En iyi 10 Antik Çağ Filozofu

{ May 14 2009 by Aslı Topçu }
Etiketler : ,
Kategoriler : Alıntılar, Felsefe

Oi Antropoi (Ey insanlar),

Yemyeşil bir dünya düşünün. İnsan eli çok az değmiş, insan zihinleri bilgi birikimi ile bulanmamış. Her şey saf, temiz… İlk öpüşme gibi heyecanlı… Dünya ile yeni yeni tanımaya başlıyorsunuz birbirnizi. Her uyandığınızda bambaşka bir sürpriz ile geliyor size dünya ve kendi ile ilgili minik minik ipuçları veriyor. Ve siz katkısız şarabınızı yudumlayarak dünyayı keşfediyorsunuz. İşte Antik Çağ filozoflarının hayatı tam olarak böyleydi. Kendilerini daha yakından tanımak ve “felsefe yapma” gibi saçma bir tabudan kurtulmak için sizi büyülü Antik Çağ Filozofları’nın dünyasına alalım.

10. Empedokles

Empedokles’e göre arkhe (temel, ilk öğe) tek bir şey değildir. Su, toprak, ateş ve hava evrenin başlangıcından beri vardır. Bunlar değişmeyen öğelerdir. Başlangıçları ve sonları yoktur. Miktarları hep aynıdır. Evrende olan her şey de bu dört öğenin birleşiminden ya da etkileşiminden meydana gelir. Öğelerin birleşmesini ya da etkileşmesini sağlayacak olan hareket ettiriciler de sevgi ve nefrettir. Sevgi öğeleri birleştirir, nefret de öğeleri birbirinden ayırır.

empedokles_1821293propertyzoom

Aslıtoteles

Sevgili Empedokles, işte tam senin sevgi ve nefreti hareket ettirici olarak tanımlaman, şu an hepimize kafayı sıyırtan karma felsefesinden başka bir şey değil. Madonna da karma felsefesine geçti geçeli, hepimiz kırmızı yün bileklik takmaya başladık. Tüm nefretler, sevgiye dönüşür umarım.

9. Thales

Thales yedi bilgelerin ilkidir. İlk filozoftur. Arkhe’nin su olduğunu ileri sürmüştür. Suyun dünyayı taşıdığını düşünmüştür. Depremleri de suyun hareketi olarak görmüştür.

thales

Aslıtoteles

Eh, evren ile ilgili ilk yargıyı ortaya koymak her baba yiğidin harcı değil Thales. Senin çok bulduğun ve bu yüzden evrenin özü “su” dediğin kaynakları da biz çok güzel tükettik. Ortada su falan kalmadı.

8. Anaksimandros

Anaksimandros da, her erkeğin saç dökülmesi sorunu gibi, bütün Antik Çağ filozoflarının temel sorunu olan arkhe’ye bir açıklık getirmeye çalışmıştır. Anaksimandros için arkhe aperion yani sonsuzluktur. Anaksimandros arkhe için sonsuz bir maddeyi seçtiğinde, sonsuzun asla bir sonu olmayacağını düşünmüştür. Bununla da sonu olmayan döngüsel hareketi desteklemiş olmuştur.

Aslıtoteles

Anaksimandros, bu karmaşık arkhe açıklamanız, bana günlük hayatımında sonsuzluğu açıklamak, uzayın nereye kadar olduğu ya da nereden geldiğimiz olaylarına hiç bulaşmadan yargıyı askıya almak hevesini uyandırıyor.

7. Anaksimenes

Milet’li üç filozofun sonuncusu olan Anaksimenes, arkhe’nin hava olduğunu idda etmiştir. Hava, air Antik Yunanca “aer”dir. Her şey bu aer’den çıkar. Taş, toprak gibi katı maddeler de havanın farklı yoğunlaşmasından oluşur. Ayrıca Anaksimenes, arkhe olarak havayı, Tanrı gücü olarak da düşünür. Nefes, havanın işlevini tanımlamak için çok doğru bir metafordur. Ne de olsa insan bedenine can veren hava, aynı zamanda insan ruhuna da can vermektedir. Ruh kavramını ilk tanımlayan filozof olarak karşımıza çıkan Anaksimenes, doğadaki canlı ve cansız ayrımını yapan ilk filozoftur.

