafı çünkü yok böyle bir laf. Söyleyeni tek ayak cezasına bırakın; öyle dursun bir kenarda. Çeksin cezasını. Niye diye hala merak ediyorsanız; peki, benden günah gitti, açıklıyorum: ‘According to’ sözcüğü ‘bilgimizin başka bir insandan, kitap ya da kaynaktan geldiğini ifade etmek için kullanılır.’ Anlayacağınız, havaya sokar insanı. İngilizce öğretiminde pirimiz kabul ettiğimiz Michael Swan şöyle anlatıyor nedenini: ‘According to’ eğer X şahsının söylediği doğru ise’ anlamını taşır ve dolayısıyla kendimiz için kullanılamaz.’ Mesela, according to Marx diyebilirsiniz ve doğru bir iş yapmış olursunuz. Bence demek için In my opinion dersek ‘no problem!’

12. Psych
‘Psychology’, ‘psychological’ ve ‘psychiatrist’ sözcüklerinde, beş ünsüz yan yana ve sesletiminde ‘p’ sesi yok. Adeta yanlış yazalım diye yaratılmış bir sözcük. Tecrübeyle sabittir: öğrencilerime ‘psychology’ yazın derim. Kontrol edince neredeyse hepsinin de p’den sonra orada olmaması gereken bir h harfini koyduklarını ve diğerlerini de yanlış sıraladıklarını görürüm. H harfi olmayacak bu biiiir! Şimdiiii, hazır olun, müthiş keşfimi açıklıyorum: p, s, y harfleri alfabetik sıra ile yazılmalıdır. Yani, alfabede önce p var, sonra s, sonra da y gibi basit bir mantık. Bu da ikiiii! Bir kağıda yazıp deneyin; bakalım doğru kodlayabildim mi? Eğer doğru yazdıysanız essay sınavlarınızda mutlaka bir iki yere attırın bu kelimelerden çünkü hocaların kırmızı kalemle çizmeye alışık oldukları bir kelime olduğundan, ‘bak sennnn, afferin be, doğru yazmış,’ nidalarına sebep olacaktır. PSYchology, PSYchological, PSYchiatry, PSYchiatrist. Kime ne bütün bunlardan? Bende psychological bir durum mu var acaba?

11. Open/Close
Açmak ve kapamak fiilleri de baş belası sözcüklerden. Türk öğrencilerin anadil etkisi ile yaptıkları bu hata, ışığı ya da radyoyu açmaktan tutun da telefon açmaya ya da kapamaya kadar pek çok yerde rastladığımız bir şey. Birkaç yanlış örneği gösterirsek: ‘Jackson closed the telephone immediately.’ ‘They closed all the lights.’ ‘I went to my house quickly and opened TV.’

Doğrusu şöyle: ‘telefonu kapatmak’ için ‘put down’ ya da ‘hang up’. ‘My friend put down the telephone without saying good bye.’ Radyo, televizyon, lamba ya da kontağı açmak için turn on; kapamak için turn off. Örnekleyelim; ‘Turn on the radio!’, ‘He got into his car and turned on the ignition.’ Ignition kontak demek, bu arada.

Niyeyse ders kitaplarında eser yok bu sözden. Perdeyi kapat derken close kullanılır. Bir güzel örneği Emily BRONTË’nin meşhur romanı Wuthering Heights’tan verelim de şık olsun:
Well, close the curtains, Nelly, she said; ‘and bring up tea.’ (sf; 110)

10. Learn
Türklerin anadil etkisiyle yaptıkları sözcük hataları ‘realize’ ve ‘find out’ sözcüklerinde de oluyor. Bunlardan ‘realize’ yerine ‘understand’, ‘find out’ yerine de ‘learn’ sözcüklerini kullanıyorlar. Realize, ‘İdrak etmek, algılamak’ demek; ‘understand’ ise ‘anlamak’ Aynı biçimde ‘bir bilgiye erişmek, keşfetmek’ sözcüğünün karşılığı olan ‘find out’ sözcüğü ‘bir öğretiyi öğrenmek’ anlamına gelen ‘learn’ sözcüğü ile karıştırılıyor. Türklerin bu yanılgıya düşmesinde önemli bir sebep var. Aşağıdaki örneklere, bir zahmet, bakarsak ilginç bir durum göreceğiz:

a) Ada vapurunun saatlerini öğrenir misin?
b) Topkapı Sarayı’nın ziyaret saatlerini ve günlerini öğrenir misin?
c) Bu yaz surf yapmayı öğreneceğim.
d) Ebru yapmayı öğrenmek istiyorum.

Hepsinde de öğrenmek fiilini kullanırız; çünkü Türkçede bunların hepsi de bu fiil ile ifade edilir. Oysa İngilizcede ‘learn’ sözcüğü bir öğretiyi öğrenmek; örneklersek dans etmeyi, araba sürmeyi, İngilizceyi vb. şeyleri öğrenmek için kullanılır, ‘find out’ sözcüğü ise ‘bir bilgiye erişmek’ için. Dolayısıyla a ve b örneklerinde ‘find out’, c ve d’de ise ‘learn’ kullanılır. ÖSS’ye hazırlayan çözümlü test kitapları gibi oldu açıklamamız ama hassas konu ne yapalım! Fazla didaktik bulduysanız, affedin; meslek deformasyonu.

9. Lie
Anadilin etkisi ile yapılan yanlışlardan biri de ‘yalan söylemek’ anlamına gelen ‘tell a lie’ deyiminde karşımıza çıkar. ‘Söylemek’ fiilini ‘say’ olarak öğrenmiş olan öğrenci bu fiili ‘yalan’ anlamına gelen ‘lie’ ile birleştirerek bir sözcük grubu uydurmakta inanılmaz bir biçimde ustadır. Bu ustalığını ‘doğruyu söylemek’ anlamına gelen ‘tell the truth’ deyimi için de yapmaktadır. Ancak ve bi daha ancak, deyimlerin en önemli özelliği tek bir sözcüğünün bile değiştirilemeyeceğidir. Eş anlamlı bir sözcükle bile değiştirme yapmak kabul görmez. Misal; ‘Bizim mahallenin delikanlılarının gözü karadır,’ tümcesini bir kere de siyahtır diye söyleyin; bakalım oluyor mu? Siz en iyisi Sezar’ın hakkını Sezar’a verin ve deyimi tell ile söyleyin.

