En çok tartışılan 9 toplumsal kavramımız…
“En çok tartışılan 9 kavram” diyerek kendimi toplumdan soyutlaştıramazdım. Doğrusu “En çok tartışılan 9 toplumsal kavramımız.” Bu toplumda barınmaya çalışıyorsam eğer; ay orta kesimler şöyle, eğitimsiz kesim böyle, bilmem ne kitlesi şöyle falan diyemem… Çünkü ben toplumda her bireyin bir etkisi olduğuna inanıyorum. Olan her şey, nedenselliğin içinden çıkıyor. Bu noktada da “kelebek etkisi” teoreminin toplumsallaştırılınca çok iyi çalıştığını düşünüyorum. Yani yalnızca benim varlığımla bile, toplumun düzeninin değiştiğini ve ben olmasam çok daha farklı bir toplum olacağına inanıyorum. Genele vurursak, toplumu oluşturan her bireyin, toplumda farklı bir rolü olduğunu ve yapacağı her türlü eylemin ufak da olsa bir değişiklik yapacağını biliyorum. Bu yüzden “normal yaşam koşulları” başlığı altında yaşamaya, “normal olma” kaygısında olanları anlamıyorum. Stabilizasyona inat, toplumun devinim ile daha iyi bir yere geleceğini düşünüyorum. Bize mutlu aileyi yalnızca; iki çocuk, bir LCD televizyon, çalışan anne baba ve doyacak kadar maaş olarak göstermeye çalışanlardan ve bunları toplumsal kavramlar üzerinden yapanlardan da hiç haz almıyorum. Bu yapı içinde de, tartışılacak şeylerin belli kavramalara indirgenmesinden hoşlanmıyorum. İşte o hoşlanmadığım ama kullandığımız kavramlar…
9. Televizyon
Sadece yaşam sürebileceğimiz kadar kazandığımız paralarla tabi ki mutlu olamıyoruz. Ama çözümü daha çok çalışmak ya da düzene karşı çıkmak için bir şeyler yapmakta değil, hayallerde yaşamakta arıyoruz. Televizyon dizilerindeki karakterler yerine kendimizi koyuyor, onların hayatlarını yaşamaya çalışıyoruz. Gerçekten soyutlaştıkça kendimizi daha iyi hissediyoruz.
8. Bacı (Yenge)
Sokaktan geçen her kıza laf atıyoruz. Ve en korkuncu kendimizde laf atma yetkisini görüyoruz. Sonra o kız, birinin sevgilisi olunca “bacı” oluyor ve ona karşı bütün tacizlerimizi kesiyoruz. Yani o kızın bir “insan” olmasından dolayı değil, birinin sevgilisi olmasından dolayı susuyoruz. Meclise yalnızca kadın olduklarından dolayı giremeyen kadınlara da ancak bu tarz bir dokunulmazlık veriyoruz. Yani kadınların dokunulmazlığı mahalle içinde bir delikanlının sevgilisi-karısı olma yolundan geçiyor.
7. Din
Din üzerinde konuşmaktan ve konuşanların da haklı olabileceğinden korkuyoruz. Başbakanlar, çocukları kandırmak için arabalarının arkasından şeker, büyükleri kandırmak için de dinsel vaazlar veriyor. Hemen kanıyoruz, yargılamıyoruz. En içsel kavramların, en çok dışsallaştırılanlar olmasına seyirci kalıyoruz. Din üzerinden kategorize ediliyor, sonra da totaliter rejimden nefret ediyor ayakları çekiyoruz. O kadar kötüye gidiyoruz ki güneşin doğuşuna bir türlü şahit olamıyoruz.
6. Kadın
Kadınları ötekileştiren bir toplumda yaşıyoruz. Kadınları o kadar çok ötekileştiriyoruz ki, bir süre sonra o ötekileşmeyi otomatik olarak kadınların kendisi yapıyor. Yapılarına ters olmasına rağmen; daha çekingen, daha pasif, daha öteki oluyorlar. Kadınların bu suskun halini seviyoruz. Hakkını arayan kadın görüntüsüne katlanamıyoruz. Tacize uğraıp, tacize uğradığını şikayet eden kadın en suçlu olan oluyor, onu taciz edenler de en haklı. “Senin kardeşin olsaydı o tacize uğrayan kız” empatisini yapmazsak eğer, karşımızdaki olayın ne olduğunu anlamıyor. Zaten bir süre sonra hemen unutuyor. Kadınlar konusu hassalaştıkça siyasetlerimizi bir güzel kadınların üzerinden yapıyoruz. Erkek egemen bir toplum olduğumuzu, ancak siyasette kadınlar üzerinden gösteriyoruz. Ve bundan hiç gocunmuyoruz. Erkeklerde sonsuz bir el kirletme hakkı görüyoruz.
5. Delikanlılık

Delikanlılığa ters olan şeyler belirleyip, geri kalan bütün ihtimallere önyargı ile bakıyoruz. Burada bir terslik var demek yerine, seçenekleri azaltıp elimizin tersi ile itiyoruz. Delikanlılık rajonuna en ters şeye, yani “eşcinselliğe” bir hastalıkmış gibi davranıyoruz. Ameliyat ile değiştirilemeyecek bu hastalığı düzeltmek için de belki hayatımızda ilk defa psikoloğa gidiyoruz. Kendimizi asla kabullenemiyor ve “millet ne der” kaygısından bir türlü kurtulamıyoruz. Milletin ne diyeceğini belirleyen, namus bilgini bir nevi kişileri de, “ama çok delikanlı” diye adlandırıp, delikanlılık ne ise, onu o olmaktan saptırıyoruz.