Aslıtoteles

Antik Yunan’ın en havalı arkhe’sini bulan Anaksimenes için bir alkış!

6. Phythagoras

Sayıların babası olarak tanınan ve arhke olarak da sayıyı kabul eden Phythagoras’ın (Pisagor) , yola çıkış noktası uyumdur. Nasıl ki müzikteki uyum sayılar ile (ritim) anlatılabiliyor ise, doğa da bu sayılar ile çözümlenebilir. Sayılar her birinde bir ruh, bir akıl ya da bir erdem vardır.

pi

Aslıtoteles

Ah Pisagor, Öss’de; şurdan 3, 5, 8 üçgeni çıksa da hemen soruyu çözsem söylemlerim ya da 3 varsa burda kesin bir Pisagor olayı vardır demelerim geliyor aklıma.

5. Herakleitos

Herakleitos arkhe olarak ateşi belirlemiştir. Ona göre her şey ateşten çıkmıştır ve yine ateşe dönecektir. Bu bağlamda ateş varlık ve yokluktuk. Ateş her şeyi kendisinden meydana getirir, ama kendisi asla değişmez. Varlıklar bir şekilde ateşten çıkar ve kendi formlarını alır ve bu dönüşüm de kozmik düzeni meydana getirir.

Herakleitos’un felsefesinin kilit noktalarından bir diğeri ise karşıtların savaşıdır. Karşıtlar arasındaki savaş olmasaydı, uyum da ortaya çıkamazdı. Bu bağlamda kozmosdaki düzeni meydana getiren ve koruyan karşıtlar arasındaki savaştır. Yani, iyilik için kötülük, varlık için yokluk, beyaz için siyaha ihtiyaç vardır. Herakleitos’un bu kuramı daha sonra Nietzsche ve Hegel tarafından işlenecektir.

Bir de tabi unutmadan;

“ποταμοῖσι τοῖσιν αὐτοῖσιν ἐμϐαίνουσιν, ἕτερα καἕτερα ὕδατα ἐπιρρεῖ.”

(potamoisi toisin autoisin embainousin, hetera kai hetera hüdata epirrei)

“Aynı nehire iki defa girilmez.”

herakleitos

Aslıtoteles

Herakleitos, karşıtların birarada yaşayabileceği teoremini çürütecek bir sürü devlet oluşcağını nereden bilebilirdin ki?

4. Parmenides

Parmenides harekete karşılık durağanlığı savunur. Evreni açıklamak için (arhke) Bir’den yola çıkar. Bir yaratılmamıştır ve yok edilemez, Bir’i tanımlamak için ondan başka bir şey yoktur. Bir kalıcı olandır. Bir parçalardan oluşmayan bir bütündür. Bir için hareket ve değişimden söz edilemez. Parmenides “Bir” kuramını ontolojisine (varlık bilimi) de bağlamıştır. Varlıkta da hareket ve değişim söz konusu değildir. Varolan vardır. Yalnızca varolan düşünebilir. Bu yüzden bizim yaşadığımız dünya da “görünenler dünyasıdır.”

Aslıtoteles

Parmenides hareketlilikten durağanlığa geçmek ne kadar doğru tartışılır. Ama sana bir özür borçluyum. Platon’un Parmenides kitabını okurken, ve senin Bir kavramın ile yeni yeni tanışmışken kafamda dönen “Bir, bir, birbirlerine.. trallalala” şarkısını susturmak için çok uğraştım. Ama bir türlü susmadı.

3. Sokrates

Diyalektiğin babası olan Sokrates, ahlak felsefesinin kurucusudur. Sokrates ölüme mahkum edilmiştir. Hücresinde ölmeyi beklerken, lir çalan bir çocuk görür. Çocuğa, “bana da çalmayı öğretir misin?” der. Çocuk da, “ama çalmayı tam olarak kavrayabilecek kadar zamanınız olduğunu düşünmüyorum.” der. Sokrates de çocuğa gülüp, “önemli olan yalnızca liri çalmak değil, keyifli olan onu öğrenmek.” der.