8. Make vs. do
Yapmak sözcüğü Türkçede joker gibi bir şey; bakınız: kek yap, yemek yap, yanlış yap, temizlik yap vesaire vesaire. Ama İngilizcede bunları söylerken karşımıza başka başka sözcükler çıkıyor. Hata yaptım derken do’yu kullanırsak hata yapmış oluyoruz. Make a mistake demek gerekiyor. En iyisi yapmakla ilgili doğruları sıralayalım: make a cake, make some coffee, make the bed, make a mistake, make an excuse, make an appointment, make money, do the housework, do homework, do the shopping, do some research, do business, … Saymakla bitmez.

mahir

7. Furniture
Madde bağımlılarının en meraklılarını ilgilendirecek bir maddeye geldi sıra. Diyelim ki evinize birkaç parça mobilya aldınız. Furniture sözcüğünü nasıl kullanacaksınız? Para (money), kağıt (paper), ilaç (medicine), malzeme (equipment), haber (news), istiyorsunuz. Sözcükleri nasıl kullanacaksınız? İngilizcede isimler sayılabilen ya da sayılamayan kavramlar olarak düşünülürler. Bazı isimlerin sayılamayan kavramlar olması çoğul yapılamamaları anlamına gelir. Bunlardan bir kısmı önlerine gelen ölçek ya da miktar kavramları ile çoğul yapılabilirler.

Örneğin:
two pieces of news/ information/ furniture; a bit of news/ information/ furniture; an item of news/ information/ furniture, a pint of bitter, a spoonful of medicine, a pound of butter, a slice of cake, a roast of meat, a few loaves of bread, a bowl of soup, a bottle of wine’ (Quirk, Grrenbaum, 1973: 67) gibi. Alıntıyı da verelim ki içimiz rahat etsin!

Sayılamayan isimlerin ‘sugar, wine, water, flour, coffee, tea, honey, butter vb olanları Türk öğrenciler tarafından kolaylıkla belleğe yerleştirilebiliyor çünkü bunları saymak için deli olmak gerek ancak ‘money, furniture, equipment, advice, research, paper, homework, housework, news, food, fruit, chalk’ gibi bazı sözcüklerin nasıl olup da sayılamadığı kolayca anlaşılamıyor. Buyrun, İngilizcede ‘sayılamaz’ ancak başka dillerde ‘sayılabilir’ kabul edilen bazı isimleri sıralayalım: ‘ anger, applause, behaviour, chaos, chess, conduct, courage, dancing, education, harm, homework, hospitality, leisure, melancholy, moonlight, parking, photography, poetry, progress, publicity, research, resistance, safety, shopping, smoking, sunshine, violence, weather.’ Sıkı bilgi değil mi? Ama ben baştan söyledim; sadece meraklıların bilgilerine sunulur diye.

‘Police’ sözcüğü ise başa bela bir sözcük. Police’den sonra ‘is’ mi yoksa ‘are’ mı diyeceğiz? İngilizcede ‘police’ sözcüğü ‘polis teşkilatı’ anlamına kullanılır ve dolayısıyla çoğul sayılır. Oysa Türkçede ‘polis’ sözcüğü hem ‘tek bir polis’ hem de ‘polis teşkilatı’ anlamlarında kullanılmaktadır. Dolayısıyla, öğretmen tarafından altı çizilmediğinde Türk öğrenciler sözcüğün yapısal özelliğini bilemiyorlar. Muz kabuğu gibi yani, bas ve düş. Özel durumunu bilmeyenler ancak şu mantıkla yaklaşırlarsa doğru seçeneği işaretleyebilirler: Bu kadar kolay soru sorulmaz; demek ki bir hinlik var bu soruda. ‘The police ____ looking for him.’ a) is b) are c) was d) has been

gramamr

6. Then vs. Than
İngilizcedeki en belirgin harfleme yanlışlarından birisi de ‘daha sonra’ anlamına gelen ‘then’ ile, sıfat ve adılların kıyaslanması sırasında kullanılması gereken ‘than’ kelimesinde yapılıyor. Ne olacak kardeşim, diyeceksiniz; ha e olmuş ha a? İkisi de harf değil mi? Bakın İngiliz ve Amerikalılar da öyle diyor demek ki; onlar da yapıyorlar bu hatayı. Üstat Swan, 1980: 597-8’de İngilizlerin bu hatayı nasıl yaptıklarını şekilde gösterildiği gibi örneklemiş: “You make me laugh more then anybody I know.” (Doğrusu than olmalıydı.) “I got into the bath and than the telephone rang.” (then olmalıydı.)

5. Separate vs Separated
Yazılış yanlışı yapılan bir diğer sözcük ‘separate’ ve ‘separated’ sözcükleridir. İngilizce bilmek konusunda benim diyen adama sorun: Yaz bakalım, deyin, separated nasıl yazılır! Yanlış yaparsa da ‘kikiriko, kikiriko’ dedikten sonra‘a’ lar içerde kullanılacaktı canım dersiniz, olur biter. Bakınız: sepArAte/ sepArAted.

4. Lie vs. Lay
Yazılış yanlışının yapıldığı sözcükler arasında dikkati çeken iki sözcükte ‘uzanmak, yatmak’ anlamına gelen ‘lie down’ deyimi ile ‘yalan söylemek’ anlamına gelen ‘lie’ fiilleridir. Bu sözcüklerin karıştırılması ve yanlış harflendirilmesi sadece Türklerin değil; aynı zamanda başka uluslardan öğrencilerin de yaptıkları bir yanlıştır. Diyeceğim o ki, bu hatada da yalnız değiliz.

