En Sağlam 5 Post-Modernist Düşünce Sistemi
MADDELEYEN: Fatih Güner
Her ne kadar başlıkta post-modernist demiş olsam da, bahsi geçen teorilerin kimi post-modernist, kimi ise post-modern düşünceden sonra daha da ivmelenmiş teorilerdir. O yüzden eksik bilgi vermiş olmayalım.
Post-modernizm, moderne karşı ya da onunla birlikte ancak anti-tezlerle oluşturulmuş bir düşünce biçimidir. Çoğu insan, güzel sanatlardaki post-modernist aksiyonların daha duyulur olması sebebiyle, post-modernizmi güzel sanatlara bağlıyor olsa da, aslında post-modernizm, analitik felsefe ve Wittgenstein ile ortaya çıkmıştır diyebiliriz. Daha geriye gidersek Nietzche sonucuna bile ulaşabiliriz.
Bilgisayar çağının ilerlediği “daha modern” çağda ise post-modernizmi teorik anlamda kitlelere sevdiren kişi ise, benim de fikirlerini çok sevdiğim ve canlı canlı dinleme fırsatına sahip olduğum Jean Baudrillard’dır.
Madde Bağımlısı’ndaki bu konuk yazarlığımda, Meşgul Sinyali’nde yazdığım dijital pazarlama ve sosyal medya konularından ayrılıp, bu konuların en özüne ilişkin bir “maddeleme” yapmayı daha doğru buluyorum. Antropolojik gelişmelerin bu seviyeye gelmesini sağlayan post-modern düşünürlere de şapka çıkarmayı borç bilirim.
5 – Yapısalcı Antropoloji
Descartes ve Sartre’a şiddetle karşı çıkan bu düşünce sistemi, fikir babası olarak Claude Levi-Strauss ismiyle anılır. Descartes ve Sartre’ın savunduğu şüphecilik ve insanın “bilinç”ten varolduğu fikrini reddederek, insanların dinin, kültürün, eğitimin ürünü olduğunu savunur.
Yapısalcı antropoloji düşüncesine göre, eğer sosyal sistem ya da “yapı” izah edilecekse, hangi parçaların daha ağır olduğunun ölçülmesi gerekmektedir. Yapısalcı antropoloji, bu anlamda Freud’a da gönderme yapar. Çünkü antropolojinin kendisinin ayrılmaz işbirliği yaptığı iki kurum varsa, onlar da sosyoloji ve psikolojidir.
Bu sayede, modern antropolojiyi “ilkel-barbar” / “modern-uygar” algısının yetersizliğinden kurtararak modern antropoloji ve genel sosyal bilimlere yeni açılımlar getirmiştir.

4. Dunning-Kruger Etkisi
Justin Kruger ve David Dunning’in anlayış getiren bu çalışması, herhalde 2000’li yılların en önemli sosyal teorilerinden biridir. Türkçe’ye direk “cahil cesareti” olarak çevrilebilecek olan bu teori, genel olarak, bilgi düzeyi düşük olan insanların, bilgi düzeyi yüksek insanlara göre daha cesur oldukları görüşünü savunur.
Dunning ve Kruger, Cornell Üniversitesi’nde okuyan lisans öğrencilerini kullaranarak yaptıkları deneyde, “cehaletin, gerçek olan bilgilerin aksine, bireyin kendine duyduğu güveni artırıcı bir olgu olduğunu” bulmuşlardır. Deneyin sonucu olarak da aşağıdaki önermeyi göstermişlerdir:
Niteliksiz insanlar, ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark etmezler. Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedirler. Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamakta da acizdirler.