Platon’un kaleme aldığı Sokrates’in Savunması kitabında, Sokrates’in insanların cahilliklerini ortaya çıkarmak için onlarla kurduğu diyalektiklere rastlanır. Hepsi Sokrates’ten daha bilge olduklarını idda edip, sonunda kendi ağızlarından cehaletlerini itiraf ederler. Sokrates’e göre cehaletini bilmeyenlerden daha kötüsü yoktur. Ya da cahil olup da insanların kendilerini bilgin zannetmesinden. Sokrates’in duruşu da kendisinin bilgin olduğunu ispatlamak olarak algılanmamalıdır. Sokrates için bir insan cahil de olsa en önemli şey, cehaletinin farkında olmasıdır. Yani Sokrates kendinin farkındadır ve insan için en büyük bilgelik kendinin farkında olmaktır.

sokrates1

Aslıtoteles

Pardon çok erdemlisiniz, size baba diyebilir miyim?

2. Platon

İmdi dedim, insan denen yaratığı eğitim ile aydınlanmış ve aydınlanmamış olarak düşün. Bunu şöyle bir benzetme ile anlatayım: Yer altında mağaramsı bir yer, içinde insanlar. Önde boydan boya ışığa açılan bir giriş… İnsanlar çocukluklarından beri ayaklarından boyunlarından zincire vurulmuş bu mağarada yaşıyorlar. Ne kımıldayabiliyorlar, ne de burunlarının ucundan başka bir yeri görebiliyorlar. Öyle sıkı sıkıya bağlanmışlar ki kafalarını bile oynatamıyorlar. Yüksek bir yerde yakılmış bir ateş parıldıyor arkalarında. Mahpuslarla ateş arasında dimdik bir yol var. Bu yol boyunca alçak bir duvar, hani şu kukla oynatanların seyircilerle kendileri arasına koydukları ve üstünde marifetlerini gösterdikleri bölme var ya, onun gibi bir duvar, Böyle bir yeri getirebiliyor musun gözünün önüne?

-Getiriyorum.

-Bu alçak duvar arkasında insanlar düşün. Ellerinde türlü türlü araçlar, taştan, tahtadan yapılmış, insana, hayvana ve daha başka şeylere benzer kuklalar taşıyorlar. Bu taşıdıkları şeyler, bölmenin üstünde görülüyor. Gelip geçen insanların kimi konuşuyor, kimi susuyor.

-Garip bir sahne doğrusu ve garip mahpusla!

-Ama tıpkı bizler gibi! Bu durumdaki insanlar kendilerini ve yanlarındakileri nasıl görürler? Ancak arkalarındaki ateşin aydınlığı ile mağarada karşılarına vuran gölgeleri görebilirler değil mi?

-Ömürleri boyunca başlarını oynatamadıklarına göre, başka türlü olamaz.

-Bölmenin üstünden gelip geçen bütün nesneleri de öyle görürler.

-Şüphesiz.

-Şimdi bu adamlar aralarında konuşacak olurlarsa, gölgelere verdikleri adlarla gerçek nesneleri anlattıklarını sanırlar değil mi?

-Öyle ya.

-Bu zindanın içinde bir de yankı düşün. Geçenlerden biri konuştukça, mahpuslar bu sesi karşılarındaki gölgenin sesi sanmazlar mı?

-Sanırlar tabii

-Bu adamların gözünde gerçek, yapma nesnelerin gölgelerinden başka bir şey olamaz ister istemez değil mi?

-İster istemez.

-Şimdi düşün: Bu adamların zincirlerini çözer, bilgisizliklerine son verirsen; her şeyi olduğu gibi görürlerse ne yaparlar? Mahpuslardan birini kurtaralım; zorla ayağa kaldıralım; başını çevirelim, yürütelim onu; gözlerini ışığa kaldırsın. Bütün bu hareketler ona acı verecek. Gölgelerini gördüğü nesnelere gözü kamaşarak bakacak. Ona; “Demin gördüğün şeyler sadece boş gölgelerdi. Şimdi ise gerçeğe daha yakınsın, gerçek nesnelere daha yöneliksin, daha doğru görüyorsun” dersek; önünden geçen her şeyi birer birer ona gösterir, bunların ne olduğunu sorarsak ne der? Şaşakalmaz mı? Demin gördüğü şeyler, ona şimdikinden daha gerçek gibi gelmez mi?