Sözcüklerin karıştırılması anlamlarından çok yazılışlarında karşımıza çıkıyor. Sözcüklerin özellikleri açılırsa; Lie: uzanmak, yatmak (2. hali lay, 3. hali lain) Bunu bir zahmet ezberleyin. Lie: yalan söylemek (2.hali lied, 3. hali lied) Bunda da bir sorun yok çünkü zaten düzenli fiillerden.

Öğrenciler açısından sorun belki de bu aşamadan sonra, başka bir fiilin varlığını öğrenmekle ortaya çıkıyor. ‘sermek, bir şeyi bir yere yatay olarak bırakmak’ anlamına gelen ‘lay’ fiili ile… Sözcüğü incelersek; Lay: sermek (2. hali laid, 3. hali laid.) ‘Lay’ fiilini öğrenirken yardımına başvurabilecek iki sözcük var. Bunlar ‘say’ ve ‘pay’ fiilleri. Bu sözcüklerin 2. ve 3. hallerini öğrenmekte genelde herhangi bir zorluk ile karşılaşılmaz. Öğrenci bunların ‘said ve paid’ olduğunu kolayca belleğine yerleştirebiliyor. ‘Lay’ fiili de bunlara benzer biçimde ‘laid’ olarak kullanılıyor. Bu durumda belleğe yerleştirilmesi gereken tek sözcük uzanmak anlamına gelen ‘lie’ ve halleri oluyor.

3. Apartment
‘Apartment’ sözcüğü bizim dilimize yanlış geçmiş; geçerken ne olmuş, kim ne yapmış; orasını bilemem ama olan olmuş. Bu sözcük İngilizcede ‘daire, kat, yaşadığın ev’ anlamlarında kullanılır ama Türkçede işte bildiğiniz apartman. Ona göre kullanın, olsun bitsin. Kendinizi üzmeye de değmez zaten.

2. Put off vs. Take off
Öğrencilerime soruyorum: ‘Gömleğimi giydim.’ lafını nasıl söylersiniz? ‘I put on my shirt,’ diyorlar. ‘Peki, gömleğimi çıkardım,’ deyin dediğimde hemen Türklerin pratik zekası giriyor devreye (bunda müthişizdir ya; buz kalıplarında jeton yapan bir Türk, malumunuz!) ve ‘I put off my shirt,’ diyorlar. Olmuyor tabii! Put on giymek, take off çıkarmak demek. ‘I took off my shirt,’ demek gerekiyor. Örnekler çoğaltılabilir: Take off your slippers/ the headphone/ your watch/ coat/ … Bu arada put off ertelemek demek.

1. None vs. Neither
Bu maddede de matematiksel bir şey anlatarak sık yapılan bir hatayı düzelteceğiz ve başımız göğe erecek. None of them ve Neither of them hiçbiri anlamında sözcüklerdir. Ama kullanıldıkları yerde fark var. ‘I have two sisters. Neither of them lives in İstanbul,’ derken ‘hiç biri’ anlamına neither kullanacağız çünkü neither 2 şey için hiç demektir. Ama, ‘I have three sisters. None of them lives in İstanbul,’ derken hiçbiri anlamına none kullanmalıyız. None ikiden fazla şey için hiç demektir. Ne karışık işler! Ama kabul edelim ki şık bir yeterlilik sınavı sorusu.

Peki, hayat bu hataları yaparak devam edemez mi? Amy Tan denen hatun güzel romanlar yazar. Onun The Bonesetter’s Daughter adlı romanından iki alıntı sorunun yanıtını veriyor:

A few days after the first housekeeper started, LuLing called to complain: ‘She think come to America everything so easy. She want take break, then tell me, Lady, I don’t do move furniture, I don’t do window, I don’t do iron. I ask her, You think you don’t lift finger become millionaire? No, America not this way! (Amy Tan (The Bonesetter’s Daughter: 96)

What he know? That doctor don’t even use telescope listen my heart. Nobody listen my heart! You don’t listen. GaoLing don’t listen. You know my heart always hurting. I just don’t complain. Am I complain?(Amy Tan (The Bonesetter’s Daughter: 92)

Çok şeker ve anlaşılır, değil mi? Haksız mıyım?

post-9-1077185881

Be Sociable, Share!


52 Responses to “En sık yaptığımız 15 İngilizce hatası…”

  1. Bir amerikalı arkadaşım tanıdığı bütün türklerin (ben de dahil) should ve must’ı yanlış veya ters şekilde kullandığını söylemişti. Benim bildiğim kadarıyla should tavsiye ederken yapmalısın anlamında must ise yapmak zorunda olmak anlamında kullanılıyor. Ama bir yerlerde bir yanlış yapıyorum sanırım. Açıklayabilir misiniz?

  2. benim de en çok aklımda kalan, ingilizceyi yeni öğrenenlerin “enough” kelimesini “inaf” şeklinde değil de “enoh” şeklinde telaffuz etmeleridir :)

  3. Karşımdaki beni anladıktan sonra sorun yok.. Yanlış konuşurum diye bir sıkıntı yaşamıyorum.. ben bu dili yanlışlarıyla seviyorum..