3. Nesneler Sistemi
Günümüzde şehir insanının hızlı yaşamlarına tanık olduğu ürün, araç ve gadget kuşakları karşısında, insan sanki hiç değişmeyen dengeli bir türü andırmaktadır. Bu karmaşanın birçok doğal türde karşılaşılan karmaşıklıktan daha tuhaf olmadığı söylenebilir. Ancak bu arada insan denilen varlığın tüm doğal türleri sınıflandırmak gibi bir alışkanlık kazandığını biliyoruz. Bu işi sistemli bir şekilde yapmaya başladığı gün, çevresindeki teknik ve işe yarar nesnelerin ansiklopedik boyutlara ulaşan bir de listesini yayınlamıştır.
Nesneler sistemini açıklayan ünlü post-modernist düşünür Jean Baudrillard, günlük nesnelerin sayısında inanılmaz bir artış görüldüğünü, insanların gereksinim duyduğu nesnelerin sayısının arttığını ve üretim sayesinde de bu nesnelerin doğum ve ölümlerinin hızlandığını anlatır.
Nesneler sistemi fikri, renklerden, malzemelerden, nesnelerin ortamla olan ilişkilerinden, boyutlardan, basitlikten, simgesel boyutlardan, nesnelerin tarihselliklerinden ve değerlerinden, ilkel insan-modern insan ayrımından, ev hayvanlarından, koleksiyonculuktan, saatlerden, nesnelerin güdümleme gücünden, otomatikleşmeden, robotlaşmadan, gadgetlardan, widgetlardan, kişiselleştirilmeden, model-seri ayrımından, teknikten, üretimden, tüketimden satın almadan, reklamlardan, annelikten, ödüllendirmeden ve daha birçok konudan bahsederek kendisini açıklar.

2. 6 Degrees of Separation
“İnsan Ağı” olarak da anılan bu sosyal teori, her bir insanın başka bir insanlar olan bağından hareketle, dünya üzerindeki iki uzak insanın birbirinin “en fazla” 6 kişi aracılığıyla tanıdığını anlatır.

Kendi blogumda örneklediğim şekliyle anlatayım daha rahat açıklayabilmek için…
Ben Obama’yı tanıyorum.
Ben babamı tanıyorum. Babam da ilçemizin belediye başkanını, belediye başkanı da büyükşehir belediye başkanını tanıyor. Büyükşehir belediye başkanı ise başbakanı ve başbakan da doğal olarak Obama’yı. Eğer bu insanların her biri birbirlerine benden bahsetse, Obama’nın benimle ilgili bir fikri olacaktır.
“Küçülen Dünya” (Shrinking World) düşüncesi ile ortaya çıkan ve Kevin Bacon örneği ile de kitlelere yayılan bu teori, dünyanın, herkesin birbirini tanıyabilmesi için yeterince küçük olduğunu anlatır.
Kevin Bacon’ın (aktör) bu teoride ne işi var diyeceksiniz. Anlatalım. Bacon’ın fanlarının hazırladığı bir oyun var, ismi de “Six Degrees of Kevin Bacon”. Bu oyun, IMDB’in veritabanını kullanarak çalışıyor ve mantığı da, dünya üstündeki her aktörün ya da aktrisin yollarının “en az” bir kere Kevin Bacon ile kesiştiğini ıspatlamaya çalışıyor. Şimdiye kadar bu oyunun mantığını çürütebilen bir örnek olamadı, hatta 6’yı zorlayan bir örnek bile henüz yok. Mesela ünlü Türk aktör Danyal Topatan, Kevin Bacon ile sadece 2 dereceden yakın. Türkan Şoray’ı ise 3 dereceden. (oyun için tıklayınız.)

1 – Simülasyon Teorisi
Oğuz Adanır’ın sözleriyle, insan bilimleri alanında 20. yüzyılda ortaya atılmış en önemli kuramlardan biri Simülasyon Kuramı’dır. Simülasyon Teorisi’nin bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde ortaya koyduğu en önemli gerçeklerden biri modern toplumlarla dünyanın geri kalan ülkeleri arasındaki tarihsel süreç farklılığıdır.
Ayrıca kuramı bu kadar önemli yapan özelliklerinden biri de, kuramı ortaya atmış olan Baudrillard’ın, bu kuramdan nasıl yararlanılabileceğine dair hiçbir bilgiye ya da fikre sahip olmamasıdır.
Ben kendimce bunu Mona Lisa ile özdeşleştiriyorum. Bugün Mona Lisa isimli tablonun bu kadar değerli (paha biçilemez) olmasının sebebi, post-modern düşüncenin de savunduğu şekliyle, da Vinci’nin “bu benim en değerli tablomdur” demesi olabilir. Oysaki Mona Lisa ne yeni bir boyama tekniği getirmiştir, ne renkleri genelgeçer akımların dışında kalmıştır ne de farklı bir tarza sahiptir. Portredir, zamanın renkleri kullanılmıştır ve o zamanlar moda olan boyama tekniklerinden biri ile yapılmıştır. Peki, onu bu derece değerli yapan nedir? İşte benim bu soruya olan cevabım nasıl ki “toplumsal değerler Mona Lisa’yı değerli yapar” ise, Baudrillard da belki bu yüzden Simülasyon Kuramı’nı nasıl uygulayacağını bilmemektedir.
Baudrillard teorisini açıklamak için ayrıca görece farklı bir yol seçmiştir. Örneklendirmeleri arasında Disneyland, Apocalypse Now (Coppola’nın müthiş filmi) ve modern zamana ait birçok gönderme bulunmaktadır. Her gün izlediğimiz/gördüğümüz/maruz kaldığımız imgelerin, bizi gerçeğe yaklaştırmak yerine, bizi gerçekten uzaklaştırdığını anlatır.