-Daha gerçek gelir.

-Ya onu aydınlığın ta kendisine bakmaya zorlasak? Gözlerine ağrı girmez mi? Boyuna başını bulabildiği şeylere çevirmez mi? Kendi gördüğü şeyleri, sizin gösterdiklerinizden daha açık, daha seçik bulmaz mı?

-Öyle sanırım.

-Onu zorla alıp götürsek, dik ve sarp yokuştan çıkarıp, dışarıya gün ışığına sürüklesek, canı yanmaz, karşı koymaz mı bize? Gün ışığında gözleri kamaşıp bizim şimdi gerçek dediğimiz nesnelerin hiçbirini göremeyecek hale gelmez mi?

-İlkin bir şey göremez her hâlde.

-Yukarı dünyayı görmek isterse, buna alışması gerekir. Rahatça görebildiği ilk şey gölgeler olacak. Sonra, insanların ve nesnelerin sudaki yansımaları, sonra da kendileri. Daha sonra da gözlerini yukarı kaldırıp güneşten önce yıldızları, ayı, gökyüzünü seyredecek.

-Her hâlde

-En sonunda da güneşi, ama artık sularda ya da başka şeylerdeki yansılarıyla değil, olduğu yerde, olduğu gibi.

-Öyle olsa gerek.

-İşte ancak o zaman anlayabilir ki, mevsimleri, yılları yapan güneştir. Bütün görünen dünyayı güneş düzenler. Mağaralarda onun ve arkadaşlarının gördükleri her şeyin asıl kaynağı güneştir.

-Bu değişik görgülerden sonra, varacağı sonuç bu olur elbet.

-O zaman ilk yaşadığı yeri, orada bildiklerini, zindan arkadaşlarını hatırlayınca, hâline şükretmez, orada kalanlara acımaz mıyız?

-Elbette

-Ya orada birbirlerine verdikleri şerefler ünler? Gelip geçen şeyleri en iyi gören, ilk veya son geçenleri ya da hepsini en iyi aklında tutup gelecek şeylerin ne olabileceğini en doğru kestirenin elde ettiği kazançlar? Mağaralardan kurtulan adam artık onlara imrenir mi? O ünleri kazançları sağlayanları kıskanır mı? O boş hayallere dönmekten, eskiden yaşadığı gibi yaşamaktansa, Homeros’taki Akhilleus gibi, “fakir bir çiftçinin hizmetinde uşak olmayı” dünyanın bütün dertlerine katlanmayı bin kere daha iyi bulmaz mı?

-Bence bulur; her mihneti kabul eder de bir daha dönmez o hayata.

-Bir de şunu düşün: Bu dediğimiz adam yeniden mağaraya dönüp eski yerini alsa; gün işiğindan ayrılan gözleri karanlıklara dayanabilir mi?

-Dayanamaz.

-Daha gözleri karanlıklara alışmadan, ki kolay kolay da alışamaz, yeniden bu karanlıklar içinde düşünmek, zincirlerinden hiç kurtulmamış mahpuslarla gördükleri üzerinde tartışmak zorunda kalsa herkes gülmez mi ona? Yukarıya boşu boşuna çıkmış, üstelik de gözlerini bozup dönmüş demezler mi? Bu adam onları çözmeye, yukarıya götürmeye kalkışınca ellerinden gelse öldürmezler mi onu?

-Hiç şaşmaz öldürürler.