  4. Merhaba Ceyla Hanım,
    Doğrudur. Must ve should bizim yanlış kullanmaya eğilimli olduğumuz sözcükler. Söyleyen de doğru bir tesbit yapmış. Öğrencilerime hep söylerim. Kip belirteçleri insanın kişiliği ve olaylara nasıl baktığı hakkında bize ipucu verir. Yani sorun kişilikten de kaynaklanır. Bir ülkenin insanlarının beyin yapısını da gösterir. Kısaca anlatmaya çalışalım:
    ‘Must’, ‘have to’ ve ‘has to’ gereklilik, zorunluluk bildiren sözcükler. Örnek: I must study hard. She has to study hard. We have to study hard. gibi. Bunun üçünün de olumsuz halini ‘don’t have to V1′ ya da she/ he için ‘doesn’t have to v1′ ile yaparız. Örnek: You don’t have to wash the dishes.Bulaşıkları yıkaman gerekmiyor. Dikkat edilecek nokta, olumlu tümcede must kullanırken, olumsuzunda ‘mustn’t’ kullanılmayacağıdır.
    Peki, mustn’t diye bir şey yok mu? Var. Ama zorunluluğun olumsuzu değil mustn’t. Gerekmemek için, don’t have to ya da she/ he ile doesn’t have biçiminde kullanılacak. Mustn’t yasak bildirir. You mustn’t cross the street when the light is red. gibi. Bir kanun, ya da yönetmelik ya da otorite emreder bunu. Doktor da söyleyebilir, anne de: Mesela: You mustn’t smoke cigarette. Sağlığına yazık, öleceksin çocuğum demek istiyor.
    Should ise tavsiye bildiren bir kip belirteci. Yani, ben tavsiye ediyorum ama yaparsın- yapmazsın sana kalmış demek. Must kadar keskin değil. Bir bilen kişi tavsiye ediyor. Şu karşılıklı konuşmada olduğu gibi:
    Alice: I have a headache.
    John: You should take an aspirin.
    Bir aspirin içsen iyi olur; dedi.
    Üstelik 2 tane daha aynı şeyi ifade eden sözcük var:
    should = ought to= had better. hepsinden sonra da V1 kullanarak.
    Had better sanki past gibi görünüyor değil mi? ama değil işte, present.
    Şöyle bir cümle var diyelim ki:
    I advise you to take an aspirin.
    If I were you, I would take an aspirin.
    Bu 2 cümle aynı anlama geliyor. Bunun 2sini de rewrite yaz desem bana şöyle demeniz gerekir:
    You should take an aspirin. = You ought to take an aspirin.= You had better take an aspirin. (had better daha acil durumda, vahim durumda kullanılır, tek fark bu.
    Ama cümle şöyleyse:
    It’s not necessary to wash the dishes.
    Bunun rewrite’ı şöyle:
    You don’t have to wash the dishes. / Ya da You needn’t wash the dishes.
    Waaavvvv. İyi mi? Sevgiler. Teşekkür okuduğunuz için.

  5. Sevgili BJ, benim de öğrencilerimi ulaştırmak istediğim yer tam da sizin dediğiniz. Grameri öğren, doğru yazmaya çalış ama bu meret korkarak konuşulmaz. Risk al. Yanlış yapma riskini al ve konuş. Harika! Kutlarım sizi. Devam.

  6. teşekkürler güzel bir yazi :)

  7. Saniye’ciğim, yine harika bir iş çıkarmışsın canım. Ne güzel bir dille anlatmışsın, keyifle okudum. Teşekkürler.
    Ayrıca şu ‘lie’ fiiliyle ilgili bir fikir daha geldi aklıma.Hani yalan söylemek anlamına gelen regular bir verb ya, ordan ‘düzenli yalan söyler’ yani sürekli anlamında tabi…..diye de bir ek yapsak ve yalan söylemek anlamına gelen ‘lie’ fiilinin düzenli bir fiil olduğunu aklımızda tutabiliriz diye düşündüm ne dersin…:)))
    Sevgiler……..

  8. Teşekkürler Serpilcim. Harika bir fikir. Bundan sonra ‘sürekli yalan söyler’den onun da düzenli fiil olduğunu kodlarım. Beğenmene de ayrıca çok sevindim. Bu blogdaki diğer yazıları da okumanı tavsiye ederim. Harika şeyler. Bye.

  9. Hocamız yine derste olduğu gibi çok akıcı ve anlaşılır dille döktürmüş. Kendisinin İngilizce’yi formülize etmesi bizim gibi mühendis adayları için çok yararlı oluyor.
    Teşekkürler Saniye hocam..

  10. Oku bakiyim: Schedule
    Bu kelimeyi hic sevmem, seveni de sevmem. Zaten plansiz programsiz bi insan oldugum icin anlamini da sevmem. Koskoca madde yazari oldum hala da sevmem, Mumkunse hic cikmasin karsima, okumiyim, yazmiyim…

  11. Senelerce İngilizce eğitimi alıp da öğrenememiş olmamın nedenini buldum; şöyle güzel güzel anlatan olmamış ki seveyim de öğrenmek için gayret edeyim.

    Hocam bir de “If Claus” konusunun üstünden geçsek nasıl olur?