4. Sağlık
Doktora inatla gitmiyoruz. Evet inatla. Önce yaşamaya sonra sağlıklı olmaya çalışıyoruz, yaşamın sağlıklı olmaktan geçtiğini unutuyoruz.Ben hayatımda hiç doktora gitmedim, tümcesini marifet zannediyoruz. Para gitmesin, sağlık gitsin felsefesini benimsiyoruz.
3.Cep Telefonu
Sadece mesaj, arama ve kamerasını kullandığımız, son model cep telefonları alıyoruz. İşe yaraması ile ilgilenmiyoruz. Kriterimiz yalnızca; N bilmem kaç, iPhone bilmem ne olması. Kısaca, ellerimizde son model telefonlar olsa da, biz ayın sonunu getiremiyoruz.
2. Siyaset
Günlük kullandığımız kelime adedi en fazla 200. Biz 200 kelime ile siyaseti dillendirmeye çalışıyoruz. Siyaset ile ilgili hepimizin söyleyeceği bir şeyler oluyor, ama yapabileceği şeyler malesef olmuyor.O kadar çok özel alanımız ve maddi sorunlarımıza doğru itiliyoruz ki, kamusal alanda herhangi bir eylem gösterebilecek halimiz kalmıyor. Bizi eleştirebilmek ile değil, yaşam sürmenin zorunluluğu ile hapseden bir düzene evet diyoruz. Ve bu düzen bize ters gözükse de, onu sağlayanlara sırf parasal getirilerinden dolayı oy veriyoruz. Günü kurtarmaya yönelik yaşıyoruz. Böyle yaptıkça da yaşam alanımızı daraltıyoruz. Büyük siteler yapıyoruz, içinde havuzları, alışveriş merkezleri olan. Birbirimizden iyice kopuyoruz. Tek bir tarafa yönelip, diğer bütün görüşlere kulak tıkıyoruz. Mekanikleştikçe daha saplantılı oluyoruz. Birbirimizden kopardıkça iktidar partileri bizi, hepimizin insan olduğunu iyice unutuyoruz.
1. Futbol
Yapısal olan fanatizmi törpülenmemiş bir toplum gibi davranıyoruz konu futbol olunca. Bazen bir kişi ile ilgili kriterimizi de futbol takımı belirliyor. Öyle bir ruh, öyle bir yücelik yüklüyoruz ki takımımıza, onu çocuklarımıza öğretmemiz gereken ilk olgu olarak görüyoruz. Çocuğun “cim bom bom” demesi cümle kurabilmesinden daha öte bir şey oluyor. Kısacası futbol ile sevinebildiğimiz kadar seviniyor, üzülebildiğimiz kadar da üzülüyoruz. Birbirimize duygusallık göstermekten, seni seviyorumlardan kaçarken, erkekler ağlamaz ile bütünleşmişken, futbolun bütün bu tabuları kırmasına izin veriyoruz. Bir nevi insanlık durumunun hallerini başka bir insan ile değil, futbol ile yaşıyoruz.
Bütün bu kavramların sonucunda “insanlık durumumuz” çıkıyor ortaya. Unuttuğumuz, bir köşeye bıraktığımız insan ilişkilerimiz. Yan komşumuz sebepsiz yere sorgulanınca, perdelerimizi örtmek yerine, ne olduğunu öğrenmeye çalıştığımız, sorguladığımız zamanlarımız… Bir diktatörün oluşumuna seyirci kalmaktansa, iyi alternatifler üretmeye çalıştığımız, birbirmize destek olduğumuz zamanlarımız… Hep biz diye konuştum, gördüklerim, genelleyebildiklerimdi bu kavramlar çünkü. Kendimi olan bitenden ayrı tutmadım, seyirci kaldığım için de bazen eleştirdim. Ama bizden ayrışan bir “ben,” sosyal bir denek olmaktan çok insan olduğumu hatırlamak istiyorum. Sokakta her insandan zarar gelecek gibi başımı öne eğip yürümek istemiyorum. Hepimizin düşünen, sorgulayan bir insan olduğu o zamana dönmek istiyorum… O zamanın ne zaman olduğunu bilmiyorum ama bir zamanlar olduğunu biliyorum.
Bu maddeleri alan şunları da alabilir:
2 Yorum
to “En çok tartışılan 9 toplumsal kavramımız…”
Additional comments powered byBackType


Maddebagimlisi.com'da; madde madde listeler, geri sayımlar yapar, en iyileri, en kötüleri ve daha pek çok şeyi sıraya dizeriz. Belli bir konumuz yoktur, her şeyi hedef alırız. Hatta
Bekaret var, sonracığıma Avrupa Birliği var, ekonömi (a tribute to Devlet Bahçeli) var… Genişletelim listeyi.
Çok güzel hazırlamışsınız, ellerinize sağlık.Değindiğiniz konuların her biri toplumda ayrı bir önem ve sorun tekil etmekte.Çözülmesi ne kadar zor olsa da, insanları birbirine yabancılaştıran, teker teker farklı uçurumlara sürükleyen bu saplantılıkların (hepsi olmasa da) bir an önce ortadan kaldırılmasını temenni ediyorum.
not. Belki sıralama ve seçilen konular farklı olabilirdi, yani daha geniş bir kitleye hitab etmesi açısından.Ama kadın, futbol, siyaset, din ve televizyon iyi tespitler olmuş.