-Şimdi, sevgili Glaukon, bu benzetmeyi demin söylediklerimize uyduralım. Görünen dünya mağara zindanı olsun. Mağarayı aydınlatan ateş de güneşin yeryüzüne vuran ışığı. Üst dünyaya çıkan yokuş ve yukarıda seyredilen güzellikler de, ruhun düşünceler dünyasına yükselişi olsun. Benin nereye varmak istediğimi merak ediyordun ya, işte bu benzetme ile onu iyice anlamış olursun. Doğru mu yanlış mı orasını Tanrı bilir. Her hâlde benim düşünceme göre kavranan dünyanın sınırlarında iyi ideası vardır. İnsan onu kolay kolay göremez. Görebilmek için de dünyada iyi ve güzel ne varsa, hepsinin ondan geldiğini anlamış olması gerekir. Görülen dünyada ışığı yaradan ve dağıtan odur. Kavranan dünyada da doğruluk ve kavrayış ondan gelir. İnsan ancak onu gördükten sonra iç ve dış hayatında bilgece davranabilir.

Platon – Devlet VII. Kitap 516a-517c
Çeviri: S. Eyüboğlu – M.A. Cimcoz

platon20aristote

Aslıtoteles

Sevgili Platon, varolan her bireyin “mağara alegorisi”ni okuması lazım değil mi?

1. Aristoteles

Aristoteles, fizikten matematiğe, politikadan, ontolojiye, etikten astronomiye kadar her bilim ile uğraşmış ve hepsinin birbiri ile bağlantısını kurmuştur. Aristoteles’in etiğini anlamak için bilgi felsefesini, varlığını anlamak için de fiziğini bilmek gerekir. Çünkü ele aldığı her doğruyu sistematik olarak inceler.

Aristoteles Antik Yunan’ın arkhe sorununa da “görünenlerin ardında birliği olan bir varlık olmalı” şeklinde yaklaşmıştır. Aristoteles için gerçek varlık, fenomenlerin içinden gelen öz, yani ousia’dır. Ousia’nın ötesinde başka bir varlık yoktur. Gerçek olan ancak ousia’dır.

Aslıtoteles

Merhaba Aristoteles, ben Aslıtoteles. Ben en büyük hayranınızım.




En paylaşımcı insan benim diyene:
  • Print
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • email
  • FriendFeed
  • Identi.ca
  • LinkedIn
  • Live
  • MySpace
  • Reddit
  • RSS
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Tumblr
  • Twitter
  • Diigo

Bu maddeleri alan şunları da alabilir:

  1. En iyi 20 filozoftan, 20 alıntı…
  2. En Kant’çı 10 kavram
  3. En iyi 10 facebook platformu…
  4. 10 yıl aşık kalmak için en olmazsa olmaz 10 neden
  5. En cılkı çıkmış 10 aşk filmi/romanı klişesi …


8 Yorum to “En iyi 10 Antik Çağ Filozofu”

  1. aslıtoteles, ne guzel yazmışsınız bee… süper valla, eline saglik. felsefeden en bihaber adam bile anlar bu anlattıklarını sayende. cok sahane olmus. en bi favorilerimden ilan ettim bu yaziyi :)

  2. eheh teşekkür ederim , o senin şahaneliğin.

  3. peki ya diyojen?

  4. güzel yazı, özellikle yorumlarına bittim. ama yer darlığından olsa gerek çok fazla özet geçilmiş gibi geldi. okurken “ya ne saçma düşünmüşler hiç ana madde su, ateş filan olabilir mi” diye okudum. halbuki adamların öne sürdüğü savları birebir okusak “aslında evrenin ana maddesi su olabilir, çok mantıklı” derdik.

    kişisel yorumum, bugün her ne kadar tersi düşüncelere sahip olsak da buradaki 10 insanın günümüzün insan profilinden çok daha zeki ve neyin ne olduğunu anladığı yönündedir.

  5. çok super bilgiler ve konular gunumuze kadar hala gecerliliğini aynı orjınalde kuruyabilmiş ve bugunun insanlarına hala ışık olmuş kişiler olarak varlıklarını surdurmuşlerdir ve sureceklerdir…

  6. HARİKASIN ELİNE EMEĞİNE SAĞLIK MUHTEŞEM

  1. 2 Bu yazıyı linkleyenler

  2. En iyi 10 Antik Çağ Filozofu < It’s all about the trends
  3. En güzel Madde Bağımlısı maddeleri | Madde Bağımlısı

Yorum yapın

Additional comments powered byBackType