  12. Canim Hocam sahane bir sekilde anlatmissin konuyu.Bana da guzel bir tekrar oldu.Ozellikle7. madde.Sevgilerimle..

  13. Teşekkür ederim Gülşah Hanım,
    Buyrunuz efenim,
    CONDITIONAL SENTENCES (Koşul Cümlecikleri)
    İngilizce’de koşul cümlecikleri başlıca dört ana başlık altında incelenirler.
    a. Future-possible
    b. Present Unreal
    c. Past Unreal
    d. Mixed Type
    FUTURE-POSSIBLE
    Örnek cümleler:
    If the weather is good tomorrow, we will go to the beach. (Eğer yarın hava iyi olursa plaja gideceğiz.) Burada havanın yarın iyi olması koşulu altında yapacağımız bir eylemden bahsediliyor. Hava iyi olur mu olmaz mı bilmiyoruz ama iyi olursa olasılığından yola çıkıyoruz.)
    If you are hungry, you can eat a sandwich. (Acıktıysan bir sandiviç yiyebilirsin.)
    If you are tired, sleep early. (Eğer yorgunsan erken uyu.)
    If you have a headache, take an aspirin. (Eğer başın ağrıyorsa bir aspirin iç.)
    If you are ill, don’t smoke. (Eğer hastaysan sigara içme.)
    If Ali studies hard, he can pass his class. (Eğer Ali çok çalışırsa sınıfını geçer.) Burada eğer bu sözü söyleyen bir öğretmen ise Ali adlı öğrenci ile ilgili genel bir görüş bildiriyor. Yani, diyelim ki sene başındayız. Ali’yi tanımıyoruz; tembel midir, çalışkan mıdır ama öğrenci dediğin çalışırsa geçer mantığı ile böyle söylüyoruz.)
    Bu örneklere dikkatle bakılırsa ‘if’ ile söylenen tümcenin- ki bu bir yan cümledir çünkü tek başına bir anlamı yoktur- the simple present tense ile yapıldığı görülecektir. Öyle ki ilk örnekte ‘yarın’ sözcüğü kullanılmasına rağmen tümce geniş zamanla yapılır. Ana cümleye baktığımızda ise şu yapıların kullanıldığını görürüz:
    1. ‘Can’ ile yapılmış bir cümle.
    2. ‘Will’ ile yapılmış bir cümle.
    3. Olumlu ya da olumsuz bir emir cümlesi.
    Future-possible bir cümlede en çok dikkat etmemiz gereken şey if’li cümleyi simple present tense ile yapmamızdır. Dikkat edilirse ana cümlede simple present tense kullanmıyoruz. Tek bir durumda kullanabiliriz: Bilimsel bir olgudan bahsediyorsak. Örneğin:
    If you heat water, it boils. (Suyu ısıtırsan kaynar.) (Bazı İngilizce dil bilgisi kitaplarında bunu Type 0 diye adlandırırlar)
    Bu noktada ‘when, after, before, as soon as, vb.’ bağlaçlar ile yaptığımız tümceleri hatırlamakta ve iki bilgiyi ayırmakta yarar var. Bunlarda hem ana hem de yan cümleciklerde simple present tense kullanıyorduk:
    When my father comes home, my mother lays the table.
    After I have my breakfast, I immediately brush my teeth.
    PRESENT-UNREAL (Type 2)
    Present-Unreal cümleleri kendi aralarında iki sınıfa ayırarak inceleyeceğiz:
    1. If’li cümlenin TO BE ile yapıldığı cümleler
    2. If’li cümlenin diğer fiiller ile yapıldığı cümleler
    1. Örnekle başlayalım:
    If the weather were good today, we would go to the beach. Örnekte görüldüğü gibi if ile yapılan tümcede to be fiilini ‘were’ olarak kullandık. Bunu hep were olarak kullanmak gerek; he, she, I, it, they, we özne ne olursa olsun. Ama son yıllarda internette o kadar çok was kullanılıyor ki kitaplar bile was ile kullanımı doğru kabul etmeye başladı. Ama diyelim ki bir TOEFL sınavında bunu were olarak kullanmazsanız yanlış yapmış sayılırsınız. Bu nedenle daima were kullanmanızı tavsiye ederim. Burada ana cümlede ‘would ya da could +V1’ kullanmamız gerekiyor. Bu bir formül diye kabul edersek, bunu öğrenmesi kolay ama önemli olan bu tümce ile ne demek istediğimizi bilmek, bu tümcenin gerisinde yatan şey ne? Şu: But the weather ISN’T good. Yani her ne kadar if’li cümle görünüş olarak past gibiyse de aslında şimdiden bahseden bir durum var burada. Tükçeye çevirdiğimizde şöyle bir anlamı var: Eğer bugün hava iyi olsaydı (ama değil) plaja giderdik (ama gidemiyoruz.) Peki biz parantez içindeki bu olumsuzlukları cümlenin kendisinde görüyor muyuz? Hayır. Ama kendimizden emin bir şekilde çevirisini aynen böyle yapabiliriz. En azından belleğimize bu anlamı yerleştirinceye kadar…
    Birkaç örnek daha verelim. Bir klasikle başlayalım:
    If I were a rich man, I would buy a palace. (But I am not rich) Geride yatan anlam bu. Türkçeye çevirirsek: ‘eğer zengin olsam (ama değilim) bir saray alırdım (ama alamıyorum.). Peki ne zaman? Hiç tereddüt etmeden söyleyelim:ŞİMDİ
    If today were a holiday, we would play tennis. (But today isn’t a holiday.) Temeldeki anlam bu. Bugün tatil olsaydı (ama değil) tenis oynardık (ama oynayamıyoruz.)
    If I were in your place, I would invite him to the party. (But I am not in your place) Geride yatan anlam bu. Senin yerinde olsam (ama değilim) onu partiye davet ederdim. Ne zaman? ŞİMDİ.
    2. If’li cümlede to be fiili dışında bir fiil kullandığımızda ise şöyle yaparız:
    If I had a good job, I would save some money.
    Örnekte görüldüğü gibi if’li cümlede fiilin doğrudan 2. halini kullanıyoruz. Ana cümlede ise yine az öncekinde olduğu gibi ‘would ya da could V1’ kullanıyoruz. Peki bu ne demek?
    (But I don’t have a good job) Yani ‘İyi bir işim olsa (ama yok) para biriktirirdim (ama biriktiremiyorum.) Ne zaman? ŞİMDİ.
    Yine geldik bizim Ali’yeeeee!
    If Ali studied hard, he could pass his class. (But Ali doesn’t study hard.) Öğretmen Ali hakkında bir düşünceye sahip artık. Diyelim ki sene yarısı olmuş. Ali cin gibi ama tembel. ‘Ali çalışsa sınıfını geçer ama ne yazık ki çalışmaz, tembeldir’ demek istiyor. Bu örnek Future-possible’daki örnek ile yeniden karşılaştırılırsa aralarındaki fark daha iyi anlaşılabilir.
    Hani biz anadilimizde bazen şöyle hayaller kurarız ve bunlara ‘yani mesela!’ deriz. Nedir bunlar?
    Milli piyangodan trilyon kazansan ne yapardın?
    Tut ki sen başbakansın, Türkiye’yi nasıl idare ederdin?
    Çok lüks bir lokantada çorbanın içinde ölmüş bir böcek bulsan ne yapardın? gibi tümcelerin hepsi Present-unreal ile sorulur.
    What would you do if you won the lottery? If I won the lottery I would buy a house and a car.
    How would you govern Turkey if you were the Prime Minister of Turkey?
    What would you do if you discovered a dead beetle in your soup?
    PAST UNREAL (Type 3)
    1. To be fiili ile yapılan tümceler
    2. Diğer fiiller ile yapılan tümceler
    Birinci grup için şöyle bir örnekle başlayalım:
    If the weather had been good yesterday, we would have gone to the beach. (Eğer dün hava iyi olsaydı plaja giderdik.) Burada şöyle bir anlam var: Ama hava iyi değildi ve biz plaja gitmedik. İngilizcede tümcenin gerisinde yatan anlamı şu tümceler ile belirtebiliriz: (but the weather wasn’t good yesterday)
    Bir başka örnek:
    If yesterday had been a holiday, we would have gone to the funfair. (but yesterday wasn’t a holiday and we didn’t go to the funfair.) If ile yapılmış bir tümceyi gördüğümüzde parantez içinde yazdığımız tümceyi düşünebiliyorsak çevirisini kolaylıkla yapabiliriz.
    Diğer fiiller ile şu şekilde tümceler kurabiliriz:
    If Ali had studied hard, he could have passed the class. (but you didn’t study hard and you failed.) Bizim Alicik için yapacak şey kalmamış. Sınıfta kalmış. Vay Ali vay!
    If Kennedy hadn’t gone to Dallas, he wouldn’t have been killed. (but he went to Dallas and he was killed.)
    4.MIXED TYPE
    Bu kullanımda tümcenin bir tarafı past-unreal diğer tarafı present-unreal olarak yapılır. Karışık türde bir koşul tümcesi kurabilmemiz için öncelikle present-unreal ve past-unreal kullanımlarını iyi kavramamız gerekir. Örneği inceleyelim:
    If I had saved some money last year, I would be in New York now. (Eğer geçen yıl para biriktirseydim (ama biriktirmedim), şu anda New York’ta olabilirdim. (ama değilim) (but I didn’t save any money last year, so I’m not in New York now.)
    Çok nadir görülmekle birlikte yan tümcenin present-unreal, ana tümcenin past-unreal olduğu örneklere de rastlayabiliriz. Şöyle ki:
    If he were alive, he would have come last night. (Eğer şu anda hayatta olsaydı (ama değil), dün gece gelirdi. (Ama gelmedi.) Bir romanda rastladığım bu örnekte oğlunun ölmüş olduğuna inanan bir anne söylüyor bu tümceyi.
    Bir başka örnek Chinua Achebe’nin Things Fall Apart adlı kitabından:
    “Let me tell you one thing, my friend. If I were you I would have stayed at home.”= Sana tek bir şey söylememe izin ver dostum. Ben senin yerinde olsam evde kalırdım. (but you didn’t stay at home.)
    Güzel olmuş mu? İyi pişmiş mi?
    Sevgi benden