Bu maddeleri alan şunları da alabilir:
12 Yorum
to “En Sağlam 5 Post-Modernist Düşünce Sistemi”
Additional comments powered by BackType



Maddebagimlisi.com'da; madde madde listeler, geri sayımlar yapar, en iyileri, en kötüleri ve daha pek çok şeyi sıraya dizeriz. Belli bir konumuz yoktur, her şeyi hedef alırız. Hatta
10 olmayacakmıydı?
This comment was originally posted on FriendFeed
ayy yazı çok ağır. Ben anca 10 yıl sonra gelip okurum bu yazıyı. Anca o zaman anlarım.
This comment was originally posted on FriendFeed
Her zevke göre bi şeylerimiz var
This comment was originally posted on FriendFeed
ben de eve gidip okuyacagım. şu saatte beynim rölanti konumuna geçiyor genelde.
This comment was originally posted on FriendFeed
süper olmuşş Fatih Güner’e saygılar selamlar
This comment was originally posted on FriendFeed
maddeleyen fatihguner
http://www.maddebagimlisi.com/en-saglam-5-post-modernist-dusunce-sistemi/
This comment was originally posted on Twitter
Süper bilmişlik taslayarak giriyorum konuya =)
Simülasyon teorisini baya’ bi’ güzel anlatmıştır Baudrillard aslında; birden fazla yazısında hem de yamulmuyorsam. Ve onun esas vermek istediği ana mesajı bu yazıda bulamadım. Temel mesajı şu bence Baudrillard’ın : Herşeyin giderek kolaylaştığı, herhangi bir nesneye simgesel ya da fiziksel olarak ulaşmanın giderek daha zahmetsiz hale dönüştüğü bir dönemdeyiz; bu da bu nesnelerle aramızdaki bağların gerçekliğini öldürüyor. Örneğin, bi’ düğmeye basıyoruz ve ışık yanıyor. Işığın yanmasını sağlamak için bir düğmeye basmaktan başka hiçbir şey yapmamız, o ışığın gerçekte ne olduğu ve nasıl oluştuğuyla ilgili düşünmememize (işte elektriktir, kabloyla gelir, o elektrik de şöyle üretilir, elektriği üreten kaynak da aslında şudur ve şöyle oluşmuştur, gibi) ve bu nedenle hayatımızın bir simülasyon haline gelmesine neden oluyor. Örneğin, markete gidip et alıyoruz paketlerde ve yiyoruz; bunun aslında zamanında yaşayan bi’ hayvan olduğunu falan “sorsalar” biliyoruz ama algımızı ve kimliğimizi (kim olduğumuzu) oluşturan kısmı uçup gitmiş oluyor “var olandan”. Algı dünyamızda, o sadece bir et parçası olarak kalıyor; marketten gelen.
Şunu yazmayı unuttum : Bu simiülasyon teorisi özellikle ekoloji ve yeşil politika teorilerinde çokça kullanılır; modern insanın (kendine ve parçası olduğu doğaya karşı) nasıl bi’ aymazlık içinde olduğuna kanıt olarak
teşekkürler efendim
This comment was originally posted on FriendFeed
listeleme için teşekkürler. Özellikle oracleofbacon bağlantısına hayran kaldım. İlginç bir yaklaşım.
Cidden hayran kaldım =D
Hiç bi bilgim yoktu bunlar hakkında ellerinize sağlık güzel bir maddeleme olmuş..
thank you wikipedia