  14. Bir tek rica üzerine bu kadar zahmete girip, cevap yazmış olduğunuza inanamıyorum. Gerçekten harikasınız.

    Adı type 1 değil de future possible olduğunda ne kadar da kolaylaşıyormuş her şey. Çok çok teşekkür ediyorum.

  15. Internet’i seviyorum . çünkü dünyanın en paylaşımcı olayı. insana insan olmanın keyfini yaşatıyor. ama bi de itiraf: bilgiler battery’im de mevcut. biraz eklemeyle/ özelleştirmeyle isteyene gidiyor. güle güle kullanın.
    Ben de bugün yazılan şeylere bakim. Zeynep hanım yine döktürmüş güzel şeyler.

  16. Saniye Hanım (benimde Hocam) Memleket ayırımı yapmadan Kabataş iskelesini soran her turiste bağıra çağıra “yes yes yes yesss.. noooo!!!!” diye cevap veren tüm ben ve benim gibilerden, ümidini kesmeyerek; yılların bir araya getirdiği değerli bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için çok (akabinde very) teşekkür ederim. ps: eşinizide ayrıca tebrik ediyorum bkz: madde 1

  17. biz de teşekkür ediyoruz efenimmm.

  18. çok değerli sayın hocam…walla az bi gırdik galmışki cıncığ ola.. deli bişe olmuş.. sankim! bizi her adımda dinleyip, kalem tutmuşsunuz gbi olmuşşş.. biliyim bu cümlelerde de gramere dair doğru bişe bulmak hakkaten çok zor ben aradım bulamadım,kimse aramasın..olurmu….hojam siz böle gidin warya sizi ben bile tutamammmmm….HAYATI PLATONİKTE OLSA SEWENLERDENİM, ELBET Bİ GÜN ODA AŞKIMIZI GÖRÜR BE HOCAM…….DIMI??????UMARIM YANİİ…

  19. ben hiç anlamadim harun bey bu yorumunuzu?

  20. walla hocam açıkcası bütün metni okuyamaddım :) ama okuduğum kadarıyla gayet iiii yazmışsınız yani gerçekten yaptığım hataların çou text te mevcut yani ARTIK BENDE HATA YAPMAKTAN KORKMICAM :) teşekkür ederim EXELENT A-6 dan muzip EREN saygılar !!!!!!!!!!!!!

  21. Günümüzde teknolojiyle birlikte yayılan, ingilizce öğrenme yaygınlığı içerisinde herkesin ihtiyacı olan mükemmel bir yazı olmuş. Eğitim sistemimizde de keşke böyle pratik bilgiler bulunsa da bazı şeyler kolaylaşsa diyor, hocam olduğunuz için kendimi şanslı hissettiğimi bilmenizi istiyorum..

  22. Teşekkür ederim Dilara. Filmlere dair bir iki yeni yazı var. Onlara da bakmanı tavsiye ederim. Çok güzel yazılar.

  23. Bu guzel aciklamalar icin harika diyorum. Aslinda bizim gramerimiz(tabii gercekten iyi ogrenmissek) cogu Amerikali’dan bile daha iyi. Mesela onlar conditional sentence lari kesinlikle yanlis kullaniyorlar ve mantiklari da almiyor. Biz kurallari onlardan cok daha iyi biliyoruz ama iste konusma ve telaffuz cok iyi degil bizde. Girtlak yapilarimiz da cok farkli oldugu icin eger Amerika’da dogmamissak agir bir aksanimiz oluyor. Tabii ikinci bir dili konusmak cok onemli bir ozellik, kac amerikali ikinci bir dili cok iyi konusabiliyor?

  24. Gerçekten yazdığınız yazı ve daha sonra yorumdaki 2. yazı sayesinde lisedeki hazırlığı kısaca bir tekrar ettim. Sizle 4-5 saat çalışsam yerleşeceğim üniversitenin hazırlık sınavını dahi atlayabileceğimi düşünüyorum. Emeğinize sağlık, o kadar bilgiyi internette paylaşmak için gerçekten insanın bazı şeyleri aşmış olması gerekir diye düşünüyorum. Amacınıza ulaştınız. Saçtığınız bilgiler taa Erzurum’a kadar geldi. Bir kez daha size saygı duydum, yazılarınızın devamı dileğiyle…

  25. yazınızı linkini ve sizin isminizi de vererek http://www.ealist.net/eal/2009/07/11/en-sik-yaptigimiz-15-ingilizce-hatasi/ adresinde kendi sitemde yayınladım. Umarım telif hakkı istemezsiniz. (Copyright yazısı filan görmedim, cesaretimi buna bağlayın :))

  26. Yusuf arkadaşa çok teşekkür ederim. Telif hakkı istesem zaten paylaşıma sunmazdım ama daha fazlasını anlattığım kitabımı edinmek isteyenler Yıldız Teknik Üniversitesi kitapçısına başvurabilir. Vocabulary through Conversation kitapcığımın adı. Bunu sitenizde yayınlarsanız sevinirim.
    Internet’in en güzel yanı da bu zaten; Erzurum’a ulaşmak, Hakkari’ye, Sivas’a, …. her yere. Ben size bir de Present Perfect Tense’i anlatayım; hani hocalar ‘bizde bunun karşılığı yoktur,’ deyip ‘dakka bir gol bir’ öğrencide ‘e o halde öğrenemem’ duygusu yaratırlar ya, öğrenip kullanıyor musunuz; onu görelim. Sevgiler benden.

  27. ‘bizde bunun karşılığı yoktur. ’ Evet bunu tüm ingilizce hocalarımız bize aynen söylediler. Acaba bildikleri (!) halde mi bize doğru düzgün öğretmemek için böyle söylediler, bak şimdi hocalarımın iyi niyetinden şüphe etmeye başladım :) Ayrıca yolum düşerse kitapçığınızı (kitap’ım dememek için yapılan mütevaziliğe bakın) kesinlikle alacağım. Saygılarımla…

  28. Saniye Hocam bu katkilarinizdan ve tespitlerinizden dolayi size gercekten cok tesekkur ederiz.Ben de ulkemizde okullarda kanayan bir “dil yarasi”ndan bahsetmek istiyorum. Ben bu ingilizce konusunda daha hassas olunmasi taraftariyim de ingilizce grammar’in kesinlikle formulize edilerek ogrenilemeyecegine inaniyorum.Kaciniza anneniz dili ogretirken ozne yuklem uyumuna dikkat oglum/kizim bak yoksaaa hiiiii cissss diyerek ogretti? Ne zaman size ben okula gidiyoruz dediginiz icin kizdi? Ingilizceyi hep hocalariniz ogretirken size kullanmaniz gerektigini ancak bu sekilde ilerletebileceginizi konusur hale geleceginizi soylemistir ancak hicbiri size ogretirken uygun ortami saglamamistir.Her yas icin ingilizce ogretimi farklidir ve bu ortami yaratmak cok da zor degildir aslinda sadece ogrencileri isin icine katmaniz gerekir.Bu da ancak onlarda gerekli ihtiyaci uyandirmakla ilgilidir.Mesela if clause’u ogretirken ogrencilere oyle bir sunum gerceklestirmeniz gerekirki ogrenciler yasayan gercekler halinde gorurler dersinizi ve hiii demek ki bu boyleymis derler.Bunu pek ala hazirlayacaginiz karikatur vs sunumlariyla gerceklestirebilirsiniz ve ogretirken formul degil bolca ornek olay ve ornek metin kullanmaniz gerekebilir ama emin olun ogrencinin uzerinde yaratacaginiz etki daha mukemmel olacaktir.Dersin devaminda da ogrenciye olayi uygulatmak icin pek ala oyunlar vs. ya da yasa gore bilgisayar destekli sunumlarla bulmacalar cozdurulerek islem tamamlanabilir.. bu konular tabiki boyle burada anlatmakla bitmez ;) Kisacasi Turkiye’nin bu konuda alacagi coook yol var ve bu yolun en basinda da akli basinda ogretmen kadrosu ve az ogrencili siniflar yer aliyor ;)

  29. Ahhh ahh Cihan arkadaşım, tam da kanayan yaramın üzerine bastın. Türkiye’de dil öğretimi konusunda neredeyse tamamen bir yanlış uygulama süregelmekte ve üstelik de pek çok hoca bu yanlışı- hazırlanan, şık paketlenen ve sunulan bilimsel modellerin kraldan çok kralcı savunucuları olarak yapmakta. Uzun cümle oldu: demek istediğim şu: Çocuklar 13 yıl İngilizce görüyor okulda ve 2 kelimeyi bir araya getirip konuşamıyor. Peki bu çocukların hepsi mi salak? Değil tabii. Yanlış olan sistemin kendisi. Dil bir bilim değil; bu bağlamda fizik ve kimyadan farklı. Bir alışkanlıklar edimi. Bu edimi edinmek için DUYMAK, TEKRARLAMAK, ÜREMEK, YANLIŞ YAPMAK; DÜZELTMEK ve yavaş yavaş alışmak gerekiyor. Hata yapmanın en affedilir konusu dil öğretimi olmalı. Ama gel de bunu hocalara kabul ettir?

  30. Aman hiç kimse yanlış anlamasın. Ben öğrencileri değil sistemi suçluyorum. Yazımdan belli ama yanlış anlaşılmayı da hiç istemem. Sevgiler herkese. Sorun anlatayım; elimden geldiğince….

  31. Hocam Mrb,

    İnternette gezerken tesadüfen rastladım sitenize. Ve yanlış bildiğim 2 kelimeyi sayenizde öğrenmiş oldum. Mümkünse sizden ders almak isterim. Bana yardımcı olabilir misiniz? TEŞEKKÜRLER…

  32. mrb tabi bunlarda gerekli ancak ingilizce turkiyede konusulamamasinin sebebi bu kurallari cok kafaya takmak sonra telefonda veya yuz yuze biriyle ingilizce konusmaya baslayinca self-confidence yitirmek benimde tavsiyem ingilizce bir kitap alin ve okuyun sesle sora internetten chat sitelerine girin justin tv var ordan hem film izleyin hemde konusmalari okuyun nasil konustuklarini ogrenirsiniz bu grammar hicbiri neredeyse gecmez belli bir asmadan sonra az cok ingilizce bilen biri varsa yaninizda kurallari unutun ve sadece konusun bir iki yil sonra bu sikici konulara donup pekistirme yapabilirsiniz ancak goreceksiniz bunlari coktan asmissiniz… just take a breath and let it go and i can tell you friendly all i had a teacher once but i just waste my time to him by the way i have a lot friend from america nobady cares ( with or to ) speak to me or speak with me , whatsoever …. police they dont use this word either thay says cop

  33. bazıları yorumları çok uzun yazmışlar ben uzun yazdikları için yorumları ama yazı gercekten güzel olmuş.:D:D:D:D:D

  34. vizeden önce ağrı kesici niteliğinde harika bi yazı olmuş hocam.teşekkürler :)

  35. Hocam ingilizce ile bu kadar ilgili olmanız, yanlış kullanımları azaltmak için çalışmalar yapmanız benim ne kadar şanslı bir yıldız teknik üniversiteli öğrenci olduğum gösteriyor… internet kafe ortamında olduğum için makalelerinizin hepsini okuyamadım ama umarım kendi internetim olduğunda hepsinden yararlanacağım … şimdiden teşekkürler ve saygılar……

  36. You are unbelievable :D. police “are” I never forget this :D

  37. police “are” I never forget this.You are unbelievable :D

  38. police “are” I never forget this. :D

  39. hocam inanılmazsınız :D police den sonra are geliyo bunu asla unutmayacağım :D

  40. police den sonra are geliyo bunu asla unutmayacağım :D

  41. inanılmazsınız hocam. police are unutmayacağım asla bunu :D

  42. Hocam herkes gibi 4. sınıftan beri ingilizce derslerine giriyorum.Ama hep aynı şeyler aynı şekilde anlatıldı.Buda beni ingilizceden uzaklaşatırdı ve öğrenmesi çok zor bir şey gibi görünmeye başladı.Ta ki sizle tanışasıya kadar ve dersinize giresiye kadar.Makine mühendisliği okuyacağım ve geleceğim için öncelikle ingilizce olmak üzere dil bilmek şart.Dil olmadan iş bulmak oldukça zor günümüzde.Özellikle mühendisler için.Bu dil sorunu sayenizde sorun olmaktan çıktı ve hobi olmaya başladı.İnşallah ingilizceyi iyi bir şekilde öğreneceğim.İngilizceye beni böyle yaklaştırdığınız için çok çok teşekkür ederim.Bence Türkiye’nin belkide Dünya’nın en iyi ingilizce öğretmenlerindensiniz.Sizin kadar enerjik birini ve hiç sinirlenmeyen birini görmedim bu zamana kadar.İnsan hep güler yüzlü olur mu böyle:) Oluyormuş demekki:) Harikasınız hocam.Tekrar çok teşekkür ederim…

  43. Slm Saniye hocam! Bana da relative clouse konusunu anlatırsanız sevinirim defining and nandefining konusu ve relative clause u kısaltıyoruz ya kaç sekilde kısaltabiliriz bu konuda yardımcı olursanız çok sevinirim…

  44. işinin bu kadar iyi yapabilen insanlarla karşılaşmak ne hoş . .
    benimde bi sorum olacak :ingilizce tarihte bilinen bi zamanda bireysel olarak şahit olunmamış bir olayı anlatırken “varmış” ı nasıl anlatırız…
    örneğin:bi kitap okuyoruz ve 1400 yıllarda bi prensten bahsediyo ve biz bu kitabın şu şekilde özetini çıkarmak istersek “1417 de iranda bir prens varmış,onun bir sarayı varmış .vs” nasıl bi kalıp kullanmamız gerekir..yada ingilizce de böyle bi anlatım var mıdır ..yardımcı olabilicek vaktiniz olursa çok memnun olurum.araştırdım ama internette bulamadım .konuya bayağı vakıf olduğnuz yazılarınızdan belli size sormak istedim.. şimdiden teşekkürler.

  45. slm saniye hocam, ben would ve could kelimelerinin kullanım yerlerini konuşurken karıştırıyorum bu konu da bana yardımcı olabilir misiniz.( öreneğin; could’u can ile)

  46. Hoca mızı ben tanımıyorum , nerede görevlisiniz acaba ?

  47. do ve make ile alakalı şunu sormak istiyorum.
    hangisi doğrudur.
    Trust me, you can make it. (=succeeding in losing weight)
    Trust me, you can do it. (=succeeding in losing weight)

    it is a slogan from a weight loss center

  48. gerçekten çok güzel bir yazı keşke siz daha önce bulsaymışım da dil kurslarına o kadar para kaptır masaymışım . inanın siz daha fazla yardımcı oldunuz yds ile ilgili pratik bilgiler de paylaşabilirseniz mutlu olurum teşekkürler

  49. ONE NUNITE ve WHİTE SEA için yorum beklerim :)

  50. Saniye hocamız yine bilgisini konuşturmuş:D

  51. Yalnız çok iyi yaaa. Saniye hocam yazılarınızın hepsi çok güzel hiçbirini diğerinden ayırt etmiyoruz severek takip ediyoruz.

  1. 1 Trackback(s)

  2. En güzel Madde Bağımlısı maddeleri | Madde Bağımlısı

Post a Comment